toyota etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toyota etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2009 Çarşamba

Toyota da F1'den Çekiliyor


Daha dün Bridgestone'un ardından yazmıştım, sabah yayınlamak için:

"...Acaba Toyota, seneye F1'de olacak mı?

Muhtemelen bu sorunun cevabını, 15 Kasım'daki Toyota Genel Kurul toplantısından sonra öğreneceğiz, çünkü o sırada takımın 2010 bütçesi kararlaştırılacak. Geçen sene Honda'nın gidişini, Bernie bile 2 gün öncesine kadar bilmiyordu. Bir anda toplandı ve gitti Honda. Toyota içinse uzun süredir "F1'den ha ayrıldı ha ayrılacak" dedikoduları yapılıyor. Belki onların eşref saati de gelmiş olabilir. Honda'nınkinden daha sürprizsiz bir ayrılık olur..."

Bu sabah Mustafa Taha'nın mesajı haberlerden önce geldi. Toyota, tam da bu satırları yazarken olağanüstü yönetim kurulu toplantısı yapıyormuş ve Formula 1'den ayrılacağı kararını alıyormuş. Hem de daha bir kaç ay önce imzaladıkları, 2012 sonuna kadar bağlayıcı olan Concorde Anlaşmasına rağmen...

Bunun anlamlarına bakalım biraz da. Dünkü yazıda Japonya'nın Formula 1'deki kalan kalelerinden bahsetmiştim. Sallantıdaki Toyota artık yok. Gridde olma umudu olan tek Japon pilot Kobayashi de Toyota ile yarışacaktı, o da eğer başka bir yarış koltuğu bulamazsa babasının sushi restoranına geri dönecek.

Bunun yanında, Toyota'nın yarışlardan çekilmesi, BMW'den ayrıldıktan sonra el değiştiren Sauber'in işine geldi. 14. takım olmak için bütün takımların onayını bekliyorlardı ve başta Williams olmak üzere 14 takımlı gride hoş bakmayanlar vardı. Toyota'nın çekilmesi, onların da yarışlara dönebileceği anlamına gelecek. Sonuçta onlar da geleceklerini yakında öğrenmek istiyolardı ve kucaklarına böyle bir şans düşüverdi.

Bir de işin Renault boyutu var. Bütün sene, Toyota ile beraber onların da yarışlardan çekileceği konuşuluyordu. Toyota çekildi, Renault çok ciddi bir skandala karıştı ama yoluna devam ediyor gibi gözüküyor. Ama Alonso gitti, Briatore ve Symonds gitti. Ellerinde Kubica var ama ikinci pilot muhtemelen Grosjean olmayacak. Eğer Renault da yarışlardan çekilirse gridde 13 takım bile görmeyebiliriz.

Bridgestone'un Ardından F1'de Japonya

Dün gelen haberlere göre Bridgestone, F1'den 2010 sezonu sonu çekiliyor. Yıllarca Michelin ile rekabet eden, son senelerde de yarışların tek lastik sağlayıcısı olan Bridgestone'un çekilmesi, en başta şaşırtıcı oldu, en azından kişisel olarak. Dedikodular, Pirelli'nin boşluğu dolduracağını söylüyor ama asıl konumuz o değil bu yazıda.

Formula 1, an itibariyle, tarihinde hiç olmadığı kadar uluslararası bir halde. Onlarca yıldır süren Avrupa hakimiyetinin gittikçe azaldığı, özellikle Orta Doğu ve Uzak Doğu'nun gittikçe ağırlığını hissettirdiğini görüyoruz arenada. Bernie Ecclestone, yeni yarışlara yer bulamıyor; bu yüzden her sene takvim gittikçe uzuyor. Bu sene 17 yarış koşuldu, seneye Kanada ve Kore GP'lerinin eklenmesiyle 19 olacak. Bernie, ileride 20 yarışa çıkabileceklerini söylüyor. Sallantıdaki yarışlar ise Ingiltere, Valencia, Belçika...

Ama Avrupa ile beraber koltuğu sallantıda olan bir ülke daha var: Japonya. Japonlar, Avrupa dışında Brezilya ile beraber en uzun F1 geleneği olan ülke aslında. Pilotlar bakımından başarıları son derece miniskül. Takım bazında, başlıca olarak Honda özelinde, başarılı olsalar da istikrarı tam olarak sağlayamadılar.

Son yıllara ufak bir bakış atalım. Sato ve Nakajima; iki adet kamikaze gibi pistlerde direksiyon salladılar. Rakiplere korku saldılar. Yarışların hemen hemen tamamında takım arkadaşlarının arkasında kaldılar ve sonunda takımları tarafından yol verildiler. Sırada Kobayashi var. Açıkçası, Timo Glock'un yerini aldığı son iki yarışta oldukça iyi bir performans sergiledi ve kendisinden önceki Japon pilotlara taş çıkarttı. Ama henüz kesin bir karar vermek için erken, umarız onlar gibi olmaz. Çünkü Trulli ve Glock'un seneye büyük ihtimalle Toyota'da olmayacağını düşünürsek Kobayashi, kırmızı beyaz tulumuyla karşımıza çıkacak gibi.

Ama bunun gerçekleşmesi için önünde iki engel var. Birincisi, takımın onu seçmesi. Bunun yanına "tamam" işareti koyabiliriz, çünkü Howett'ın da dediği gibi, genç Japon'un performansı etkileyiciydi ve o bir Japon. Toyota tabi ki olumlu bakar buna. Ama ikinci engel daha çetrefilli ve pilot kardeşimizin emeği dışında. Acaba Toyota, seneye F1'de olacak mı?

Muhtemelen bu sorunun cevabını, 15 Kasım'daki Toyota Genel Kurul toplantısından sonra öğreneceğiz, çünkü o sırada takımın 2010 bütçesi kararlaştırılacak. Geçen sene Honda'nın gidişini, Bernie bile 2 gün öncesine kadar bilmiyordu. Bir anda toplandı ve gitti Honda. Toyota içinse uzun süredir "F1'den ha ayrıldı ha ayrılacak" dedikoduları yapılıyor. Belki onların eşref saati de gelmiş olabilir. Honda'nınkinden daha sürprizsiz bir ayrılık olur.

Tabi bir yandan, tam şampiyonluğa oynayacakken spordan ayrılan Honda var. Geçen sene bol bol yazmıştık onlar hakkında. Bir sene daha devam etseler, belki de Brawn'ın bu sene elde ettiği başarıları kazanacak ve bu krizde ne kadar para verirse versin yapamayacağı reklamı yapacaktı. Olmadı, ayrıldılar.

Bridgestone... F1'in tek lastik sağlayıcısının ayrılması kadar basit de görebilirsiniz onların ayrılmasını, Japonya'nın gittikçe kan kaybının konfirmasyonu olarak da. Ama 2010'dan sonra olmayacakları kesin.

Bir de Japonya GP'sinin durumu var. Fuji ve Suzuka gibi iki şahane piste sahip bir ülke bile olsalar, finansal kriz bu sahayı da vurmuş durumda. Japonya GP'sinin daha önce kararlaştırıldığı gibi dönüşümlü mü olacağı yoksa bundan sonra Suzuka'da devam mı edeceği meçhul.

Özetlersek F1'de koca Japon geleneği, geleceği sallantıda olan Toyota, ne yapacağı belli olmayan Japonya GP'si ve acemi Kobayashi'nin omuzlarında. Peki bu düşüş, mesela Hindistan'ın gittikçe yükselen yıldızının karşısında durabilecek mi? Bence hayır. Force India, Mercedes motoruna geçtiğinden beri yukarıları zorlamaya çalışıyor. Hatta Spa ve Monza gibi hızlı pistlerde en başa oynayarak ciddiliklerini gösterdiler. Hindistan GP'si gümbür gümbür geliyor. Hint pilotlar, özellikle de Chandook, gittikçe F1'e yaklaşıyorlar.

Görünüşe göre Japonya, F1'deki ağırlığını korumak istiyorsa, hem günü kurtarmalı hem de uzun vadeli planlar yapmalı.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

BMW, F1'den Çekildi

Günün bomba haberi Almanya'dan geldi. Otomotiv devi BMW, Formula 1 yarışlarından çekileceğini açıkladı.

Eminim önümüzdeki günlerde kararla ilgili gerekçeler, daha ayrıntılı sebepler açıklanır ama şimdilik firmanın, motorsporları aktivitelerini tekrar elden geçireceği ve sürdürülebilir/çevreci teknolojileri yol araçlarına uygulamayı ön plana koyacağını açıkladılar. Yani Formula 1, artık BMW için öncelikli bir reklam yeri değil.

Yarışmak için satan Ferrari hariç bütün takımlar satmak için yarışır. Yani bir yandan Formula 1'de bulup test ettikleri teknolojilerini yaptıkları arabalara yansıtırlar, öbür yandan da firmalar için reklam/vitrin olur F1. BMW gibi dünyanın en büyük otomobil üreticilerinden birinin, kendi hedefleri için F1 yeteri kadar önemli görmemesi demek, sporun geleceğinin temelinin sarsılması demek aslında.

En başta BMW, geçen sene çekilen Honda gibi başarısız bir takım değil. Sauber'i aldıktan sonra her sene ciddi ilerleme kaydettiler. Tek başarısız sezonları bu sezon, çünkü büyük kural değişiklikleri ile herkes kendine bir yol seçti. BMW, KERS'e önem vermeyi seçti ve maalesef yanlış ata oynamış oldu. Brawn, diffuser'a para yatırdı ve kazandı. Ama seneye takımların birbirine yaklaşacağı aşikar. Yani BMW için ufukta başarı çizgisi hala uzak değildi. Yani takım, başarılı bir reklam mecrası olmasına rağmen kapatılıyor.

Bu kararda eminim Formula 1'deki politik oyunların spora zarar vermesi ve yaşanılan ekonomik krizin de etkisi vardır. Ama BMW'nin de dahil olduğu FOTA takımları daha bir kaç hafta önce kendilerini uzun vadede F1'e bağlayacak bir Concorde Anlaşmasını imzalamayı kabul etmişlerdi. Kafa karıştırıcı.

Bir yandan da yarış takviminin getirdiği bazı sıkıntılar var. Otomotiv sektörünün en büyük pazarları ABD, Almanya ve Ingiltere. ABD'de artık yarış yok. Bu sene Kanada'nın da takvimden kalkmasıyla Kuzey Amerika, tamamen kapsama alanı dışında kaldı. Ingiltere GP'sinin kaderi çok ciddi belirsizlik içinde. Yarışlar Silverstone'dan alındı, Donington'a verildi ama onların da bu işin üstesinden kalkabilecekleri şüpheli. Almanya'da da Nurburgring ile Hockenheim arasında paslaşılıyordu yarışlar. Şu anda iki pistin de geleceği sıkıntılı, finansman konularında özellikle. Yani Formula 1, en önemli 3 pazarına uğramayabilir. Bu da çok net bir şekilde reklam gücünü düşürür takımların.

Peki bu ve bunun gibi sebeplerle BMW, F1'den çekildi. Dikkat edilmesi gereken nokta, yukarıda saydıklarımın çoğu (veya bazen hepsi) diğer takımlar için de geçerli. Yani BMW'nin sebeplerinin aynısıyla Mercedes de, Toyota da, Renault da ayrılabilir spordan. Ferrari'nin gönül bağı ve politik gücü yüzünden kopması daha zor olsa da, diğer üreticiler ayrıldıktan sonra onların kalmasının ne alemi var ki?

Kısacası Honda'nın ayrılması Formula 1'in finansal işletimi konusunda sıkıntılar ortaya koysa da BMW'nin spordan kopması, bütün temeli sarsan bir olay. Çanlar çok ciddi bir şekilde çalıyor, herkes için.

25 Haziran 2009 Perşembe

Keçiler Köprüyü Geçti

Şu mübarek kandil günü iyi haberler geliyor sonunda: Formula 1'deki aylar süren politik çekişmeler dün itibari ile bitti. Olan bana oldu, konuyla ilgili yazdığım her yazıda ters köşeye yatmış oldum ama sonuç iyi oldu ya önemli olan o.

Dün daha yazmıştım, Paris'teki toplantıdan da sonuç çıkmazsa FOTA'nın kendi serisini kuracağını. Köprüden önceki son çıkıştan çıkıldı ve inatlar kırıldı dünkü toplantıda. Görünüşe göre iki taraf da istediklerini aldı hem de. Takımlar, Max Mosley'nin direttiği bütçe sınırlamasının kalkmasını istiyordu. Bir de Max Mosley'nin gitmesini. FIA (ve başkanı Max Mosley) de masrafların kısılmasını ve yeni takımların spora katılmasını talep ediyordu.

Bütçelerin düşürülmesi şu anki F1 dünyasında bir mecburiyet. Her ne kadar Honda spordan ayrılmış da olsa ekonomik krizin etkilerinin önümüzdeki sezon daha ciddi bir şekilde hissedileceği düşünülüyor, çünkü ING ve RBS gibi önemli sponsorların kontratları bitiyor. Bu firmalar da bir yenileme düşünmediklerini zaten açıkladılar. O yüzden daha az para ile aynı seviyede rekabetin sağlanması gerekiyor seneye F1'de. Bütçe kısıtlaması fikri buradan çıkmıştı. Ama 100-150 milyon pound bütçeli takımların bir sene içinde 40 milyon pound bütçeye inmesi gerçekten imkansız, takımlar da o yüzden bu teklife karşıydı. Sonunda bütçe indirimlerinin senelere yayılması ve 2-3 sene içinde 90'ların başındaki bütçelerin seviyesine gelinme hedefi koyulmuş oldu. Iki tarafı da memnun eden bir ortayol gibi gözüküyor.

Bununla beraber Toyota ve Renault'nun spordaki sürekliliği sağlanmış oldu, üstüne de 3 yeni takım ilave edildi. 13 takımlı bir grid enteresan olaylara gebe olabilir. Ama F1 için çok olumlu olduğu bir gerçek. Şu andaki 10 takım da, dünkü toplantıdan sonra, yeni gelen 3 takıma teknik destek vermek konusunda anlaştı. Böylece onların da yayan kalmaması garantilendi.

Asıl istediklerini alanlar takımlar oldu bu senaryoda. Bütçe kısıtlamasını ve iki farklı teknik kural setini reddettiler. Bunun yanında da Max Mosley'den kurtulmuş oldular. 1993'ten beri FIA başkanı olan Mosley, ekim ayında yapılacak seçimlerde tekrar başkanlığa aday olmayacağını açıkladı. Tabi onun işi belli olmaz, ekimden önce emin olmamak lazım. Yine de bu, Formula 1 marka değerinin ve bu marka değerini yaratan büyük takımların, motorsporları dünyasındaki ağırlığının arttığını gösteriyor. Başka kimse kolay kolay FIA Başkanını yerinden edemez. Geçen seneki seks skandalından sonra bile koltuğunda kalmıştı Max Mosley ama bu sefer inecek gibi gözüküyor. Yakında onun yerine kimin geçeceği tartışmaları da başlar. Kendisi inkar etse ve istemediğini söylese de Jean Todt buna en yakın aday gibi duruyor.

Benim korkum, FIA'ya kendini şart koşan F1 dünyası ve/veya FOTA'nın, daha sonra kendi içinde güç savaşlarına girişmesi. Artık rahat rahat pist üzerindeki yarışlara konsantre olmak istiyorum.

12 Haziran 2009 Cuma

Her Cevap, Çok Soru

Sezon öncesi Formula 1'den beklentiler çoktu ve herkes önemli sürprizler bekliyordu. Martta başlayan sezon, ilk üç ayında gerçekten beklentilerin üstünde dalgalı oldu. Button ve Brawn, çok ciddi bir devrim ile gelip bütün takımları ekarte ettiler. Şu ana kadar yapılan 7 yarışın 6sını kazandılar ve geçen haftasonu Türkiye GP'sinde "bir sezona en iyi başlangıç yapma" rekorunu ele geçirdiler. Bir yandan da gelecek seneki kural değişiklikleri hakkında uzun zamandır çok ciddi tartışmalar oluyor F1 dünyasında (bilgi için bknz ve bknz).

Ama üzülerek görüyorum ki hem pist üstünde Button ve Brawn'ın kurduğu rakipsiz hakimiyet, hem de takımlarla FIA arasında bitmek bilmeyen kavgalar biraz kabak tadı vermeye başladı. Şu an itibariyle F1'de ciddi heyecan verici çok şey olmuyor maalesef.

Pist dışı politikaların bitmesini sağlayacağını umduğumuz, "2010 sezonunda yarışacak takımlar listesi" bugün açıklandı. Ama hala sorunu bitiremedi. Şu an yarışan 10 takım da bu listede var, yani seneye yarışacakları yazılmış. Bunun yanında USF1, Campos Racing ve Manor Racing de var. Yeni gelen takımlar bambaşka bir yazının parçası, asıl burada enteresan olan 5 takımın (Mclaren, BMW, Toyota, Renault ve Brawn) şu anda hala kesin olmaması. Takımlar Birliği, belli şartların altında, koşullu kabul etmişti bir dahaki sezon yarışmayı. Ama Ferrari gibi en büyük protestoyu gösteren ve restleri çeken takım kesin yarışıyor gösterilirken FIA, bahsi geçen 5 takımdan şartlarını geri çekmesini istemiş. Yani onların seneye olup olmayacakları hala muamma.

Bir yandan da Ferrari meselesi var. Red Bull ve Toro Rosso'nun da aslında dahil olduğu olay, bu takımların diğer takımlara gazı verip şart koydurmaları ama kendilerinin yarışmayı kabul etmeleri. Ferrari cephesinden gelen açıklama, seneye yarışıp yarışmayacaklarının hala kesin olmadığı ama kişisel görüşüm diğer takımların arkadan bıçaklandıkları.

Kısacası makarna tadında olan F1 politikaları, ne kararlar açıklansa da hala makarna tadında. Birilerinin çıkıp acilen bir düzene koyması lazım bütün kargaşayı.

4 Haziran 2009 Perşembe

Taksim'de Toyota


Sabah işe gelirken çektiğim fotolar, kıytırık biraz kusura kalmayın. Haftasonu yarışı öncesi Taksim Meydanı'na Toyota çöreklenmiş, anladığım kadarınca da sizden pit stop yapmanızı isteyecekler, süreyi tutup en kısa sürede yapana da bir hediye vereceklerdir. Belki de bir bedava bilet. Belki bir padok turu. Bilinmez. Anladığım kadarınca geçen senenin aracı TF 108, zaten bu senenin aracını koymaları zor olurdu. Yine de emin değilim, sabah bakmak aklıma gelmedi, şimdi de resimlerden çıkaramıyorum. 

Eh sonunda F1 is in town!

2 Haziran 2009 Salı

Türkiş GP Zamanı

Bu kadar F1 yazısı yazdık hala haftasonu koşulacak Türkiye GP'si hakkında bişi yazmadık. Zaman az kalmışken biz de yazalım.

Hermann Tilke dizaynlarından biri olan pist, takvimdeki nadir saat yönünün tersine koşulan yarışlardan. Yokuş aşağı ve yukarı hareketleriyle enteresan bir yapısı olsa da Türkiye GP'sini asıl özel kılan şey 8. viraj. Sezonun pilotlar tarafından keyifle beklenen yarışlarından biri yapıyor bizim yarışı aslında tek başına, o derece. Herkes araç ayarlarını ona göre yapıyor, yarış öncesi hep orası konuşuluyor. 

Üzülerek söylüyorum ki aslında bizim pistin başka da bir özelliği yok. Bir virajımız efsane, bi de son 3 viraj dikkat çekiyor. İki şikan içiçe gibi. O kadar. Maalesef. Evet belki bir Monza, Spa Francorchamps, Monaco olmasını bekleyemeyiz haliyle. O zaman takvime son senelerde eklenen yarışlarla kıyaslayalım bizimkini. Malezya sıcaklığı, yağmurları ve tribünleriyle anılıyor. Singapur gece yarışı zaten, yeri bambaşka. Çin GP'si aslında biraz sönük bu konuda, bir tek start düzlüğündeki enteresan yapısı var. Bir de ilk 3 virajları enteresan. Bir de Bahreyn GP'si var, daha henüz heyecanlı bir yarış izleyemedik orada. Bu sene Güvenlik Aracı'nın girmediği tek yarıştı Monaco'ya kadar. Bir de Valencia var, ilk yarışları ne kadar sıkıcı geçse de sokak yarışı, yani her an patlamaya hazır. Tekrar bakılınca aslında bizim yarışın ortalama bir pist olduğunu düşünebiliriz. 

Ama ciddi bir seyirci problemimiz olduğu belli. Evet belki cuma antremanları önemli değil ama sıralama turlarının performansı da ondan iyi değil maalesef. Ama asıl ölçüt olan yarışta bile sınıfta kalıyoruz. Ilk senelerde hem sponsorların bedavaya dağıttığı biletler hem de meraktan dolan tribünler son 2 senede pek aynı seviyede kalamadı. Burada iki faktör önemli. Birincisi biletlerin pahalılığı. Piknik yaparak yarış izlemek isteyenler bile 90 Yetale ödüyor, kralından izlemek istiyorsanız 700 kafa çıkmak lazım. Dememe gerek var mı, beleş bilet yoksa ben bile gitmiyorum. Ikinci sıkıntı aslında bir yanlış anlamadan dolayı. Yarışa gidince önünde olmadığın yerlerin adam gibi takip edilemeyeceği düşünülüyor. Bir 2006'da bir tek kez gittim yarışlara, o da çok güzel bir deneyimdi. Önümdeki ekrandan gayet güzel bir şekilde yarışın göremediğim kısımlarını takip etmiştim. 

Biraz da pistin "hiçliğin ortasında" olmasına rağmen akıllara zarar bir trafik olması. Sabancı Üniversitesi mezunu olarak Kurtköy'ün arka yollarını bilmeme rağmen sıkıntı çekmiştim. Bu konuda tam bir 2. Olimpiyat Stadı vakası. Bu tip şeylere aklımız çok ermiyor galiba. Neyse...

Biraz da yarışsal olarak bakalım piste. Massa'nın çok ciddi bir üstünlüğü var, 4 yarışın 3'ünü kazandı. Ilk yarışı ise o zamanların Mclaren pilotu Raikkonen kazanmıştı, yani Ferrari pilotları dışında burayı kazanan biri yok henüz. Önemli psikolojik bir avantaj bu. Monaco'da performansı ciddi bir şekilde artan Ferrari, sevdiği bir pistte yılın ilk galibiyeti için acayip bastıracaktır. Enteresan bir şekilde her takım çok iddialı açıklamalar yapıyor bu haftasonu için. Renault ciddi bir atılım yapacağını tekrarlıyor, çift katlı difüzörünü ilk kez yarıştıracak olan BMW Monaco kabusunu geride bırakmak istiyor, bir başka Monaco hüsranı Toyota da iddialı. Red Bull ve Italyan kardeşi de önemli aerodinamik yeniliklerle fark yaratmak istiyor. Brawn da sessiz sedasız geliyor ama onların iddiaları duruşlarında. 

Benim tahminim Ferrari ile Brawn'ın arasının çok daha az olacağı, hemen arkalarında da bir Renault-Red Bull çekişmesi. BMW de şapkadan tavşan, yarıştan puan çıkarabilir. Bu haftalık iddaa köşemiz de bu kadar. (Bir süredir iddaa'daki F1 hakkında yazmak istiyorum aklıma geldi).

Daha çok konuşulur bizim üzerimize de gün bitti napalım. Yolu sevgiden geçen herkesle elbet bir gün bu blogda buluşmak üzere....

1 Haziran 2009 Pazartesi

Wurz Salladı: Ya Tutarsa?

Seneye F1'de hangi takımların olacağı hangilerinin olmayacağı, pistteki aksiyondan daha çok konuşuluyor. Zaten pistte nolacağı belli, Brawn GP ve Button, Ferrari'nin 2004'te yaptığının bir benzeri yapacak belli ki (O sene Ferrari, 18 yarışın 14ünü dalga geçer gibi kazanmıştı). Bu konu sonranın konusu, fazla derinlere açılmayalım.

Toyota'dan kesinlikle Formula 1'de kalacaklarına dair açıklama geldi haftanın sonuna doğru. Iyi haber, sevindirici. Toyota'nın kaybı Formula 1'i zor durumda bırakabilirdi. Yine de hala FOTA takımlarının kesinlik kazanmayan durumu var. Ona şurada değinmiştik. 

Bugün ajanslara düşen haber ise biraz mizah tadında. 2007'de yarışları bırakan Alexander Wurz, seneye F1'de Superfund adında bir takım kurmaya niyetli. Arkasında da kendisi gibi Avusturyalı olan işadamı Christian Baha'nın şirketi Superfund tarafından finanse edilecek takım, gerekli personeli işe almak için FIA'dan onayın çıkmasını bekliyor. 

Her ne kadar bir takımın daha, ki Alex Wurz gibi tanıdık ve sevilen bir yüzün liderliğinde, F1'de olmak istemesi güzel olsa da bana biraz rüya gibi geldi bu deneme. Lola gibi geçmiş deneyimi olan bir aday, Prodrive gibi başında eski F1 takım patronlarından olan dünyanın en önemli motorspor atölyelerinden biri bir aday ve USF1 gibi çoktan işe adam almış ve önemli marketing aktiviteleri yapmış bir başka aday varken Superfund takımı istekten çok iyi niyet gibi duruyor. Ancak FOTA takımları başvurmaz ise onlara yer açılabilirmiş gibi geliyor. Ah be Wurz, sen gittin yerine Nakajima geldi. Yapılacak iş miydi seninki de?

Yine de bazen Vettel'e sıralamalarda hafif depo gerekmesi gibi doğru tahminlerim olsa da, ilk günlerinde Brawn GP'ye iyi bir orta sınıf takımı payesi biçmiştim. Tahminler tu kaka, ne olacağı belli olmaz, yazdıklarım kişisel görüş, sakın evde denemeyin. 

29 Mayıs 2009 Cuma

F1'in Geleceği

Bir süredir bu blogda bahsediyordum, F1'in geleceği tehlikede diye. FIA, seneye takımlara mecburi olmayan 40 Milyon Sterlinlik bir bütçe kısıtlaması getirecekti. Buna uyanlara daha geniş teknik özgürlükler verip iki farklı kural seti oluşturacaktı. Başta Ferrari olmak üzere takımlar da genel olarak karşı çıktılar buna. Bugün ise 2010 sezonu için başvuruların son günüydü. Yani bugünü ıskalayan, seneye kuvvetle muhtemel yarışmayacaktı.

Formula One Teams Association (FOTA), yani bütün F1 takımları, bir pakt kurup beraber karar hareket etme kararı alsa da Williams, 2 gün önce tek başına davranarak başvuru yaptı. Bu yüzden de FOTA'dan bir süreliğine ihraç edildiler. Bu noktaya dönücez ama şimdilik konudan çok dağılmayalım. O sırada, başvuran 3. takım oldu Frank Williams'ın ekibi, USF1 ve Campos Racing'in ardından. Bugün geri kalan 9 takım da şartlı başvuru yaptı 2010 senesi için. Bunların yanında Prodrive ve Lola da Hamdi Bey'in teklifine "varım" dedi. Bu sırada FOTA takımları da seneye spora yeni katılacak takımlara teknik danışmanlık yardımı yapmayı kabul etti.

Peki artık herhangi bir sıkıntı var mı F1'in geleceği hakkında? Var aslında. FOTA takımları şartlı girdi işe demiştik. Şartları da tek kural seti ile yarışılacak olması ve 2010 sezonunda yarışacak takımların açıklanacağı 12 Haziran'a kadar yeni bir Concorde Anlaşması. FIA da takımlara, yaptıkları uzlaşmanın ödülü olarak kademeli bütçe indirimi kartını kullandı. Yani seneye 100 milyon Sterlin gibi bir rakamda anlaşıp, bir sonraki sene 40 Milyon'a düşmenin makul olabileceğini açıkladılar. 

Williams'a döneceğiz demiştik. Williams'ın FIA'ya bu kadar kolay boyun eğmesinin sebebinin ardında eskisi kadar başarılı olmamaları, bu sene sonunda ana sponsorları RBS'i kaybedecek olmaları ve başka çareleri olmadığı yatıyor. Işin maddi boyutu son derece önemli ve Williams da bu konuda çok garantili değil anladığım kadarınca. Yıldız pilotları Rosberg'in daha iyi bir takıma gitmesini bile açıkça konuşabiliyorlarsa durum pek iç açıcı değildir. Bir seçenek daha var ama anmak bile istemiyorum. 

Ama o seçenek için Toyota için çokça konuşuluyor. Honda'dan sonra Toyota'nın da spordan ayrılmak istediği zaten bilinen birşey. Bu sene kesin yarış kazanılacağına dair takım patronlarının şirket patronlarına sözler verdiğini söyleniyordu. Toyota Co.'nun açıklanan zarar rakamları ile birlikte artık yarış kazansalar bile seneye F1'de olmayacakları söyleniyor. Hem onlara hem de Trulli ve Sutil gibi iki yetenekli pilota yazık olur. Renault'nun da çekileceği söylentileri var ama o, henüz üstünde çok da konuşulan bir konu değil. 

Ama yerlerini dolduracak takımlar geliyor arkadan. 10 takımı 13 takıma çalışıyor FIA seneye. 3 takımlık yere de 4 aday var şu anda: USF1, Lola, Prodrive ve Campos. Toyota ayrılırsa, bu takımların arasında seçme olmaz; teknik yeterliliği olan gelir. 

Işte F1'in geleceği böyle böyle şekilleniyor. Biz pistlere dönelim, yaklaşan Türkiye GP'si hakkında yazalım biraz da bundan sonra.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Monaco: Yılın "O" Vakti

Le Mans ve Indianapolis 500 yarışı ile birlikte motorsporları dünyasının 3 yıldızından biridir Monaco GP'si. Hatta belki diğer ikisinden de burun farkı ile öndedir. Hatta bu öyle bir prestij ki güvenlik önlemlerini herşeyin önüne koyan Formula 1'de, minimum güvenlik önlemi ile takvimde bulunan tek pist. Bunun yanına yatlar, katlar, kızlar, casinolar ve VIP'leri ekleyelim, oldu size efsane bir yarış. 

Bir yandan da beklenmedik sonuçları ile her zaman göze çarpmıştır Monaco GP'si. Kendi adıma Cine5 zamanlarında Olivier Panis'in kazandığı (ve zaten 3-5 aracın bitirebildiği) yarış bu konuda lider. Yine Trulli'nin tek yarış galibiyetinin de burada gelmesi var. Yine de Belçika Spa-Francorchamps pistiyle beraber en "drivers' circuit" burasıdır, yani adamlarla çocukların birbirinden ayrıldığı yer. Istatistikler de bunu doğruluyor: 6 galibiyet Senna, 5 galibiyet Schumacher ve Graham Hill. 

2009'a gelecek olursak... Sezon başından beri en güçlü takım değişmedi. Özellikle en başarılı çift katlı diffuser tasarımı ile diğer takımlardan çok daha fazla downforce yaratmaları, bu yarışta onlara çok ciddi avantaj sağlayacaktır. Bir tek avantaj kaybetme ihtimalleri var: Araçları dolu depo ile daha dengeli, boş depoda ise istenilen dengeyi yakalayamıyor. Bu da Monaco'nun hiper-önemli sıralama turlarında onları sıkıntıya sokabilir. Onları durdurmanın tek yolu da aslında sıralama turlarından geçiyor. Eğer polü kaparlarsa galibiyet işten değil.

Brawn'un en büyük rakibi Red Bull şimdilik. Yalnız Sebastian Vettel'i ağır depo ile sıralama turlarına yollama taktiklerini değiştirmeleri gerekecek gibi duruyor. Bunun yanında Toyota'nın da sezon başındaki formuna yaklaşacağını düşünüyorum. Zaten sıralama turlarında çok kötü değiller, bu sefer pistin doğasından dolayı yarış içindeki düşüşleri çok hızlı olmaz. 

Bir de KERSliler var. Ferrari, anlamadığım şekilde çok iddialı. Ilk önce Domenicali, sonra Kimi şimdi de Massa, bu yarışın sezon için dönüm olacağını iddia ediyorlar. Son senelerde Ferrari'nin Monaco performansı gerçekten çok düşükken bunu demeleri enteresan. Ama nolur belli olmaz, Coulthard da Red Bull'un ilk podyumunu alarak iddialaştığı Christian Horner'ı havuza göndermiştir 2006'da. Mclaren, Ferrari, BMW ve Renault bu sistemi kullanmaktan vazgeçebilirler, keza çok virajlı pistte KERS'i kullanabilecekleri kadar uzun bir tek düzlük var. O da tünel. Öbür yandan da KERS sisteminin ağırlığı ile mecburi daha dengesiz kalabilir araçlar. Göreceğiz. 

Bir başka nokta daha var. Bu sene araçların boyutları, özellikle de ön kanat boyutları değişti ve pilotlar da buna henüz alışamadı. Zaten çok kaza ve güvenlik aracı gördüğümüz Monaco GP'sinde bu sene de banko görürüz bunları. Takım patronu olsam taktiğimi bunun üstüne kurabilirim, o derece. 

Pazartesiye kadar bloga kuvvetle muhtemel hiçbirşey yazamayacağım, ama haftaya Monaco GP'sinin yorumları ve bir sonraki yarış olan Türkiye GP'sinin tahminleri ile karşınızda olucam. Son bir hatırlatma olarak, gelenek icabı Monaco GP'sinin ilk antreman turları perşembe yapılıyor ve cuma boş geçiliyor. Meraklısına duyurulur.

28 Nisan 2009 Salı

Avrupa Sezonu Öncesi Son Çıkış

Sıcaklar altında, şeyhler önünde, yağmursuz/güvenlik araçsız, sonunda gazlı meyve suyu olan bir Formula 1 yarışı izledik haftasonu Bahreyn'de. Neredeyse bütün aksiyon ilk turda oldu zaten, sonrası 3-4 sene öncenin pit stop taktikleri ile dolu yarışlarına benzedi. 

Toyota'lar hafif ve önde olmanın avantajını kullanamadılar, çok bekledikleri ilk galibiyeti alamadılar. Nedense sıralama turlarındaki başarılarını bir türlü pazar gününe yansıtamıyor Japon takım, en büyük sorunları bu bence. Vettel'in yarışının akıbeti zaten ilk virajda belli olacaktı, aynen de öyle oldu. Elinde avantajlar (ağır benzin yükü sayesinde fazladan atacağı turlar ve buna rağmen çok hafif Toyotaların arkasında 3. başlaması) ve dezavantajlar (ağır benzin yükü ile yavaş kalkma ihtimali ve ağır aracın lastikleri fazla aşındırması) vardı. Startta yapması gereken sıra kaybetmemekti, özellikle de Button'a. Ama işte o kritik yeri kaybetti startta, sonra da hep Button'ın arkasında kaldı. Böylece Jense de bu sezonki 3. yarışını kazandı. Yine de belli ki Brawn, ilk yarışlardaki kadar önde değil herkesten. Hele de Avrupa sezonuna herkes ciddi yeniliklerle girecekken onların geliştirme yarışında atacağı adım, şampiyonadaki kaderleri için çok ciddi bir gösterge olacak. 

Hamilton özellikle startta bir anda parladı, sonra da asıl yerine çekildi. 4.lük yine de iyi bir yer onlar için, Mclaren gittikçe geliştiriyor kendini. Özellikle de sezonun ikinci yarısı yarış kazanma potansiyeline ulaşacaklar gibi. Yine de şu anda bir tane Brawn'ı geçmek bile önemli bir başarı. 

Silver Arrow'ların ezeli rakibi Şahlanan At'lar da ilk puanlarına sonunda ulaştılar; biraz ite kaka da olsa... Luca di Montezemolo bile gelmişti Bahreyn'e, ki çok yaptığı bir şey değildir. Ona rağmen neredeyse ilk virajda Massa ile Raikkonen birbirlerini yarış dışında bırakıyordu. Massa yeni bir burun için pite girmek zorunda kaldı ve yarışı o anda bitti ama neyseki Kimi 6.lıkla 3 puan aldı ve Ferrari'yi tarihinin en kötü sezon başlangıcı rekorundan kurtardı. Onlarla ilgili analizi yazmaya da başladım, o da yakın zamanda gelecek inşallah.

Ilk turlarını lider götürdüğü yarışta 7. olan Timo Glock ise Mark Webber ile beraber bir başka hayal kırıklığı. Heikki Kovalainen de. BMW'lerin ikisi de. Hele ki BMW... Yarışı son iki sırada tamamladılar, hem de Nakajima hariç herkesin bitirdiği bir yarışı. Bu utançtan sıyrılmak için Avrupa sezonunda çok ciddi atılımlar yapmaları lazım. Nakajima ise yarışı bitiremeyen tek pilot olarak görevini yerine getirdi...

Herkes artık önündeki maçlara bakacak, zira Doğu Turu bitti. Arkada kalan bütün büyük takımların beklediği Avrupa sezonu 10 gün sonra başlıyor. Ferrari'nin Ispanya'da yarıştıracağı yenilikler yeteri katkıyı yapamazsa bu seneyi bırakıp şimdiden bir sonraki seneye hazırlanacağı dedikoduları var. BMW de çok ciddi aero atılımları yapacağını ilan etti şimdiden Ispanya'da. Mclaren zaten gelişme sürecine başladı bile. Brawn cephesi ise oldukça sessiz, onların yapacakları karşı hamleler de aynı şekilde önemli. Türkiye GP'sine ise 3 yarış kaldı!!!

25 Nisan 2009 Cumartesi

Bahreyn Sıralama Turları

Pistteki mücadeleden sonra benzin yüklerinin açıklanmasıyla kim kimdir, nedir necidir rahat rahat konuşabiliriz.

Toyota'lar, sezonun başından beri yüksek olan formlarını pol pozisyonu, hatta ilk çizgiyi kilitleyerek aldılar. Japonya'dan gelen kazanma baskısını bu haftasonu atlamaları çok da yakın aslında, zira sezonun ilk üç yarışında pol pozisyonunu alanlar yarışı da kazandılar. Bu trend devam ederse Trulli, Renault ile kazandığı 2004 Monaco'dan beri ilk galibiyetini alabilir. Öbür türlü olursa da Trulli'nin klasik "iyi sıralama turu-kötü yarış" koleksiyonuna bir tane daha eklenir. Yine de arkasındaki Glock'un nedense daha şanslı olduğunu düşünüyorum (Trulli daha çok benzinli olsa da). Hemen arkalarındaki Çin galibi Vettel'in 3.lüğünün nasıl bir başarı olduğu da ortaya çıktı. Ilk 7'deki en ağır pilot kendisi. Lewis Hamilton, 4. Button ile 6. Barrichello'nun arasına kara kedi gibi girdi, onun (ve aracının) performansı da hızla yükseliyor. Alonso 7. ama arkasındaki Massa, Rosberg ve Raikkonen'den çok daha hafif. Yani yarış içinde hızla arayı açmazsa muhtemelen bu 3lünün gerisinde kalır, işi zor. Ve sonunda iki Ferrari birden Q3'e kaldı. 8 ve 10. olsalar da çok kötü sayılmaz performansları, zira Rosberg ile beraber ilk 10'daki en ağır araçlar onlarınki. 

Kovalainen ve BMW'ler Q2'de elendiler, yavaş yavaş bu sahnelere alışmaya başlıyoruz. 3'ünün de KERS kullandığını ekleyelim. Yine de geçen sene 2008 aracını geliştirmeyi erken bırakıp 2009'a yoğunlaşan BMW'nin performansı bişilerin yanlış gittiğine işaret. Fabrikada birileri geçen sene ağustos böcekliği yapmış. Nakajima'ya bile geçildiler, ben olsam uyuyamazdım bu akşam. 

Q1'e takılıp erken aramızdan ayrılanlar genelde olağan şüphelilerdi, Toro Rosso ve Force India'lar ama 5. bilet beklenmedik bir isme kaldı: Mark Webber. Özellikle Red Bull'un performansı bu kadar iyiyken neden orada kaldı, bir şey söyleyemiyorum, buraları izleyemedim. Yine de ben Piquet ve Nakajima'nın elenip Webber ve Buemi'nin devam ettiği bir senaryoyu bekliyordum açıkçası. Şaşakaldım...

Yarın Toyota'lardan birinin yarışı kazanacağını düşünüyorum, karşılarındaki en büyük engel yarış kazanmaya bu kadar yakın olmanın getirdiği baskı sanki. Ama Bu senenin kazananlarının hep yeni takımlar olduğunu düşünürsek, bütün trendler Toyota'ya işaret ediyor. Gelecekleri için bu kadar önemli iken bu galibiyet, ben de sanki onların kazanmasını ve spordaki yerlerini daha sağlamlaştırmalarını istiyorum. Yine de onlardan 10+ kilo ağır olan 3. Vettel de startı iyi alırsa çok önemli bir avantaj yakalamış olur. Ama eğer birileri onu ilk virajda çıkarırsa, kendini Vettel'in gayriresmi menajeri ilan eden Bernie kaşlarını çatıp British English ile tepesine iniverir onun. Mazallah...

Yarın gün ortası 3'te TRT 1'de Bahreyn GP'si, bu da benim haftasonu TV akışım olsun. Esenlikle kalın efem...

15 Nisan 2009 Çarşamba

FIA Temyiz Mahkemesinin Karari


Dun 38 kisinin onunde saatlerce suren tartismalar sonunda Paris'teki FIA Temyiz Mahkemesi diffuser sorununa son noktayi koydu: Brawn, Williams ve Toyota'nin diffuser'lari legal ve kullanmaya devam edilebilir. 

Henuz genis capli bir aciklama gelmedi, sadece karar aciklandi. Yine de buradan bir cok sey cikarilabilir. Simdi geride kalan 7 takim, bu veya buna benzer bir diffuser tasarimi yapip ayni seviyeye cikmaya calisacak. Ross Brawn, bu konuda enteresan aciklamalar yapti dun. Dedi ki bazi takimlar bu dizayni cabucak adapte edebilecekken bazilari icin cok ciddi bir is olacak. Anladigim kadarinca Renault, bunu hemen adapte edebilir; hatta bu haftasonu Cin GP'sinde yaristirabilir. Yine de asil sikinti sezon ici testlerinin artik yasaklanmasinda. Yani bahsi gecen diffuser 3'lusu haric her takim bunu ancak yaris haftasonlarinda cuma antremanlarinda ya da izin verilen duzluk testlerinde deneyebilir. 

Diffuser avantaji bir sure sonra esitlenince o zaman Brawn GP'nin gercek hizi da ortaya cikacaktir,  bu kadar rahat yarislari goturemeyeceklerdir. Yapmalari gereken simdiden olabildigince arayi acip sonra daha rahat olmaya calismak olacaktir. Keza Toyota da  ilk galibiyetini almak istiyorsa elini cabuk tutmali, gun gectikce hedeflerini gerceklestirmek daha zor olabilir. Bir diger gercek de bu 3 takimin hizli bir sekilde KERS sistemlerini kullanilabilir hale getirmesi lazim. Hem KERS hem de siradisi diffuser tasarimi kullanan bir takim yok ama bunu ilk gerceklestiren takimin onemli bir avantaji olacagi kesin.

Eminim Cin'den bol bol aciklama gelecektir takimlar haftasonu yarisa hazirlanirken, buradan aynen okuyabilirsiniz. 

PS: Bir de bibliyografi ekleyelim okumak isteyenler icin. Resmi sitedeki haberi verdik yukarida, Ajansspor zamanin gercek tarafina gecti ve haberi buradan verdi, bir de bloglarda Formula 1 icin omuz omuza yazdigimiz Mustafa Taha var, onun haberi de burada. Son olarak da PlanetF1'dan gelsin, buyrun. 

14 Nisan 2009 Salı

Diffuse Me Baby!

Oh haftasonu macimiza gitmisiz, kavgamizi izlemisiz, kufurler havada ucusmus... Kendimi kus kadar hafif hissediyorum, Allah nazardan saklasin. Artik gunluk halimize donebiliriz. Benden once Mustafa Taha bahsetmis, yarin Formula 1'in yakin gelecegi sekillenecek Paris'te. 

Yakindan takip etmeyenler belki soruyorlardir, bu Jenson Button ne zaman adam oldu da arka arkaya yaris kazanmaya basladi diye. Cevabi vermistik zamaninda, Brawn GP oyle bir diffuser tasarladi ki tur basina 1 saniyeye yakin fark atiyor rakiplerine. Toyota ve Williams da ayni diffuser'i kullaniyor. Haset duymus diger takimlar da buna itiraz ettiler haliyle, FIA Temyiz Mahkemesi yarin. 

Iki senaryoya da bakalim hafiften. Once Brawn-Williams-Toyota diffuser'larinin onaylandigini dusunelim. O zaman iste diger butun takimlari saracak bir ates, yandim Allah diye onlar da bu tip bir dizayna girisecekler. Ama bu oyle siradan bir metal parcasi olmadigi icin bir 40 firin ekmek yemeleri lazim. Zira bu diffuser'i kendi araclarina eklemeleri demek aracin arka yarisini bastan tasarlamak demek. Bu da aylar demek. Mantikli olan (bence en azindan), diger takimlarin zaten cok mesakatli ve masrafli olan aerodinamik tasarimi tekrar yapmalari yerine KERS gibi daha ucu acik ve gelismeye musait taraflara egilmesi, diffuser tasarimi yenilmeyi de bir sonraki senenin aracina birakmalari. Zaten bu tasarim, bu seneye yetisene kadar is isten gecmis ve yukaridaki 3 takim sampiyonalari goturmus olacak.

Gelelim ikinci senaryoya, yani diffuser tasarimlarinin reddedildigi senaryoya. Bir kere ilk iki yaristaki siralamalar bastan asagi degisecek. Brawn, Toyota ve Williams'lar yarislardan ihrac edilmis olacaklar ve yeni siralamalar soyle olacak:

Avustralya:
1- Alonso, 2- Buemi, 3- Bourdais, 4- Adrian Sutil, 5- Nick Heidfeld, 6- Fisichella, 7- Mark Webber, 8- Sebastian Vettel (Ferrari'nin hala puan alamadigina dikkat cekerim)

Malezya:
1- Nick Heidfeld, 2- Mark Webber, 3- Lewis Hamilton, 4- Felipe Massa, 5- Sebastian Bourdais, 6- Alonso, 7- Nelsinho, 8- Raikkonen

Puan durumunda lider 13 puanli Alonso, arkasindan 10 puanli Webber geliyor olacak. Enteresan olacak kisaca. Ferrari muhtemelen bir gaza gelip birseyler yapmak isteyecek. Force India 8 puan birden almis olacak, Toro Rosso Avustralya'da iki pilotla podyuma cikmis bulunacak. Formula 1 dunyasi tepetaklak olacak heralde. Peki bir soru daha: Brawn, Toyota ve Williams ne ara yeni diffuser dizayn edecek de yarisacak?

Yarin cok onemli bir soru cevap buluyor ama belki cok daha fazla soru ortaya cikacak yine. Haftasonu Cin GP'si var, ona da sonra deginiriz.

31 Mart 2009 Salı

Avustralya'nin Ardindan


F1.com'daki gibi, ama biraz da kendimce, Avustralya'ya takim ve pilotlar acisindan bakalim:

BRAWN GP
Sen git sadece 5 gun sezon oncesi test yap, hatta butun kis yarisacagi bile bilinmez bir takim ol, sonra gel ilk yarista duble yap. Hem de Button ve Barrichello ile. Daha ne ister ki bir insan. Eminim Ross Brawn baska bir boyuta gecmistir. Cunku takim hem diger butun araclardan (hem tek tur uzerinde hem de yaris mesafesi uzerinde) daha hizli hem de ilk sponsorlarini buldular. Richard Branson geldi, imzayi atti ve hemen kutlamaya basladilar. Balin tadi guzel gelmis olacak ki Branson hemen "yeni anlasmalar bekleyin" diye aciklamalara basladi. Neyse rakipler bile Brawn GP'nin ustunlugunu dile getirmisler. Brawn'in, ayni basariyi Malezya'da yakalamasi hic surpriz olmaz. Barrichello'ya ise ozel parantez; araci startta cikamadi, sonra ilk virajdaki kazayi tetikledi, sonra Raikkonen'e carpti ve on kanat degistirdi. Butun bunlara ragmen onundeki Vettel ile Kubica carpisinca 4.lukten 2.lige cikiverdi. Iki senedir yakinlarindan gecmeyen sans, bu sefer tepesine dusuverdi. 

FERRARI
En iyiden en kotuye gecelim direk. Gecen sene 6 aracin bitirebildigi yarista iki F2008 de motor sorunuyla yolda kalmis, Ferrari rezil olmustu. Bu seneki daha az rezil edici olsa da sorunlar ciddi: Ne yol tutus yeteri kadar iyi, ne lastik kullanimi, ne de genel aerodinami. Hem Massa hem de Raikkonen, gecen senenin Renault'suna donduler. Ondeki takimlarin arkasinda, puan bekler ama dayaniksiz aractan oturu bir seye benzemez. F60 her ne kadar testlerde iyi gozukse de yarista dokuldu. Malezya'ya kadar calisilacak cok ders var.

MCLAREN
Cumartesi aksami sorsaniz, Ingilizler bu sezon kisa yoldan evlerine donsunler derdim. Saka bi yana, Hamilton ilk siralama seansini zor gecti, ikincisine katilamadi. Ama yaris sirasinda son sampiyon, neden arabasindaki numaranin 1 oldugunu gosterdi. Hele de yaris sonrasinda Trulli'nin zamanina 25 saniye eklenmesiyle 3. olmasi buyuk basari. Bu basarinin tamamini Hamilton'a yadetmek de takima haksizlik aslinda. Barcelona testlerinde son siralarda dolasan takim, kisa sure icinde sorunlarini kesfetmis ve cozmek adina onemli adimlar atmis. Su anda cok cok geride degiller, yine de sezon ici testlerin yasaklanmasiyla zor gunler onlari bekliyor. Tabi bir de su ilk viraj olayina karisan Heikki Kovalainen var; onun sezonu daha baslamadi diyebiliriz.

BMW
Her ne kadar potansiyelini tam gosteremese de BMW bu sene cok iyi olacagini ortaya koydu. Iddiali aciklamalari da bunu percinliyor. Mario Thessen, bu seneki hedeflerini sampiyonlugu kovalamak olarak belirlemisti; sezon oncesi testlerde de bu konuda ciddi olduklarini gorduk. Kubica, Vettel kendisine dalmamis olsaydi muhtemelen ikinci bitirecekti (takim galibiyeti kacirdik diyor ama 3 turda o kadar kolay degildi Button'i yakalayip gecmek). Leh pilota gecen sene de Nakajima dalmisti Avustralya'da. Heidfeld gozlerden uzak bi 10.luk aldi, ya TRT yarisi yayinlamazken bana oyle geldi. Bu sene de BMW'nin lokomotifi Kubica olacak gibi. Peki sampiyonluk? Brawn'un gelmesiyle hesaplar bozulmasaydi daha net konusabilirdik...

RED BULL:
Bu sezonun aerodinamik degisiklikleri Red Bull ve Adrian Newey ikilisi icin bulunmaz nimetti. Herkes sifirdan baslayacak, Newey yine dehasini gosterecek ve Red Bull artik on siralara oynayacak; plan buydu. Hala puan hanelerinde sifir yazsa da aslinda bu hedefte ilerliyorlar. Vettel ya ikinci ya ucuncu olacakti, Kubica'ya kamikazelemeseydi. Henuz cok genc ve bu tip hatalari atlatti mi cok ciddi bir sampiyonluk adayi olabilir, Red Bull'da bile. Webber ise evindeki yarista kendisiyle alakasiz bir kazanin kurbani oldu, hem de ilk virajda. Yine de tamirlerden sonra yarisa donup sonuncu olarak klasmanda yer aldi. Yine de Red Bull bu sene yaris kazanacak gibi duruyor. 

TORO ROSSO:
Bir Adrian Newey kreasyonu daha. Aracin iyi oldugu zaten belli; Red Bull Renault kullanirken Italyan kardesleri Ferrari kullaniyor ama. Ve bu sezonun tek caylagini yaristiriyorlar. Uzun zamandir yarisan ilk Isvicreli olan Sebastian Buemi de onlarin guvenini bosa cikarmadi, ilk yarisindan 2 puan ile dondu. Ben hala Bourdais'nin yeteneklerini ortaya koyamamasina sasiriyorum yine de. 1 puan almis olsa bile galiba kendisi hakkinda umutlarim sonuyor. Toro Rosso, gecen seneki gibi yaris kazanacak bir durumda olmasa da yarislara heyecan katacagini dusunuyorum.

TOYOTA:
Diffuser olayinin kahramanlarindan Toyota, iki araciyla birden pit alanindan baslasa da bu sene her zamankinden daha ciddi oldugunu gostermis oldu cumle aleme. Trulli, cizgiyi 3. gectigi yarista Guvenlik Araci arkasindayken Hamilton'i gectigi icin 25 saniye ceza aldi. Bu cezanin acitici tarafi ise, yaris guvenlik araci arkasinda bittigi icin herkes arka arkaya bitirdi yarisi ve 25 saniye demek herkesin arkasina gitmek demek. Timo Glock ise 4. olarak rusdunu ispatlamaya devam ediyor. Takim ise butce sikintilari icinde. Ust duzey yoneticiler Honda'nin cekilmesinden sonra Toyota'yi yarislarda tutmak icin cok ciddi caba sarfettiklerini ama eger bu sene basarili olamazlarsa seneye islerinin daha da zor olacagindan bahsediyor. Ama bu sene galiba amaclarina ulasacaklar. 

WILLIAMS:
Ve mahserin diffuser uclusunun sonuncusu, belki de en zayiflari. 3 antreman turunu da ilk sirada bitiren Rosberg bir anda neredeyse favori durumuna getirilmisti. Siralama turlarinda 5. oldu ama sonlarda lastiklerini tuketince 3.lukten 7.lige kadar iniverdi. Trulli'ye verilen ceza ile bir sira ciksa da bu seneki hedefleri yuksek olan Williams, tatli-eksi bir tat ile ayrildi Melbourne'den. Derslerini alirlarsa Sepang'da podyumu zorlarlar. Nakajima ise hala neden F1'de oldugunu anlamadigim biri. Sakar bir kamikaze, Takuma Sato'nun cekirgesi. Yine de seneye ana sponsorunu kaybedecek Williams'in, bu sene guzel seyler basarip privateer takimlarin hala bu sporda yeri oldugunu gostermesini istiyorum icten ice.

RENAULT
Renault hakkinda konusmaktan korkuyorum aslinda biraz, ne yapacagi belli olmayan bir takim. Gecen sene berbat bir sezonda ustuste iki yaris kazaniverdiler bi anda, herkesi ters koseye yatirdilar. Alonso yine elinden geleni yapiyor ama eminim ki Raikkonen'in koltuguna da ayni derecede konsantredir. Icinden "su herif tasi taragi toplasa da o koltukta ben yarissam artik" diyordur. Nelsinho ise Nakajima'nin Brezilyali versiyonu. Bu ikili olmasa Guvenlik Araci %50 daha az is yapar. Baba kontenjani bu seneyi de cikartir ama bu seviyede devam ederse seneye cok buyuk ihtimalle baskasina tercih edilir. 

FORCE INDIA
Vijay Mallya, ilk once Toyota sponsoruydu. Sonra takim satin alip Force India yapti. Ilk sene sonunda takim direktorunu kovup takimin basina kendisi gecti. Fisichella veya Sutil yeteri kadar iyi degilse seneye kilo verip pilot da olur heralde. Ikili, bu tehlikeyi sezmis olacak ki can siperane yarisiyorlar. Ferrari yerine kullanilan Mercedez motoru da arabaya daha uygun gibi. Sutil, yarisi 9. bitirdi ve neredeyse puan aliyordu. Fisichella da bir aralar yukarilarda geziniyordu. En fazla orta siralari zorlarlar belki ama bu sene artik puan alirlar, bence. 

Bir de KERS raporu verelim. Ferrari, Mclaren, BMW'den Heidfeld ve Renault ilk yarista KERS kullandilar. Hamilton 3. Alonso 5. Heidfeld 10. oldu. Digerleri ise yarisi bitiremediler. Yine de diger takimlarin pilotlari, ozellikle de Timo Glock, bu sistemin cok buyuk bir avantaj verdigini soyluyor. Eger mesela Brawn GP, bu sistemi kullanirsa ne olur? Aklima 2004 senesindeki 18 yaristan 15ini kazanan efsane Ferrari kadrosu geldi bir anda...

Diffuser Problemleri


Evde internetim olmadigi icin hala Avustralya GP analizini yazmis degilim ama baska bir haber vereyim istedim.

Biliyorsunuz ki bu sezon, Williams-Toyota-Brawn uclusunun diffuser'lari sorunuyla basladi. Anlatmasi kolay degil bu sorunu, ama f1.com sekillerle aciklamaya calismis. O yuzden bu linke giderseniz, sorunu biraz daha kolay anlayabilirsiniz. Mevzubahis o kadar onemli ki, dun bazi takimlar bu yeni dizayni eklemek icin araclarinin butun arka yarisini bastan tasarlamaya karar verdiklerini belirttiler.

Peki bir etik sorusu: Bu diffuser tasarimina itiraz eden takimlar, direkt olarak bunun illegal oldugunu savunuyor. Peki temyiz mahkemesi (2 hafta sonra) kararini aciklayana kadar bunu gelistirmeyip onaylandiktan sonra mi bunu gelistirecekler, yani daha uzun sure geride kalmayi mi kabul edecekler, yoksa onaylanmasi ihtimal dahilinde oldugundan su an illegal dedikleri bir sistemi gelistirip en kisa surede de yararlanacaklar mi?

Avustralya raporu reklamlardan sonra...

27 Mart 2009 Cuma

Cuma Antreman Turlari Raporu


Sezon oncesinde o kadar cok sey oldu ki aslinda yarislari birakip butun sezon bile bunlari konusabiliriz. Ama yine de takimlarin Melbourne'e gelmesiyle aksiyona devam denildi. Bir suredir beklenen oldu ve diger takimlar Williams, Toyota ve Brawn'in diffuser'larina itiraz ettiler. Gorunuse gore mevzu bahis takimlar, kurallari degisik bir sekilde yorumlayip diffuser'larini diger takimlardan daha yuksek yapmanin yolunu bulmuslar. Aracin altindan gelen havayi arka tarafta duzenleyen bu parcanin degisik yorumu, bu 3 takima tur basina yarim saniye gibi cok ciddi bir fark getiriyor. 

Tabi ki diger takimlar da enayi yerine konmaktansa direkt itiraz ettiler yaris hakemlerine. Prosedure gore ilk once yaris komiserleri araclari inceledi, tamamdir dedi. Sonra takimlar itiraz ettiler ve 6 saat suren tartismalardan sonra hakemler yine bu dizaynin legal olduguna karar verdiler. Su andaki prosedurde, itiraz eden takimlar bunu FIA'nin temyiz mahkemesine goturuyorlar, nihai karar oradan verilecek. Bunun Turkcesi de su; bu haftasonundaki Avustralya ve bir dahaki hafta kosulacak Malezya GP'lerinin sonuclari ancak Malezya GP'sinden bir hafta sonra temyiz mahkemesinin kararindan sonra kesinlesecek. Buyrun burdan yakin!

Simdi ben antreman turlarini anlatacakken niye bunlari anlattim di mi? Cevap su; diffuser'i degisik yorumlayan takimlar, antreman turlarini sildiler supurduler de o yuzden. Nico Rosberg, Williams ile kaymagi yedi. Hemen arkasinda Toyota ve Brawn'lar vardi. Hatta iki seansta bunlarin arasina karisabilen tek eski diffuser'li Red Bull'dan Mark Webber. Buyuk takimlar ise yerlerde. Ferrari, BMW, McLaren ve Renault, zaman listelerinin dibindeler. Hatta bir noktaya daha deginelim, bu takimlar KERS sistemlerini kullaniyorlar (Kubica haric). 

Bu sezon cok mu enteresan gececek ne...

18 Şubat 2009 Çarşamba

2009 Sezonuna Bizim Isınma Turlarımız

Galatasaray'ın Bordeaux deplasmanı öncesi biraz kafa dağıtalım ve yakın zamanda kesinleşen bu seneki Formula 1 grid'ine bakalım sizlerle.

29 Mart'ta Avustralya GP'si ile başlayacak yeni sezon öncesi, yapılan çok kapsamlı kural değişiklikleri ile beraber (KERS sistemi, aerodinamik yenilikler ve slick lastikler; başka bir postta hepsine ayrı ayrı değinirim) anormal bir heyecan kasırgası bizleri bekliyor gibi bir his var içimde. 2007 sezonunun ardından "Kimi son yarışta hem Lewis'i hem de Alonso'yu bir puanla geçiverdi, bundan daha heyecanlı ne olabilir" diyorduk. 2008 sezon finalinde Lewis Hamilton, son turun son virajında 1 puanla şampiyonluğu kaptı, heyecan maabında ufkumuzu genişletti. 2009? Görücez...

McLaren: Lewis Hamilton ve Heikki Kovalainen ile pilotlarını değiştirmeyen takımda Heikki'nin bu sene daha fazla katkı yapması mecburi, yoksa geçen sene gibi bu sene de Markalar Şampiyonluğu hayal olur. Ama son testlerde yaptıkları iyi 
derecelerle McLaren'in bu sene de başa oynayacağı kesinleşti gibi. 1998'den beri hasret kaldıkları dubleye bu sene ulaşabilecekler mi göreceğiz. Bunun için geçen seneden daha dayanıklı olmaları kesin. Yine de Force India'ya motor ve vites kutusu aksamı verecekse takım, demek ki kendine baya güveniyor.

Ferrari: Şahlanan At için kolay bir sene olmayacak, bunu takım içinden kaynaklar da itiraf ediyor (sanki bana ediyolarmış havasına girdim bi anda). KERS sisteminde geride kaldılar, yeterli ilerlemeyi gösteremediler, şimdi Bahreyn testinde kilometre yapayım derken kum fırtınalarına yakalandılar. Geçen seneki dayanıklılık sıkıntıları bu sene de başgösterir gibime geliyor. Bunun yanında pilotlar da birer soru işareti. Massa, geçen senenin hayal kırıklığından daha güçlü mü yoksa yıpranmış mı çıkacak? Kimi, artık şu emeklilik muhabbetlerinden bayıp sürmeye başlayacak mı? Gerçekten, nasıl şampiyon olduğunun ertesi sezonu sadece 2 yarış kazanabilir bir insan, bunu açıklaması lazım. Luca Di Montezemolo bile "o yarış Kimi'nin kuzeniydi, bu sene kendisi gelecekmiş" gibi mavra açıklamalar yaptı. Bu sene Ferrari'nin iki kupadan birini kazanması benim gözümde süpriz olur. 

BMW: Williams ile ayrılıp Sauber'i aldıklarından beri her sezon ilerleme gösterdiler. Biraz Formula 1'in Sivasspor'u gibiler hatta. Uzun süre lider götürdüler, geçen sene ilk yarışlarını kazandılar (hem de duble yaparak) ve 2009'un geniş çaplı kural değişikliklerine çok önceden hazırlanmaya başladılar. Geçen seneki hedefi ilk pol pozisyon ve yarış galibiyetini gerçekleştiren BMW, bu seneki hedefini şampiyonluk olarak koyuyorsa bir bildikleri vardır. Benim gözümde bu senenin favorileri onlar, Sivas yaparsa BMW de yapar. Hem de Kubica ve Heidfeld gibi oturmuş ve hızlı iki pilotları var. Yalnız Heidfeld artık sıralama turlarını kabusa dönüştürmemeli. 

Renault: Geçen senenin ikinci yarısının sürpriz takımı Renault'da herkes aynı formun bu sezon da devam etmesine dua ediyordur. Alonso iddialı, bu sene şampiyonluğa oynarız diyor. Yarış kazanabilecek bir durumda olsalar da şampiyonluğun o kadar kolay olmadığını hatırlamak isteriz Asturia'lı eski şampiyona. Yine de hedeflerinde gerçekçilerse sezona iyi başlamak zorundalar, iki senedir rezalet başlangıçlar moralleri yere seriyordu; sonra topla toplayabilirsen. Yine de Alonso'nun ardarda Singapur ve Japonya galibiyetleri yılın en büyük comeback'lerinden olarak yerini aldı. Nelsinho mu? O hala cepten yiyor.

Toyota: Her sene iddialı açıklamalarla başlar, Trulli'nin uçtuğu bir kaç sıralama turu dışında da hayal kırıklığı bir sezonla biter genelde Toyota'nın Formula 1 aşkı. En başta olmayan her takım gibi onlar da kural değişikliklerinin kendilerine yaraması için çok çalışacaklar en başta. Trulli'nin sıralamalarda hızlı olduğu kesin, Timo Glock da geçen sene iyi işler becermişti ama bu seneki gerçekçi hedeflerinin 4.lük olması lazım kanımca. Gerisini hayal etmek bile zor. 

Toro Rosso: Takımın yarısının satılığa çıkması moralleri bozmuş ve Toro Rosso'nun Formula 1'deki varlığını tehlikeye sokmuştu bir süre. Neyse ki bu kötü ekonomik ortamda hala buradalar ve iki tane deli fişek sürücü ile yollarına devam ediyorlar. Bu senenin tek rookie'si Isviçreli Sebastian Buemi napacak yakından izleyeceğiz elbet. Bourdais ise bu sene potansiyelini göstermek isteyecektir, geçen sene gereğinden fazlasıyla takım arkadaşı Vettel'in gölgesinde kalmıştı. Eğer Buemi'ye yeteri kadar fark atamazsa seneye o da gidici olur. Italya'nın küçük takımı yine pilot tercihini geç açıkladı, yine arabayı geç tanıttı. Bu sene, öncekilerden daha büyük dezavantaj olabilir bu. Direk rakipleri Red Bull ile yarışta şimdiden 1-0 gerideler. Bu takımı 2010'da başka bir isimle görürsek maalesef çok şaşırmam. 

Red Bull: Boğaların daha büyüğü, küçüğünden daha az kanatlanmış ve Toro Rosso'nun gerisinde kalmıştı geçen sene. Bu sene oradan Vettel'i getirttiler, yanında da Mark Webber, güzel bir pilot ikilisi yaratmış oldular. Nedense bu sene Formula 1'de daha ciddiler ve artık parti yapmaktan daha farklı şeyleri başarmak istiyorlarmış gibi geldi bana. Adrian Newey'in yeni tasarımı RB5, özellikle burun bölgesinde diğer araçlardan farklı. Eğer bu kumar tutarsa Red Bull kendini enteresan yerlerde bulabilir. Bu senenin kesinlikle en izlenesi pilotu Vettel, özellikle de Webber sezon tatilinde ayağını kırdıktan sonra bol bol test yaptı ve araca da alıştı. En az bir yarış galibiyeti bekliyorum, geçen seneki Monza'nın tadı damağımda. 

Williams: Maalesef Williams, hala eski şaşaalı günlerinden çok uzakta ve her sene klasmanda daha da aşağıya iniyorlar. Formula 1'deki ender özel takımlardan biri olarak (hem de çok çok başarılı mazisi olan bir takım olarak) Frank Williams ve ekibinin bu gidişatı tersine çevirmesini yürekten istiyorum. Ama Nakajima ile bu iş zor. Neyse ki Toro Rosso, denediği Takuma Sato'yu takıma katmadı da pistlerde iki kamikaze görmeyeceğiz bu sene. Birileri Tokyo Drift ile Japon GP'sinin farklarını çekik kardeşlerimize anlatsa iyi olur. Bir başka üzüldüğüm nokta da Nico Rosberg'in zayıf arabalarda harcanması. Babasının takımına gönül bağını anlayabiliyorum ama sonunda bir Jenson Button vakası daha olmaya doğru ilerliyor. Kabiliyetli ama harcanmış yetenek olmanın da psikolojik baskısı, ileride isilik yapabilir ona da. 

Force India: Formula 1'in Slumdog'larını grid'in en arkasından kurtaracak tek şey Honda'nın sürpriz bir şekilde geri dönüşü olabilir. Vallya, her ne kadar ilk günden beri 2009 sezonuna odaklandıklarını söylese de yolları uzun ve sarp. McLaren Mercedes ile motor-vites kutusu ortaklığı, acılarını bi nebze dindirebilir ama hastalığı iyileştirmez. Hele de Mike Gascoyne ve Colin Kolles'un takımdan uzaklaştırıp Vijay Mallya'nın askeri rejim ilan etmesi, bu sene için de Force India'nın kaderini gözler önüne serdi. Buradan Adrian Sutil'e bir çift lafım var ama: Sen kendi işini yap, bakma bu Hintli'lere. Alonso da zamanında Minardi ile sonlarda gezinirdi sonra şampiyon oldu. 

Şu anda yarışmıyor gözüken iki takım daha var, onlar farklı bir post'un konusu. Hem zaten maç da başlamak üzere...