monaco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
monaco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Formula 1'in Efsane 10 Virajı

Haftasonu malumunuz Valencia GP'si vardı. Barrichello'nun kazanması ve Mclaren'in pit stop rezaleti dışında inanılmaz bayık geçen yarış sırasında blog yazarınız kollarını kavuşturup uyudu maalesef. Valencia'dan önceki yarış da Macaristan GP'siydi. Hala takvimde olmasını sadece pist girişindeki Bernie Ecclestone heykeline bağlayabildiğim bu sıkıcı ve eski pistte de pek enteresan bir yarış olmamıştı, Hamilton'ın bu seneki ilk yarışını kazanması dışında. Tabi Massa olayını saymıyorum.

Ama ey F1 sever, gönlünü rahat tut. Çünkü sezonun bundan sonraki yarışları birbirinden güzel, tarihi ve enteresan yarışlar. Hele de bu hafta sonu koşulacak Spa-Francorchamps ve bir sonraki Monza pistleri.

Spa'yı Spa yapan şey, hızlı ve akıcı bir pist olması dışında turun başındaki Eau Rouge virajıdır. Her sene bütün pilotlar bir över, sever, methiyeler düzer. Işbu blog da buradan yola çıkarak, bir süredir ertelediği "F1'in Efsane 10 Virajı" yazısını yazmaya karar verdi. Buyrun boyunkıran, lastik patlatan, araç zıplatan, yürek hoplatan listemize:
1) Eau Rouge: Madem buradan ilham aldık buradan başlayalım. Belçika'nın Spa-Francorchamps pistinde aslında zaten bir çok ünlü viraj vardır, bir de artık aramızda olmayan Bus Stop Şikanı var ama onu sayamıyoruz. Yine de Eau Rouge hem bu pistin, hem de büyük ihtimalle bütün takvimin en heyecan verici virajı. Bir "drivers' favorite". Ilk viraj hengamesinden kurtulan pilotlar son gaz buraya geliyor, önce hafif sol, sonra da sağa doğru göğe fırlıyorlar deyim yerindeyse. Ciddi bir yokuş yukarı bu viraj, bir sürü pilot burayı çıkarken sadece gökyüzünü gördüklerini söylüyor ki 300 km ile giderken gökyüzünü görmek cennet kadar mükemmel veya cehennem kadar korkunç olabilir. Buraya flat-out çıkmak da tur zamanı için elzem. Ingilizce'den chicken translate yaparsak erkekleri oğlanlardan ayıran bu viraj/pist, aynı zamanda Schumacher'in ilk yarışını da kazandığı yer.

2) Curva Parabolica: Monza, Ferrari'nin ve onların fanları tifosilerin evi olmasıyla, çok çok hızlı (ve neredeyse virajsız) bir pist olmasıyla ve son virajı Parabolica ile bilinir. Ascari virajından buraya kadar tam gaz gelirsiniz, o zamana kadar yaptığınız mükemmel turu aynı şekilde bitirmek için bir Parabolica yeter. Ama işte sorun da orada. Bu uzun, 180 derecelik sağa virajın kilidi, onu doğru çizgide dönebilmek. Aslında tam bir bilgisayar oynu virajı, önce gazdan çok dönüşe abanırsın, sonralarında dönüşten çok gaza. Burayı iyi döndün mü tifosilerin sağır edici kornalarının arasında tam bir victory lap çıkarmış olabilirsin. Geçen sene Sebastian Vettel'in vaftiz edildiği yer diyelim buraya.

3) Melbourne Ilk Viraj: Biraz duygusal bir seçim aslında. Bütün yaz 4 gözle sezonun başlamasını bekleyen bizleri sabahın dik köründe televizyon karşısına diker Melbourne GP. Hani okula ilk başladığın gün, bahçede arkadaşlarla konuşmak gibi biraz. Ve bu pistin, seneler boyu ne kazalar görmüş ilk virajı. Kim çıkacak kim çıkamayacak diye iddiaya bile giriliyor. Ayrıca yukarıdaki resmi de akıllara kazıyan virajdır burası. Avustralya'nın bundan önceki pisti Adeledie'in iki uzun düzlük arasındaki virajını da unutmamak lazım. Hakkinen, o virajda ölümden dönmüştü 1995'te.

4) Istanbul 8. Viraj: Bakmayın Türk olduğumuza, bu viraj cidden F1 efsanelerinden biri oldu şimdiden. Sola doğru 4 tane virajı birleştiren ve 4 tane apex'i olan bu viraj, gerçekten pilotları ciddi zorluyor. Hamilton'ın 2 sene önce sağ ön lastiğinin patlaması, özellikle bu virajda oraya binen yüklerden dolayı. Zorluğu sırf lastiklere de değil, genelde sağ virajların domine ettiği F1'de boyunları en zorlayan sol viraj burası. Ayrıca 4 viraj boyunca da yarış çizgisini takip etmek ve flat-out gidebilmek yarım saniye kazandırır, yapılmazsa da kaybettirebilir. Hermann Tilke'nin elinden çıkan bu virajımız ile ne kadar övünsek az.
5) Maggots-Becketts-Chapel: Yarışların ana vatanı Ingiltere'de bundan sonra yarış olup olmayacağı veya nerede olacağı büyük bir tartışma konusu. Ama şu ana kadar Ingiltere GP'sine ev sahipliği yapan Silverstone'un ne kadar güzel bir pist olduğunu değiştirmez bunlar. Hele de turun başındaki Maggots-Becketts-Chapel bölümü. 250-290 km hızla sol-sağ-sol-sağ-sol formasyonunda devam ederken eğer araç içi kameradan izliyorsanız insanı aptal eden bir komplekstir burası. Işin en büyük sıkıntısı, bu kadar yüksek hızlarda alınırken ideal yarış çizgisinden çıkmak ya çok ciddi zaman ve hız kaybına ya bir çimen yolculuğuna ya da yarış dışı kalmanıza sebep verir. Rollercoaster'dan Horror Train'e dönüşebilir.
6) Wall of Champions: Kişisel favorilerimden burası. Ayrıca listemizde ad verilmeyen, adını kendi alan tek viraj. Şu an takvimde bulunmaması çok üzücü olan Montreal yarışının en son virajı, upuzun bir düzlüğün sonundaki fren katili. Maksimum sürat ile gelinen sağ-sol kombinasyonu, start-finiş düzlüğünün sağ duvarına santimetreler kala bitiyor ve yeni bir tura başlamaya yelken (veya gaz) açıyor pilotlar. Tabi Şampiyonlar Duvarı'nı geçebilenler. Hikaye süper: 1999 Kanada GP'sinde o sıralar yarışan eski Dünya Şampiyonları'nın hepsi (Damon Hill, Jacques Villeneuve ve Michael Schumacher) bu duvara çarpıp yarışdışı kalıyorlar. O günden bugüne oranın adı Şampiyonlar Duvarı. Curse of the Black Pearl gibi, şampiyonların uzak durması gereken bir mekan.

7) S do Senna: Listeye giren S virajları üçlemesinin ilki. Brezilya GP'sinin ilk virajı, adını çok doğal olarak Brezilyalı efsane pilot Ayrton Senna'dan alıyor. Interlagos, bizim pist gibi, saat yönünün tersine olan nadir pistlerden. Ve yine bizim gibi, sola doğru yokuş aşağı bir viraj ile başlıyor. Yarış içinde pilotlar, Indy pistleri gibi uzun, dönen ve yana doğru açılı son virajdan başlayarak burada Senna S'e ciddi hızlarla geliyorlar ve yarış içinde geçiş için en uygun yerlerden biri. Brezilya GP'si senenin genelde son yarışı olduğundan dolayı da heyecanı çok. O yüzden Senna S'e doğru yakın gelen iki pilot, ciddi kalp ritm yüksekliği yapan bir yerdir. Belki listedeki diğer virajlar kadar zaman kazandırmak veya kaybettirmez ama burası direk pozisyon kazandırır veya kaybettirir. Adı da ayrı bir sempati öğesi zaten. Buranın unutulmaz anlardan biri de 2001'de Juan Pablo Montoya'nın gözünü karartıp Michael Schumacher'in iç tarafına dalmasıdır hatta. Büyük Ayrton'u da buradan anmış olalım.
8) Fuji S Curves: S üçlemesinin ikincisi Japonya Fuji'den geliyor. Uzun ve sağa doğru giden ilk virajın sonundan lunaparkın da gözüktüğü Dunlop'a kadar uzanan bir yokuş aslında burası. Gran Turismo oynayan arkadaşlar buradan eminim çok çekmişlerdir. Hem yokuş yukarı hem 3 viraj olduğu için fren burada bir opsiyon değil. O yüzden gaz pedalını kral gibi kullanan burada uzayıp gidiyor. Kerbleri kullanmak da burayı hızlı geçmenin önemli bir noktası. Çok fazla aksiyon olmaz belki ama, motor zorlayıcı bir virajdır burası. Zor Fuji pistinin en sessiz ama iyi bir tur zamanı için en önemli virajlarından.
9) Castrol S: Üçlemenin sonuncusu Nürburgring'den. Niki Lauda'nın yandığı pist olarak ün yapan (ve o yarıştan sonra kapanan) aynı adlı efsane pistin günümüz versiyonu burası. Gran Turismo'da ilk defa oynamıştım eski versiyonunu, bitmek bilmeyen virajları, darlığı, kaçış alanı olmaması ve carousel'leri ile çok ciddi bir sabır ve dayanıklılık testiydi pistin eski versiyonu. Yenisi aslında bi boka da benzemiyor itiraf etmek gerekirse. Bir tek ilk viraj kompleksi hariç. Start-finişin sonunda yol bir anda sağa düşüyor resmen, yaklaşık 160 derece. Öyle bir dönüş ki devasa genişlikteki bu virajda hep birileri yoldan çıkıyor. Buraya tam giremeyen, 2. ve 3. virajlarda arkasındakiler tarafından çok pis avlanır ayrıca. Bir de yokuş aşağı frenlemesi var ki onu Kimi Raikkonen iyi bilir. 2005'te Alonso'nun önünde lider giderken son turun başlangıcında, patlamak üzere olan lastiği bu virajda patlamıştı ve şampiyonluk yarışında galibiyeti en yakın rakibine hediye etmişti.
10) Monaco: Buraya bir imtiyazlık vermemek doğru olmazdı. Formula 1 tarihinin baştacı pistte hangi viraj efsane değil ki? St Devote ile başlayan ve sırasıyla Massenet, Casino, Mirabeau, Hairpin, Portier, tünel çıkışındaki Chicanne, Tabac, Piscinne ve La Rascasse derken Anthony Noghes ile biten bir pist burası. Neresine ayrı bir önem vereyim, neresiyle ilgili hangi anıyı yazabilirim. Koskoca bir tarih yatıyor burada. En iyisi mi siz gidin f1.com adresine, oradan videolar bölümüne girip on-board kameralarından burayı izleyin. Tek bir tur izlerken kusuyordum, o adamlar 70 tur arka arkaya atıyor. Respect bro!

Eğer buraya kadar okuduysanız, size açık ve net teşekkür ediyorum. Virajları herhangi bir sıraya koymadım, hepsi birbirinden güzel ve özel. Bundan sonra Formula 1 ile ilgili yapmamı istediğiniz başka listeler varsa onları da yaparım, siz yorum bölümüne ekleyin. Haftasonu Spa'da görüşmek üzere.

12 Haziran 2009 Cuma

F1 Videoları ve Pistler

F1.com, uzun zamandır müdavimi olduğum bir site. Haberler ve bilgiler dışında, yarışlardan sonra o yarışın bir videosunu yapıp koyarlar ve en az yarışlar kadar heyecanla beklerim her videoyu. Çok fos yarışların videosu da, eldeki malzeme eksikliğinden dolayı, averaj olabilse de genel olarak çok iyi ve heyecan verici şeyler çıkıyor ortaya. Hele geçen senenin son yarışı Brezilya'daki dramı, f1.com videoları TV kameralarından daha iyi yakalamışlar. Herkese yukarıdaki linke gitmesini tavsiye ediyorum, bir spor ancak bu kadar güzel pazarlanabilir.

Bu başlığın altına yeni bir güzellik daha eklemişler: Her yarışta, bir turun on-board kamerası görüntüsü. Genelde pol pozisyonu turu var ama bazı istisnalar da var arada. Onları izlerken anladıklarımı yazıyorum:

- En başta F1 pilotları gerçekten insanüstüymüş. Bunu kendi gözlerimle gördüm.
- Monaco'nun virajları çok ciddi şekilde sinir bozucuymuş. Dar, çok virajlı filan değil; Monaco pisti sinir bozucu! 78 tur etrafında döndüğümü düşünemiyorum, çıkar kusarım heralde.
- Gece yarışılan Singapur GP'si, tam bir NASCAR ile Akira filminin karışımı. Ve adeta bir labirent.
- Monza, çok çok hızlı ve çok az virajlı. Ayrıca eski bir pist olduğu yanlardaki kaçış alanlarının azlığından belli. Pist bitiyor, iki tarafta da 3-5 metre sonra duvar var. Bir yandan da Gran Turismo'da bol bol oynadığım Nurbergring'i andırıyor; ne de olsa ikisi de çok eski pistler.
- Bizim 8. viraj gerçekten zorluymuş. Çok da zevkliymiş izlemesi.
- Aynı şekilde Belçika'nın Eau Rouge da. Sanki rampadan fırlayacak gibi oluyosun.
- Italya Monza ve Belçika Spa-Francorchamps gibi çok hızlı pistler, Ingiltere Silverstone ve Fransa Magny-Cours gibi hızlı yön değiştiren pistler, sürüş zevki olarak gerçekten çok tatmin edicidir eminim.
- Takvimdeki 3 cadde pistinin (Monaco, Valencia, Singapur) çok farklı karakterleri var. En sıradanı Valencia, en sürreali Singapur, en cadde pisti olduğunu hissetireni Monaco.
- Yüzlerce kere Gran Turismo'da Fuji'yi oynamış biri olarak Lewis Hamilton'ı izlemek çok keyifli, aynen benim gibi gidiyor kerata! Çoğu pisti viraj viraj ezbere bilsem de en iyi bildiğim Fuji şu ana kadar. Bu arada Gran Turismo da acayip iyi canlandırmış pisti.
- Tek hayal kırıklığı, henüz yağmurlu bir videonun olmayışı. O da en yakın zamanda olur umarım.

Eğer 5-10 dakika boş vaktiniz varsa bakmanızı şiddetle tavsiye ediyorum, alakanız yokken F1 fanatiği olarak ayrılabilirsiniz.

2 Haziran 2009 Salı

Türkiş GP Zamanı

Bu kadar F1 yazısı yazdık hala haftasonu koşulacak Türkiye GP'si hakkında bişi yazmadık. Zaman az kalmışken biz de yazalım.

Hermann Tilke dizaynlarından biri olan pist, takvimdeki nadir saat yönünün tersine koşulan yarışlardan. Yokuş aşağı ve yukarı hareketleriyle enteresan bir yapısı olsa da Türkiye GP'sini asıl özel kılan şey 8. viraj. Sezonun pilotlar tarafından keyifle beklenen yarışlarından biri yapıyor bizim yarışı aslında tek başına, o derece. Herkes araç ayarlarını ona göre yapıyor, yarış öncesi hep orası konuşuluyor. 

Üzülerek söylüyorum ki aslında bizim pistin başka da bir özelliği yok. Bir virajımız efsane, bi de son 3 viraj dikkat çekiyor. İki şikan içiçe gibi. O kadar. Maalesef. Evet belki bir Monza, Spa Francorchamps, Monaco olmasını bekleyemeyiz haliyle. O zaman takvime son senelerde eklenen yarışlarla kıyaslayalım bizimkini. Malezya sıcaklığı, yağmurları ve tribünleriyle anılıyor. Singapur gece yarışı zaten, yeri bambaşka. Çin GP'si aslında biraz sönük bu konuda, bir tek start düzlüğündeki enteresan yapısı var. Bir de ilk 3 virajları enteresan. Bir de Bahreyn GP'si var, daha henüz heyecanlı bir yarış izleyemedik orada. Bu sene Güvenlik Aracı'nın girmediği tek yarıştı Monaco'ya kadar. Bir de Valencia var, ilk yarışları ne kadar sıkıcı geçse de sokak yarışı, yani her an patlamaya hazır. Tekrar bakılınca aslında bizim yarışın ortalama bir pist olduğunu düşünebiliriz. 

Ama ciddi bir seyirci problemimiz olduğu belli. Evet belki cuma antremanları önemli değil ama sıralama turlarının performansı da ondan iyi değil maalesef. Ama asıl ölçüt olan yarışta bile sınıfta kalıyoruz. Ilk senelerde hem sponsorların bedavaya dağıttığı biletler hem de meraktan dolan tribünler son 2 senede pek aynı seviyede kalamadı. Burada iki faktör önemli. Birincisi biletlerin pahalılığı. Piknik yaparak yarış izlemek isteyenler bile 90 Yetale ödüyor, kralından izlemek istiyorsanız 700 kafa çıkmak lazım. Dememe gerek var mı, beleş bilet yoksa ben bile gitmiyorum. Ikinci sıkıntı aslında bir yanlış anlamadan dolayı. Yarışa gidince önünde olmadığın yerlerin adam gibi takip edilemeyeceği düşünülüyor. Bir 2006'da bir tek kez gittim yarışlara, o da çok güzel bir deneyimdi. Önümdeki ekrandan gayet güzel bir şekilde yarışın göremediğim kısımlarını takip etmiştim. 

Biraz da pistin "hiçliğin ortasında" olmasına rağmen akıllara zarar bir trafik olması. Sabancı Üniversitesi mezunu olarak Kurtköy'ün arka yollarını bilmeme rağmen sıkıntı çekmiştim. Bu konuda tam bir 2. Olimpiyat Stadı vakası. Bu tip şeylere aklımız çok ermiyor galiba. Neyse...

Biraz da yarışsal olarak bakalım piste. Massa'nın çok ciddi bir üstünlüğü var, 4 yarışın 3'ünü kazandı. Ilk yarışı ise o zamanların Mclaren pilotu Raikkonen kazanmıştı, yani Ferrari pilotları dışında burayı kazanan biri yok henüz. Önemli psikolojik bir avantaj bu. Monaco'da performansı ciddi bir şekilde artan Ferrari, sevdiği bir pistte yılın ilk galibiyeti için acayip bastıracaktır. Enteresan bir şekilde her takım çok iddialı açıklamalar yapıyor bu haftasonu için. Renault ciddi bir atılım yapacağını tekrarlıyor, çift katlı difüzörünü ilk kez yarıştıracak olan BMW Monaco kabusunu geride bırakmak istiyor, bir başka Monaco hüsranı Toyota da iddialı. Red Bull ve Italyan kardeşi de önemli aerodinamik yeniliklerle fark yaratmak istiyor. Brawn da sessiz sedasız geliyor ama onların iddiaları duruşlarında. 

Benim tahminim Ferrari ile Brawn'ın arasının çok daha az olacağı, hemen arkalarında da bir Renault-Red Bull çekişmesi. BMW de şapkadan tavşan, yarıştan puan çıkarabilir. Bu haftalık iddaa köşemiz de bu kadar. (Bir süredir iddaa'daki F1 hakkında yazmak istiyorum aklıma geldi).

Daha çok konuşulur bizim üzerimize de gün bitti napalım. Yolu sevgiden geçen herkesle elbet bir gün bu blogda buluşmak üzere....

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Sürprizlerle Dolu Monaco

En başta 100 post indirmişiz, bu da 101. Okuyan seven herkese hayırlı uğurlu olsun, teşekkürler.

Gelelim asıl olaya. Tatilde ve bilgisayarsız olduğumdan sıralama turları hakkında yazamadım, onu da hemen buraya iliştireyim. En büyük sürpriz Ferrari oldu benim için, bu derece bir performans açıkçası hiç beklemiyordum. Neyse ki Christian Horner gibi havuza atılan kişi olmadım ama yazdıklarımın tersi çıktı. En azından bu noktada. Red Bull ise, tahminlerimize uygun olarak, Vettel'i pol pozisyon için hafif yolladı piste. Ama Kamikaze Nakajima, Vettel'in bütün planlarını cumartesiden rezil etti. Üstüne bir kötü çıkış, bir Ste Devote spini derken zaten bekleneni veremedi genç Alman. 

Aslında haftasonu, Q1 ile bomba gibi bir başlangıç yaptı. 2 Toyota, 2 BMW ve Hamilton'ın elendiği bir Q1 bir daha görür müyüz bilmiyorum. Ama kesinlikle Toro Rosso ve Force India'ya yaradı bu durum. Buemi, 11. cepten kalkmayı hakkederek aslında beni heyecanlandırmıştı. Ama Piquet'nin aracını kepçelemesiyle biten olay ile yarış dışı kaldı. Hayal kırıklığı. 

Gelelim öndeki mücadeleye. Sürprizlerin takımı Ferrari, 2 ve 5'ten start alacaktı ve Raikkonen'den çok agresif bir start bekliyordum açıkçası. Button'a karşı hem hafif bir ağırlık hem de KERS avantajı varken Ste Devote'de ciddi bir çekişme, belki de bir çarpışma, ardından bir zincirleme kaza, Güvenlik Aracı, hatta ikinci bir start bile bekliyordum. Ama Kimi o kadar kötü bir çıkış yaptı ki, Button'ı zorlamayı bırak daha da ağır ve KERSsiz Barrichello'ya bile geçildi. Aslında zaten o anda kazanmıştı yarışı Button. Barrichello, arkadakilerin temposunu ayarlarken Button bastı gitti ve bi daha da arkasına bakmadı. 

Bir sürpriz de genel anlamda oldu. Geniş ön kanatlar, yakın giden takımlar derken kazalar ve Güvenlik Aracı periyotları bekliyordum ama hiçbiri gerçekleşmedi. Yarış genel olarak Schumacher yıllarındaki pist üstü heyecandan çok pit stop stratejilerinin getirdiği heyecanların yaşandığı yarışlara benzedi. Massa, Webber ve Rosberg'in taktik savaşları özellikle görülmeye değerdi. Taktik dehası Ross Brawn'un Barrichello'yu Raikkonen'in önünde tutma çabası da ayrıca takdire şayandı. Sonuçta Ferrari, Brawn'ın arkasından ikinci takım olarak çıkmayı başardı Prenslikten. Acaba bu yukarıya taşınan performans kalıcı olabilecek mi Italyan takım için?

Bunun dışında not edilmesi gereken iki durum daha var aslında. Birincisi Fisichella, Bourdais'in hemen ardından 9. oldu. Force India, ikinci senesinde de Monaco'dan puan çıkarmaya çok yaklaşıp başarısız oldu. Hintliler, hala tarihlerinin ilk puanını bekliyorlar. Mallya, 2010 Hindistan GP'sini kazanma planını revize etmesi lazım sanki. 

Öbürü de Monaco GP'sini kazanmanın verdiği mutlulukla Button'ın aracını yanlış yere parketmesi. Ve sonra seremoni yapılacak yere kadar koşması. Eminim oraya aracıyla gitse bu kadar keyif alamazdı, herkesle yakın kontak içinde, atlaya zıplaya gitti. Bütün o atmosferi teneffüs etti. Bu arada katılacağı Londra Triathlon'una da antreman yapmış oldu.

Monaco ile ilgili daha yazılarımız olacaktır ama iki hafta sonra sıra bize geliyor. Türkiye GP'si kapıya dayandı. Aynı zamanda Serhan Acar'ın da müjdelediği gibi F1 Racing Türkiye tekrar yayın hayatına başlıyor. Magic is in the air!

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Tataklara Basarsın

Ferrari, bu hafta FIA'ya karşı savaş açmış, biz de buralara taşımıştık. Takımlarla FIA arasındaki toplantıda ortaya bir sonuç çıkmadı ama görüldü ki Ferrari, işi Paris mahkemelerine taşımış. Yani FIA'ya açık açık meydan okumuş. 

Bu meydan okumanın karşılığını da bugün aldılar. Paris Mahkemeleri, Ferrari'yi FIA'ya itirazında haksız buldu. Yani Italyanlar, tataklara yan bastılar. Artık FIA istediği gibi at koşturacak bu yeşilliklerde. Ferrari napacak onu merak ediyorum şahsen; ya delikanlı gibi sözlerinin arkasında duracak ve bu diyardan gidecekler, ya da FIA'ya tamah edecekler. Tabi ki legal olarak bu iş burada bitmeyecek ve Ferrari, temyize gidecektir. Ama 29 Martta son başvurular var gelecek sene gridde olmak için. Kim ne yapacaksa 1 hafta içinde yapacak. 

Kuralların bu tip sorgulanması aslında spora girmek isteyen yeni takım adaylarının başını yakıyor. Yeni bütçe sınırlamasının ne olduğundan emin olarak girmek istiyorlar spora, ki haklılar da. Ve ne kadar erken başvuru, o kadar çok hazırlanma zamanı demek. Bir kısmından burada bahsetmiştik, Paris'teki mahkemede ortaya çıktı ki başka Formula 1'e girmeye aday takımlar da varmış. Autosport, güzelce derlemiş, burdan buyrun, tekrarlatmayın. 

Yani şu andaki durumun görüşünüşü odur ki gelecek sezon Ferrari, Red Bull, Renault, Toro Rosso, Toyota, BMW out yeni yeni takımlar in. Bu kadar ortalığı velveleye veren Italyanlar, bu konuda da boş durmamışlar, bir de yeni takımlara hoşgeldin sallaması yapmışlar. Özetle "biz gider bu amatörler gelirse sporun yeni adı Formula GP3 olur" demişler. Ben bir cümlede özetledim ama Formula GP3 aşağılaması kelimesi kelimesine gerçektir. Yenilerin de galibiyetlerin sahada alınmadığını öğrenmesi lazım, napalım.

Bir konu gerçek: Ferrari giderse Formula 1 çok şey kaybeder. Mübarek Monaco GP arifesinde bunların yaşanması beni üzüyor. 

Edit: An itibariyle bir salvo da Alonso'dan gelmiş yeni takımlara. "Küçük takımlara karşı yarışmam, gerekirse çeker giderim".

Monaco: Yılın "O" Vakti

Le Mans ve Indianapolis 500 yarışı ile birlikte motorsporları dünyasının 3 yıldızından biridir Monaco GP'si. Hatta belki diğer ikisinden de burun farkı ile öndedir. Hatta bu öyle bir prestij ki güvenlik önlemlerini herşeyin önüne koyan Formula 1'de, minimum güvenlik önlemi ile takvimde bulunan tek pist. Bunun yanına yatlar, katlar, kızlar, casinolar ve VIP'leri ekleyelim, oldu size efsane bir yarış. 

Bir yandan da beklenmedik sonuçları ile her zaman göze çarpmıştır Monaco GP'si. Kendi adıma Cine5 zamanlarında Olivier Panis'in kazandığı (ve zaten 3-5 aracın bitirebildiği) yarış bu konuda lider. Yine Trulli'nin tek yarış galibiyetinin de burada gelmesi var. Yine de Belçika Spa-Francorchamps pistiyle beraber en "drivers' circuit" burasıdır, yani adamlarla çocukların birbirinden ayrıldığı yer. Istatistikler de bunu doğruluyor: 6 galibiyet Senna, 5 galibiyet Schumacher ve Graham Hill. 

2009'a gelecek olursak... Sezon başından beri en güçlü takım değişmedi. Özellikle en başarılı çift katlı diffuser tasarımı ile diğer takımlardan çok daha fazla downforce yaratmaları, bu yarışta onlara çok ciddi avantaj sağlayacaktır. Bir tek avantaj kaybetme ihtimalleri var: Araçları dolu depo ile daha dengeli, boş depoda ise istenilen dengeyi yakalayamıyor. Bu da Monaco'nun hiper-önemli sıralama turlarında onları sıkıntıya sokabilir. Onları durdurmanın tek yolu da aslında sıralama turlarından geçiyor. Eğer polü kaparlarsa galibiyet işten değil.

Brawn'un en büyük rakibi Red Bull şimdilik. Yalnız Sebastian Vettel'i ağır depo ile sıralama turlarına yollama taktiklerini değiştirmeleri gerekecek gibi duruyor. Bunun yanında Toyota'nın da sezon başındaki formuna yaklaşacağını düşünüyorum. Zaten sıralama turlarında çok kötü değiller, bu sefer pistin doğasından dolayı yarış içindeki düşüşleri çok hızlı olmaz. 

Bir de KERSliler var. Ferrari, anlamadığım şekilde çok iddialı. Ilk önce Domenicali, sonra Kimi şimdi de Massa, bu yarışın sezon için dönüm olacağını iddia ediyorlar. Son senelerde Ferrari'nin Monaco performansı gerçekten çok düşükken bunu demeleri enteresan. Ama nolur belli olmaz, Coulthard da Red Bull'un ilk podyumunu alarak iddialaştığı Christian Horner'ı havuza göndermiştir 2006'da. Mclaren, Ferrari, BMW ve Renault bu sistemi kullanmaktan vazgeçebilirler, keza çok virajlı pistte KERS'i kullanabilecekleri kadar uzun bir tek düzlük var. O da tünel. Öbür yandan da KERS sisteminin ağırlığı ile mecburi daha dengesiz kalabilir araçlar. Göreceğiz. 

Bir başka nokta daha var. Bu sene araçların boyutları, özellikle de ön kanat boyutları değişti ve pilotlar da buna henüz alışamadı. Zaten çok kaza ve güvenlik aracı gördüğümüz Monaco GP'sinde bu sene de banko görürüz bunları. Takım patronu olsam taktiğimi bunun üstüne kurabilirim, o derece. 

Pazartesiye kadar bloga kuvvetle muhtemel hiçbirşey yazamayacağım, ama haftaya Monaco GP'sinin yorumları ve bir sonraki yarış olan Türkiye GP'sinin tahminleri ile karşınızda olucam. Son bir hatırlatma olarak, gelenek icabı Monaco GP'sinin ilk antreman turları perşembe yapılıyor ve cuma boş geçiliyor. Meraklısına duyurulur.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Monaco da Güzel, Kafam da

"Monaco Grand Prix'sinde kazanmak için yarışıcam. Ama podyuma çıkarsam da çok üzülmem."

Kimi Raikkonen
5 yarıştan sadece 3 puan aldığını unuttuğu anlardan

12 Mayıs 2009 Salı

Massa vs Benzin-Gate


Ferrari bu sene belli ki çok sorunlu; yazmaya başladık, bir post doldu taştı, ikinciyi yazmak zorunda kaldık. Ama hala yeni sorunlar ortaya çıkıyor. 

Ispanya GP'sinin son turlarında yaşanan "benzin-gate", aslında incelenesi bir durum. Ferrari, şampiyon olduğu yıllarda bile dayanıklılık sorunları yaşamıştı. Ama hızıyla arayı kapıyor, yine başa güreşiyordu. Bu sene hız çok açıkça yok. Dayanıklılık yine yerlerde. KERS sistemini kullanan ender takımlardanlar ama performansa yardım etse de dayanıklılıktan götürüyor. Çift difüzör çözümü daha oturmuş değil. Bir de şimdi benzin sorunu eklendi. 

Sıralama turlarından Felipe Massa 4. olmuş ve küçük çaplı bir sürpriz yapmıştı. Bir de benzin yüklerinde önündekilerden daha ağır olduğu ortaya çıkınca tifosilerin mutluluğu artmıştı: Acaba kabus sonunda bitti mi? Brawn'lardan çok daha fazla tur atacaktı Brezilyalı ve eğer o zamana kadar onlara ayak uydurabilirse pitlerde geçebilirdi. Ama Brawn'lardan hemen sonra o da pite girince herkes şaşırdı. Yarıştan sonra anladık ki Ferrari'nin benzin harcaması, Brawn'ınkinden çok daha fazla. Yani daha fazla benzin yükü ve ağırlıkla aynı mesafede yolu yapabiliyorlar. İşte Ferrari'nin faka bastığı an. Çözülmesi gereken ciddi bir sorun daha. Bununla beraber, benzin aktarım ünitesi normal çalışmayınca Felipe Massa'ya benzin tasarrufu emri verildi. Yapmazsa son turda aracı duracaktı; düşünemiyorum, yaşanabilecek en utanç verici durum heralde. Bunun yaşanmaması için Massa, ayağını gazdan çekti. Önce Vettel'e, 2 tur sonra da 15 saniye gerideki Alonso'ya geçildi. Tıngır mıngır giderken neredeyse Heidfeld'e bile geçiliyordu. Yarıştan sonra açık açık söyledi: "Bu sene benim için bitmiştir!"

Benzin sorunu Monaco'da çok üstünde durulması gereken bir durum olmayacak. Ama aynı zamanda Prensliğin dar ve virajlı sokaklarında KERS avantajlarını da kullanamayacaklar (tünele girerkenki an hariç). Formsuz Kimi, demotive Massa ve yetenekleri kısıtlı teknik ekip ile Monaco'nun sorusu şu olacak: Ne kadar daha kötü olabilir?