transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2009 Pazar

Yüzümdeki Yastık Izi


El Pais'in haberine göre Franck Ribery, "hiç bir zaman Real Madrid'de oynamak istiyorum demedim" demiş.

Başlığı okudum, durdum, nefeslendim, bi daha okudum. Galatasaray'dan kaçarken bile bu kadar aptal yerine koymadın insanları Ribery, yavaş biraz dedim içimden.

Yüzümdeki de yastık izi diyeceksin bir gün, ondan korkuyorum.

14 Ağustos 2009 Cuma

Guti'nin Maskesi

Bugünün haberi Guti'nin Galatasaray'a doğru yelken açtığı. Imza görmedikçe kesin birşey söylemek zor, o yüzden kişisel yorumumu yapayım.

Galatasaray'ın Guti'yi alacağını hiç zannetmiyorum. Hatta Guti'nin pozisyonu, şu an transfer listesinin muhtemelen en sonundadır. Bir de basına yansıdıysa kuvvetle ihtimal olmaz. Peki ne olur? Solu vurmadan önceki sağ göstermeler Guti olayı. Bence Galatasaray, haftabaşı bir defans oyuncusu veya ön libero transferi patlacak. Bu belki Keita olayındaki gibi, basında çıkan adamın aynı takımından olabilir.

Hiç bir bilgim yok, tamamen made in işkembe. Peki ya tutarsa?

30 Temmuz 2009 Perşembe

Rabbime Sordum Elano Dedi


Geçenlerde bir yazı okumuştum; erkekler, çok güzel bir kız görünce kısa süreli şok geçiriyormuş. Inkar etmicem, ama bu durumun sadece kızlarla kısıtlı olduğunu da düşünmüyorum. Haldun Üstünel'in transferlerini görünce de tepkiler çok farklı olmuyor.

Ama mor forma şoku ile sarsılan Cimbomlu bünyeleri hayata geri döndürmek, etrafta madara olmaktan kurtarmak için bu lazımdı. Şimdi Milka geyiklerine ara veriyoruz; sırada "In Haldun We Trust" ve "Haldun Üstünel ile kız istemeye gitmek" geyikleri var. Ekşisözlük şimdiden şenlenmiş.

O zaman bir de yanına "Haldun Üstünel, onursal futbol şubesi sorumlusu olsun, hep orada kalsın" diyorum, ya da başkan olsun ileride. Ama bir de şu forma seçme işine el atsa çok şukela olacak.

3 Temmuz 2009 Cuma

Beşiktaş'ın Hassas Dengesi

Inönü Stadı'nın etrafından geçerken düşündüm sabah. Beşiktaş şampiyon oldu ama Beşiktaşlılık psikolojisi nerede?

2002-2003 sezonuna dönelim; 100. yıl. Sezona taş gibi başlamıştı Beşiktaş, çok iyi oynuyordu, önüne geleni yeniyordu. Biraz hakem hataları oldu lehlerine (mesela Kocaeli deplasmanı) ama sonuçta genelde hakkeden takım BJK olduğu için çok bir ses çıkmıyordu. Sezonun ikinci yarısında ise Galatasaray ile çok ciddi bir rekabet içine girmişlerdi şampiyonluk için. BJK de ilk devredeki performansını sergileyemiyordu. Burada hakem hataları GS aleyhine dönmüştü (mesela ASY'deki Adana maçı). Yine de her türlü spekülasyon, Inönü'de Sergen'in golüyle bitti.

100. yılında şampiyon olan Beşiktaş, bir daha şampiyon olabilmek için 6 sene bekledi. Buradaki en büyük etkenin psikolojik olduğuna inanıyorum. Şampiyonluk sayısının düşmesi, Demirören faktörü ve medyanın etkisiyle hep Beşiktaş 3. büyüklüğe indirilmeye çalışıldı. Taraftarlarının tepkisine rağmen psikolojik olarak da oraya doğru ilerliyordu Kara Kartallar.

Bu sene gelen şampiyonluk o yüzden çok önemliydi. Yine bir GS veya FB birinciliği, hele de onların geride kaldığı bir sezonda şampiyonluk Sivas'a kaptırılsaydı Beşiktaşlı'nın psikolojisi derinden etkilenebilirdi. Sonuçta Mustafa Denizli, takımı mutlu sona ulaştırdı. Kazandığı psikolojik devinim ile transfer sezonuna giren Beşiktaş, hiç beklemediği goller yedi. Mehmet Topuz olayında Fenerbahçe ciddi bir gol attı. Sonra Galatasaray, hiç beklenmedik bir anda Gökhan Zan'ı kaptı. Belki Zan'ın arkasından ağlayan çok olmadı ama sonuçta GS, BJK'nin koynundan bir oyuncu (hem de kaptanlarından birini) çalmıştı. Saha içi performansı bilinmez ama transfer olarak bir goldür bu.

Demirören, yediği bu golleri çıkarmak için açtı kesenin ağzını kararttı gözünü. Nihat, Ismail Köybaşı ve Rıdvan. Önemli transferler, durumu hakkaten beraberliğe taşıdı belki de. Tekrarlıyorum, transferleri saha içi performanslarından bağımsız olarak, tamamen psikolojik olarak değerlendirmeye çalışıyorum.

Bu seneki Beşiktaş psikolojisi, kanımca çok önemli. Şampiyonluğun kazandırdığı devinim yavaşlamaya yüz tutuyor, hele bir de sezon içinde BJK taraftarının Demirören sevgisizliği tekrar hortlar ve takım da iyi sonuçlar alamazsa "3. Büyük" psikolojisi yine sarabilir hem taraftarları hem de rakipleri. Ama gidişat iyi olursa ve psikolojik devinim devam ederse Beşiktaş'ı çok daha iyi günler bekleyebilir. Yani bu sene, ilerideki bir kaç senenin gidişatı için kritik Kara Kartallar adına.

Beşiktaşlı değilim, hatam olmuş olabilir. O yüzden Beşiktaşlı arkadaşlardan yorum kısmına düşüncelerini rica ediyorum. Ben uzaktan bir göz olarak böyle görüyorum, hem diğer Beşiktaşlı olmayanların hem de Beşiktaşlı olanların bu konuda ne düşündüklerini merak ediyorum.

2 Temmuz 2009 Perşembe

Keita ve Ötesi

Artık transfer dönemlerinde her sabah kalkıp "bugün acaba bomba patlar mı, kim gelir?" diye düşünmek bağımlılık yapıyor. Haldun Üstünel'e çok teşekkürler bunun için. Kader Keita da aynen öyle bir transfer. Bütün Galatasaray camiasına ve Türk futboluna hayırlı olsun.

4-3-3 dizilişinde her yerde oynayabileceğini, Lincoln'ün artık tamamen gözden çıkarıldığını ve takıma yapılması gereken diğer takviyeleri çok güzel yazan bloglar var. Boyumu aşan sulara girip aynı şeyleri tekrarlamayacağım. Zira Keita'yı çok izlemişliğim de yok.

Ama bir kaç adım yukarıdan da bakılabilir bu transfere. Yıllardır, özellikle de 4 büyüklere gelen oyuncuların hepsi "memleketi+yıldız" mertebesindeydi, oyuncunun osurukluk seviyesine bakılmadan. Yani adı sanı duyulmamış Alman oyuncu geldiğinde Alman yıldız mertebesine ulaşıyordu otomatikman. Daha sonra sahada şerefli mağlubiyetlerle yetinmezken Türk takımlarının vizyonu biraz daha genişledi oyuncu alımında. Hakkaten de elle tutulur adamlar da geldi, ülkemiz şenlendi, Avrupa futbolunda haritaya girmiş olduk en azından. Bu seviyenin en büyük transferi Hagi idi. Nasıl bir efsane olduğunu belirtmeye gerek yok ama bir yandan da Hagi bir piyangodur GS için. Geldiği yaş itibariyle sahada hiçbir şey yapmayan adam olsa kimse şaşırmayacaktı. Yani Türkiye, Avrupa futbol ve transfer haritasına girmişti ama tatil merkezi olarak.

Bir sonraki adımı da attık 21. yüzyılda. Yaşlı olmayan ama gözden düşen oyuncular geldi bir süre. Buraya mesela Anelka yazılabilir. Kariyeri gittikçe gerilemiş ve ahı gitmiş adı kalmış bir oyuncu idi, yaşına bakmadan konuşunca. Sonra Türkiye'de kafa dinledi ve oradan Premier League'e ve Chelsea'ye zıpladı. Aslına bakarsanız Kewell da böyle bir transfer.

Ama Keita transferinin de gösterdiği üzere, Türk futbolunun yabancı transferlerinde artık bir üst kademeye de geçiş var. Yani genç, hala iş yapan, en üst seviye olmasa bile iyi olarak anılan oyuncuların ülkemize gelmesi veya gelmeyi ciddi olarak düşünmesi. Bu bugün Keita'dır, yarın belki Poulsen'dir, Mellberg'dir (geç kaldık ama olabilirdi), belki de iki seneye Ronaldinho'dur. Yani aslında güzel bi atlamadır bu. Lyon ve Porto'nun birinci sınıf takımlara satamadıkları ile birinci sınıf takımlarda bekleneni veremeyen 25-30 yaş arası oyuncular bahsettiklerim.

Bir sonraki adımı da 3-4 seneye atabileceğimize inanıyorum. Nedir? Üst seviyelere gidecek takımların sondan bir önceki adımı. Yani bir bakıma belki Porto ve Lyon tarzı bir takım. Bunun için gereken elementleri yavaş yavaş topluyoruz ama eksiklerimiz var. En başta Avrupa çapında birincil takımlarda oynayabilecek genç Türk oyuncular. Yani o takımların ilgisini çekmek için güzel oyuncular. Arda, Mehmet Topal, Sercan Yıldırım en çok adı geçenler. Bunların gerisinin de gelmesi, Türk takımlarına olan ilginin devam ettirilebilmesi lazım. Bu durumda alt seviyelerdeki potansiyelli oyuncular için de Türk takımları önemli bir vitrin ve çekim merkezi olur. Özellikle bu sınıf oyuncuların yabancı versiyonları için çok da hazırlıklı değiliz. Yani gencecik yabancılar için sabrımız az ve onları yeterli derecede değerlendirebileceğimiz scout ekiplerimiz yok. Afrika'dan Brezilya'dan, Avrupa'nın alt liglerinden gelen genç oyunculardan hep Ribery performansı beklicez. Ama menajerlerin getirdiği videolardan adam seçen yöneticiler, ardarda hatalı transferler yapıp sabır seviyelerini aşağıya çekecekler gibi duruyor. Hatta o kadar başarısız transferler olacak ki bu makroplan'ın doğruluğu bile sorgulanacak desek yeridir. Umarım yanılıyorumdur.

Yani bugün Keita ve Ankaragücü'ne gelen Darius Vessall ile önemli transferler yapsak da, asıl aştığımız engeller psikolojik engeller. Farkında olalım veya olmayalım bir üst sınıfa geçmenin dayanılmaz hafifliğini hissediyoruz. Gerisi de yine ellerimizde.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Benzema Real Madrid'de


Kaka'nın imza töreniyle dikkatleri başka yöne çeken Perez, bugün de Benzema'yı Madrid'e getirdi. Manchester United'ın da Fransız golcünün peşinde olmasına rağmen bu hamlenin yapılması açık ve net bir mesaj: Kimi istersem alırım! Real Madrid, bütün futbolcuları içine çeken bir kara delik olma yolunda ilerliyor. Ama futbolun hali nice olacak?

17 Haziran 2009 Çarşamba

Ve Servet Gider


Dün yazdığım iki yazının birleştiği noktayı gözlemledim az önce. Servet'in Marsilya'ya transfer olduğu medya kuruluşlarına ve ajanslara düştü. Hayırlı uğurlu olsun ilk önce Servet'e, sonra Galatasaray'a sonra da Marsilya'ya. Eminim şimdiden kalemler çekilmiş, klavyeler hazırlanmış, Avrupa'daki stoper listesi hazırlanmıştır Galatasaray'a transfer edilmek için. Eh herkesi yazınca elbet bir tanesi tutacak, onlar da haber atlamamış olacak.

Buradan Servet'e de teşekkürlerimizi iletelim. Geldiği günden beri canla başla, hastalık sakatlık dinlemeden insanüstü bir efor ile kalemizi savundu. Çocukluktan GS'liyim demeden, renklere gönül verenlerden bile fazla savaştı. Istenmeden geldiği camiayı da 2 sene sonra giderken üzüntüye boğdu. Demek ki arada doğru şeyler olmuş.

Umarım ayağındaki sakatlığı en yakın zamanda düzelir, Marsilya'ya da yararlı olur. Yolu açık olsun.

16 Haziran 2009 Salı

Servet ve Bonservisi

Bloglar hep bir adım önde, Servet'in Marsilya'ya gittiğini sabah Google Reader'da öğrendim. Bu transfer hakkında resmi bir açıklama yok ama oldu diye düşünüp yazıyorum.

PCLionFC'de çok kez söyledi Uğur; oyuncuları bonservisi ile satıp para kazanmak bir kültürdür. Galatasaray, henüz bu kültürü oturtamamıştı (bknz Emre, Okan, Ribery). Şu anda da elinde bir fırsat var. Bu Servet ile başlar, Mehmet Topal ile devam eder, Arda ile iyice gelişir. Ama bonservisli oyuncu satmak, aslında çok ayaklı ve zahmetli bir olay.

En başta oyuncuyu doğru zamanda, doğru kulübe satmanız lazım. Servet'in olası transferi ile Mehmet Topuz transferini karşılaştırmak yeterli. GS, çok da bayılmadığı Marsilya ile pazarlık etmiş ve 7-8 milyon Euro civarı bir bonservis almıştır. Servet belki bir süre daha GS'de kalsa Avrupa'ya gitmek için yaşlı kalacak ve GS, Song gibi bedavaya bırakacaktı bir kaç seneye onu da. Yani zaman doğru zaman. Marsilya da aslında doğru sayılabilecek bir takım. Servet'in 11'de oynayabileceği, göreceli ağır kalmasının daha az sorun olabileceği bir lig Ligue 1. Mehmet Topuz ise, Kayseri'nin kendisini uzun süre bekletmesinden dolayı değerini düşürdü belki de. Mehmet Topal (Topal'a geçtik dikkat) ise çok daha genç ve görev yaptığı pozisyon itibariyle de daha yüksek bonservis getirebilecek bir oyuncu. Valencia gibi borç batağında bir takımın onu istemesi en büyük sıkıntısı ama 2 sene sonra onun da Avrupa'ya çıkma vakti gelecek. Kötü bir sürpriz olmazsa onun da 10+ milyon euro'ya verilmesi gerekir. Arda ise bambaşka bir konu...

Oyuncu satmak kadar oyuncu almak da bir marifet. Galatasaray, son yıllarda nispeten daha iyi yapıyor bu iki işi de. Her ne kadar Servet'e verilecek bonservisin Galatasaray tarihindeki en yüksek bonservis olması utanç verici olsa da, Servet ve Mehmet Topal gibi gelişleri çok da uzak olmayan bir zamanda olan oyuncuların ciddi karlar elde edilerek satılması da alışık olmadığımız bir durum. Mesela Tugay, Glasgow Rangers'a giderek kariyerinde bir atlama yapmıştı ama Tugay'ın Galatasaray'a gelişinden çok çok sonra olmuştu bu olay. Emre ve Okan'dan ise malum elimize birşey geçmedi. Servet ile Topal ise 2-3 sene içinde alınmış oyuncular. Bir Porto olmasak da (6 ayda kaç milyon euro kar ettiler Aly Cissokho'dan) kendi çapımızda başarılı bir olay bu.

Ama dediğim gibi, bir de bunların alınma süreçleri var. Servet'in satılması kadroda bir boşluk da doğuruyor aynı zamanda. Galatasaray gibi hedefleri olan bir kulübün hem kısa vadede onun yerine birini koyması hem de uzun vadede yetiştirip hem o boşluğu dolduracak hem de isterse satıp yine bonservis edebileceği (yani döngüyü tamamlayabileceği) oyuncuları olması lazım. Servet'in yerine, Aceto'nun da dediği gibi, bir yabancı stoper alınması kuvvetle muhtemel. Yanına sakatlanmayan bir Emre Güngör, arkalarına Semih-Emre Aşık-Murat Akça gibi alternatifler koyulduğunda sıkıntı yaratmayacak gibi. Çakma stoperler Balta-Topal-Kewell'ı da unutmayalım. Tabi bunların hepsi teori, gerçekte neler olur göreceğiz.

Bu arada Servet'in satılma haberleri ile adını yazamadığım Gürcü stoperin transferi haberleri son derece paralel gidiyor. Ya ikisi de bitmiştir, ya da ikisi de bitmemiştir henüz. Bilen biri var mı kendisini? Varsa yorum kısmına davetli olsun, limonatalar benden.

Galatasaray, kendisi için güzel bir kapı açıyor. Eğer bu kapıyı açık tutabilir ve kendisi de geçebilirse kendisi için çok hayırlı bir iş yapmış olacak. Gelişmeleri takip ediyoruz. Transfer gerçekleşir bir de veda yazısı gelecek Servet'e.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Kun Chelsea'ye mi?


Bu da benden gelsin, El Pais'ten çaldım, onlar da The Times'dan çalmışlar. Muhtemelen onlar da Milliyet'ten çalmıştır. Chelski, Madrid'e 45 milyon euro'luk teklif geçmiş; 60 milyon euro cevabı almışlar. Pazarlıklar devam. Olmazsa Pato için kolları sıvıyormuş Mavililer, hazır Ancelotti'yi de almışken.

Bu hafta mevsim normallerinin üzerinde sıcak geçiyor.

Gelecek Bu Mu?

Galatasaray'ın geleceği hakkında öngörüleri daha yeni yazdık, üstündeki duman tüterken sabah okuduğum haberleri buraya iliştireyim dedim.

Sarı kırmızılıların, orta vadedeki hedefleri göz önünde bulundurarak ve Rijkaard'ın ismini kullanarak önemli transferler gerçekleştirmeyi hedeflemesi gerekir. Mustafa Sarp imzayı attı. Ama bir de medyanın GS'ye getirmeye çalıştığı isimler var. Orhan Şam, GS'nin uzun zamandır ilgilendiği bir oyuncu. Uğur gayet güzel bir şekilde yazmış PCLionFC'ye, kendim çok uzatmayacağım. Ama nedense Orhan Şam denince aklıma kendi kalesine attığı goller geliyor. Defans için adı geçen diğer bir oyuncu da Khinizasvili (veya öyle bir şey). Tugay'ın eski takım arkadaşı Gürcü oyuncuyu hemen hemen hiç tanımıyorum, belli olan tek şey var: Eğer ülkemize gelirse spor spikerlerinin ciddi sıkıntı çekeceği. Yine de çizdiğimiz Galatasaray vizyonuna uygun bir oyuncu mu, düşünmek lazım. Elimizdeki kozları kullanarak mesela Lucas Neill'in alınması daha uygun olmaz mı? İş imzaya kaldı diyorlar, hiç de fena olmaz. Hem de Avustralyalı dayanışması ile Kewell'ın da performansı artabilir.

Ama bir isim var ki takılmış durumdayım. Rijkaard ile Barcelona'nın kurduğu iyi ilişkilerden bize düşen Gudjohnsen olacakmış. Barcelona'da bulunduğum 2006-2007 sezonunda Eto'o yerine oynuyordu Izlandalı, Kamerunlu'nun sakatlanmasının ardından. Gerçekten saç baş yolduran, şehri kendine düşman edinen bir forvetti. Bir de Sarı Fırtına lakabı takılmış kendisine, bırakın Beşiktaşlı Metin'de kalsın o lakap. Zamanında Fenerbahçe ile adı geçerken sevindiğim bir oyuncuydu, fanatik damarımın kabardığı anlarda. Mantıklı bir yöneticinin bunun yerine yapması gereken genç 3-4 Türk forveti almak, en azından bir tanesinin tutacağını hesaplayarak. Üstüne para da kalır. Demem odur ki, aman!! Sakın!!

Içimi rahatlatan bir tek nokta var şu anda transfer konusunda. Yukarıdaki isimlerden Neill hariç diğerlerine soru işaretiyle bakarım, ama zaten Galatasaray transfer komitesi (Haldun ile Üstünel biraderler yani) son yıllarda adı geçen kimseyi imzalamıyor. Onun yerine daha iyi oyuncuları şapkadan çıkarıyorlar.

Transfer sezonunun bu balonlarını, heyecanını o kadar özlüyorum ki sezonun ilk haftalarında bir içim burkuluyor. Maçlar çok gerçek, çok değiştirilemez geliyor. Sonuçta zaten önemli olan gidilen yer değil de yolun kendisi değil midir? Ronaldinho mu dediniz?

16 Nisan 2009 Perşembe

Yalan Rüzgarı GS

Dizi kültürünün aslında futbola yansıması bu transfer haberleri. Futbol oynanmayan yaz aylarında gazetelerin verdiği transfer haberleri, geldi geliyor, gelmiyor, ailesi ikna ediliyor gibi haberleri takip etmesi gayet keyifli. Galatasaray, geçen sezon işin bütün keyfini kaçırmıştı, Kewell ve Baros bir anda gelivermişler, kimseye onlar hakkında yazma fırsatı tanımamışlardı. Neyse ki bu sezon erken başladı adaylar da arayı kapıyorlar.

GS özelinde, en büyük soru kimin gideceği. Servet, Mehmet Topal, Lincoln, Sabri en büyük adaylar. Şaş ile de yollar ayrılacak sanki. Görünüşe göre De Sanctis de bonservisi yüzünden geri dönecek. Ama asıl soru, Bülent Korkmaz nolacak?

Geldiğinde efsaneydi, hala da öyle aslında ama belli ki Galatasaraylılığı dışında bu efsane statüsü gereği gelmişti, yani 2. Fatih Terim dönemi ve Hagi'nin gelişi gibi bu da bir "Efsane getir herkes sussun" operasyonu. Seneye de GS'nin başında kalmayacak gibi. Hemen adaylar türedi; Van Gaal, Rijkaard, Felix Magath ve Mathias Sammer.

Van Gaal, şu anda Eredivisie'de AZ Alkmaar ile lider, şampiyon olması da büyük ihtimal. Diyelim ki AZ'den ayrıldı, muhtemelen bizimkilere bırakmazlar kurt hocayı. Gelse süper olur ama heveslenmiyorum. Rijkaard hakkında soru işaretlerim var açıkçası. Elindeki kadro Ronaldinho-Etoo-Messi-Deco-Henry'li Barcelona kadrosuydu, yani başına ben bile geçsem birşeyler yapardım. Kaldı ki son sezonunda çok da başarılı değildi. Yani benim açımdan rüşdünü ispatlamış değil (he, sen kimsin ki diyebilirsiniz o ayrı). Felix Magath da Wolfsburg ile sessiz sedasız geldi Bundesliga'nın tepesine oturdu. Almanya'da neler olur bilinmez, çok enteresan bir lig oluyor bu sene. Yine de şampiyonluk yolunda 3 puanlık bir avantajları var ve Bundesliga'da yılın teknik direktörü olur Magath. Van Gaal'deki gibi, Wolfsburg'dan ayrılsa bile bize yedirmezler. Bir de gazetelerin bize en yakın dediği isim var, Mathias Sammer. Açıkçası istemiyorum gelmesini, ikinci bir Skibbe vakası olacakmış gibi geliyor bana.

Bir de geçenlerde Van Nistelrooy'un GS ile anlaştığı yönünde haberler çıkmıştı. Adriano da Fener'e gelir bütün yaz... Güzel, güzel, bu yaz zevkli geçecek.

PS: Bugün bir de Laudrup kapının önüne koyuldu, o da yazımızın favorilerinden olacak heralde.