avrupa ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avrupa ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2009 Cuma

4 Ileri 1 Geri

Istanbul - Bükreş gecesinde bizimkilerin eli ağırdı zaten. Beklenen de oldu, iki takım da kafalar rahat geliyor haftasonuna.

Galatasaray maçına gidişimizden (ve öncesinde FIFA 2010 debut'su yapmamızdan) dolayı Fener maçını izleyemedik. Sadece içeride izleyen kişiye "gol yok mu" dediğim an gol olması kaldı aklımda.

Peki ASY tarafları? Açıkçası berabere kalınan Strum Graz maçından sonra ve yaklaşan derbinin de etkisiyle kolay kazanamayız diyordum. Ama Galatasaray'ın sabrı, Bükreş'in beceriksizliği ile birleşince işler çok da zor olmadı.

Bükreş'in ilk hedefi gol yememekti zaten. Alanını kapadı, çok açılmadı, eline fırsat gelmesini bekledi. Ama Galatasaray, bu seneki sabır standartlarının üstünde sabredip topu doğru şansı bulana kadar çevirince rakibin planları tutmamış oldu. Kewell-Servet işbirliği ile atılan golden sonra Bükreş bu sefer tam tersi bir plana gitti ve tam saha baskıya başladı. Ancak bu da tutmadı. Aynı top çevirme sabrı, ya defansın topu kaptırmasıyla sonlanacaktı ya da ileride ciddi boşluk bulunmasına. Aradaki kalite farkı, risklerin alınmasını kolaylaştırdı ve Keita'nın eforu Nonda'nın bitiriciliği ile Galatasaray rahatladı. Ama açıkçası ben bu golü, topu güzel döndüren defans bloğu ve ön liberolara yazdım.

Ikinci devrenin hemen başında atılan golle maç aslında orada bitti. Galatasaray'ın gol yeme alışkanlığı bile buradan puan kaybedecek seviyede olamazdı. Maçın geri kalanı da derbi hazırlıkları olarak geçti zaten.

Biraz da oyuncu bazlı bakalım. Elano, bence şu ana kadar ki en iyi performansını sergiledi. Maçın başında ve son 20 dakikasında silik olsa da geri kalan orta dilimde sorumluluk aldı, pas dağıttı, oyunu açtı ve ciddi keyif verdi. Kewell, Arda'nın yokluğunda çok daha sorumluluk aldı, top istedi, takımı yönetti ve maçın yıldızlarından biri oldu. Nonda zaten şans verildiğinde boş geçmiyor. Bir de Keita-Nonda'nın yaşattığı Afrika futbolunun güzellikleri yok mu! Onlar oynadıkça içimden African Cup Of Nations'a gidesim geliyor, dahasını bulmak umuduyla.

Bu maç, tabi ki bir ölçü olamadı. Ama Bükreş'in etkisiz eleman olması, Galatasaray'ın aslında yapmak istediği planları açık seçik gösterdi. Önümüzde derbi var ve Fenerbahçe, bu kadar rahat oynamayacak takımı. Peki derbi ne olur? Hakkaten derbi ne olur?

Not: Uzun zamandan beri ilk defa maç yazısı yazabildim, ellerim paslanmış biraz kusura bakmayın.

18 Eylül 2009 Cuma

Dün Gece Ansızın

Dün gece, özel ve önemli bir sebepten dolayı iki maçı da izleyemedim ama Galatasaray'ın Panathinaikos deplasmanından zaferle dönmesi süper bir gelişme olarak tarihe kazındı. Izlemediğim maçın maç yazısını yazmayacağım tabi ki, sadece Genoa'nın bizden önce Avrupa Ligi'nin ilk golü atmasına kıl oldum onu belirteyim istedim.

Herkese iyi bayramlar, bayramdan sonra görüşmek üzere.

28 Ağustos 2009 Cuma

Avrupa Ligi'nde Balkan Savaşları


Hayat Fener'e güzel. H grubunda önce en güzel seribaşı Steaua Bükreş'e düşen Sarı Lacivertliler, hiç hız kesmeden Twente ve Sheriff'i de çektiler ve 18'de 18'e oynuyorlar.

Galatasaray ise en azılı gruba düştü: Panathinaikos, Dinamo Bükreş ve Strum Graz ile. Hadi Strum'u sayma, ama ilk 3 takım Ortadoğu ve Balkan'ların en kanlı geçecek grubunu oluşturuyor. Cehennem gibi stadlar, fanatik taraftarlar, iddialı transferler... 17 Eylül'de kılıçları çekeceğiz anlaşılan.

7 Ağustos 2009 Cuma

Avrupa Ligi Kura Sonuçları


Trabzonspor - Toulouse
Sivasspor - Shaktar Donetsk
Fenerbahçe - Sion
Galatasaray - Tallinn

Aceto tahmin edin demişti, ikisini bildim. Sayısalda olduğu gibi burada da iki bilene bir şey yok. Neyse bu sene kupaya kadar gider mi Türk takımları göreceğiz ama hayal değil. Tahminim Sivas haricinde diğer 3 takımın gruplara kalacağı. Trabzon'un şansı yüzde 51.

Not: Galatasaray.org'da yazan bilgiye göre Tallinn, liginde 5 maç eksik ile lidermiş. Allah ne ligler yaratmış.

31 Temmuz 2009 Cuma

Go West!

Galatasaray - Netanya maçının bu başlıkla ne alakası var şimdi diyenlere; Avrupa macerasına başlayalı 3 maç olmasına rağmen henüz Edirne'nin batısına geçemedik de ondan. Ankara'nın doğusunda ilk Kiril alfabeli formalarıyla Tobol vardı karşımızda, bu gece de Ibranice takılan Netanya. Bu turdan sonra Edirne'nin batısında, Latin alfabesi kullanan ülkelere yolculuk yapacağımızı umuyorum. Pet Shop Boys'dan Go West bu yüzden geliyor.

Uğur'un da yazdığı gibi, Galatasaray kolay maçlarda geriye düşüp kendine gelmek gibi bir alışkanlık kazandı. Ama bu sık tekrarlanırsa, geriye düştüğünde kendine gelen takımın, olayı kanıksayıp yine sallamamasından korkuyorum açıkçası. Yine de Tobol'dan daha kolay olduğunu düşündüğüm bir kuranın beni şaşırtmaması iyi oldu. Tobol ne de olsa 10-0-0 taktiğiyle sahaya çıkmıştı, bir de ilk dakika golü bulunca en sıkıntılı senaryo gelmişti başımıza. Netanya ise futbolu daha pozitif oynamayı tercih eden bir takım olacaktı/oldu. Bu yüzden hücum etmemiz ve gol atmamız beklenen şeylerdi benim açımdan.

Yalnız şüpheliyim ki Fenerli bir Türk Yahudisi, Netanya'ya Sabri'nin üstünden oynama taktiği vermiş. Ilk yarı ne kadar tehlike varsa hepsi Sabri'nin koridorundan geldi. Golde hatalı değil derken, ön direkte topu kurtarmak yerine içeri tiklediğini gördüm. Zaten pek sempatim yoktu, attığı gole rağmen bu takımda yeri/işi olmadığını kesinleştirmiştir bu maçla. Sağ beke en yakın zamanda Uğur'u veya yeni bir transferi bekliyoruz.

Takım, kendini sıkmamak dışında iyiydi sanki. Çok teknik taktik bakılacak bir maç olmadı. Zaten deplasmandan 4-1 galibiyet ile ayrılıyorsan bir yerlerde bir şeyleri doğru yapmışın demektir.

Yine de önemli bir noktaya değineyim. Bu maçtaki duran toplar iki takım hakkında da çok açık bulgularla doluydu. Ev sahibinin kalitesini anlamak için Hakan Balta'nın attığı gole bakmamız yeter. Kornerden gelen topta, kaleye yakın mesafede hiç kimsenin tutmadığı Hakan Kadir Balta, çok rahat bir gol attı. Hiç, bir duran topta bu kadar kötü oyuncu paylaşımı yap(amay)an bir takım görmemiştim. Orada maçın ne olacağı belliydi. Galatasaray tarafında ise sevindirici gelişmeler var. Yıllardır saçma sapan duran top organizasyonları ile kafayı yedirtirdi bize takım. Bu sezon Tobol'a atılan bütün goller duran top. Bu akşamki maçta da 2 tane duran top golü. Kewell'ın kornerlerde el-kol ile hangi formasyonda topu kullanacağını işaret etmesi, bu pozisyonların ciddi şekilde çalışmış ve ezberlenmiş olduğunun göstergesi. Belki de benim içimi en rahatlatan unsur da bu. Kapanan savunmaları geçmenin en kolay yolu duran toptur çünkü.

Go West, life is peaceful there diyorum o zaman, batıya doğru yürüyüşü sürüyor Galatasaray'ın (ve duyduğuma göre Fenerbahçe'nin de, onlara da tebrikler). Uzun soluklu olması dilekleriyle...

17 Temmuz 2009 Cuma

Tobol 1 - 1 Galatasaray


Sezonun hem en önemli hem de en önemsiz karşılaşmalarından biri olarak yazılacak heralde bu akşamki Tobol maçı. Önemli çünkü bu tip küçük takımlara karşı gardı düşük yakalanmak daha olası, hem de rakibin ligi çoktan başlamış ve ne yapacağını bilen bir rakip ise. Önemsiz çünkü daha temmuz ve uzun (olacağına inandığımız) bir yolun başlangıcının başlangıcı. 

Çok fazla teknik taktik yazılacak bir maç değildi, neyse ki yanımda bir arkadaşım vardı da uyumadım hatta. Ama aklımda kalan bazı şeyler var. Bir kere gençlerle başlamak hem onlara güven ve zaman vermek açısından hem de asıl takımı erken forma sokup sezonun kritik haftalarında form düşüklüğüne sokmamak açısından önemli. Yarı suni bile olsa Rijkaard, gençlere şans veren bir hoca kimliğine bürünür artık. Ama o zaman insan soruyor, her hazırlık maçında oynatıp beğendiğin Emre Çolak nerede? Çok rahat bu maçta oynayabilecek ve oyuna katkı sağlayabilecek bir isimdi oysa ki. Ayrıca yine Sabri'nin kullandığı duran toplara kalmazdık, inşallah bir gün o hastalığı da atıcaz üstümüzden. Eskiden Hasan Şaş'ın kullandığı kısa kornerler vardı, onun gibi bu da. 

Alpaslan'a da bir paragraf açalım. Benim sevdiğim bir oyuncu, bu akşamki oynu veya kırmızı kartı düşüncelerimi çok da etkilemedi. Kendisine gösterilen iki sarı kartın da ağır olduğunu düşünüyorum, keza birincisinde önce kaymasına rağmen sonradan ayağını çekmişti. Yine de emin olmak için tekrar izlemem lazım. Nolursa olsun Alpaslan'ın Volkan Yaman'dan daha nitelikli bir sol taraf yedeği olacağına inanıyorum. 

Bir de özlemişiz stadlarla elektriklerin gitmesini. Ben ilk yarı bitti zannetmiştim, daha devamı varmış. 

Maçı sıktık sıktık bu kadar suyu çıktı, haftaya Ali Sami Yen'de canlı canlı sezonu açtığımızda daha enteresan şeyler yazacağımıza eminim. Ayrıca yarın bir sonraki tur için kura çekimleri var, hem Fenerbahçe'nin hem de muhtemelen Galatasaray'ın rakiplerini de öğrenmiş olacağız. O bile bu akşamki maçtan daha aksiyon olabilir.