trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2009 Çarşamba

Bir Bildiri: Tarihi Nasıl Kaçırdık?


Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce. Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek. Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım. O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç. Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca. TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz. Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla... TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

19 Haziran 2009 Cuma

Seneye F1 Olmayacak

1 ay önce bu başlığı atarken bugünleri düşünmemiştim. FOTA (Formula One Teams Association, yani şu an yarışan 10 takım), dün akşam yaptıkları toplantıda FIA'nın şartlarını kabul etmeyeceklerini ve seneye yeni bir seri başlatmaya karar verdiklerini açıkladılar.

Farkındaysanız bir süredir Formula 1 yazmıyordum, hakkaten içimden gelmiyordu. Çok fazla politika ve pist dışı savaş vardı. Pistte de hep Button kazanınca, çok sevdiğim sporun tadı kaçmıştı. Ayrıca hep takımların ayrılıp kendi serilerini oluşturacakları tehditi de vardı ama Mustafa Taha ile de kendi aramızda konuştuğumuz gibi bunların çok büyük blöfler olduğunu ve birşey olmayacağını düşünüyorduk. Demek ki kendimizi teselli ediyormuşuz. Seneye cidden şu an yarışan takımların çoğu ayrılıp kendi serilerini kuracaklar.

Bu ne demek? Ferrarisiz, Mclarensiz, BMWsiz bir F1 demek. FIA, koşulsuz başvuru yapan Williams ve Force India'nın yanına yeni takımlar ekleyecek ve Formula 1 dediğimiz spor bundan ibaret olacak. Aslında bundan sonrası bir finansal savaş. FIA, Formula 1'in marka değerini korumaya çalışacak. Büyük takımlar olmadan bunu nasıl başaracağı bir soru işareti ama. Bunun yanında FOTA'nın kuracağı yeni seri ile F1 arasında ciddi bir "yeni takımları çekme" savaşı yaşanacak. FIA, 15 yeni takımın kendilerine başvurduğunu belirtmişti. Yani ortada potansiyel var. Mesela burada David Richards'ın Prodrive'ını (ve arkasındaki Aston Martin desteğini) kimin alacağını merak ediyorum. Bunun yanında Lotus ve Lamborghini de denklemde olabilir. Eğer bunları yeni seri kaparsa, çok ciddi bir imaj yaratmış olacaklar. Şu anki pilotların çoğunun da takımları ile devam edip F1'den ayrılacaklarını açıklamaları da cabası.


Peki işin finansal boyutu? Takımlar zaten yıllardır F1 yayın hakları sahibi Bernie Ecclestone ile savaş halindeydi. Yarışanın kendileri olduğunu, bu yüzden daha çok pay ve gelir istediklerini söylüyorlardı. Hatta bir kaç sene önce yenilenen Concorde Anlaşmasından önce de çok ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Takımların kendi oluşturacağı seride, gelir paylaşımına kendileri karar verecektir. Kurallara da kendileri karar verecekler. Onların önünde de çok ciddi bir iş var: Pistlerle anlaşmaları, takvim belirlemeler, kural kitabı yazmaları, TVlerle yayın anlaşmaları yapmaları lazım en basitinden. Ve bunlar geri atılamaz adımlar. Pistlerle anlaşmak çok zor olmaz, her pist sahibi daha çok yarış görmek ister. Kural kitabı yazmak da, bu işin piri adamlar için imkansız değil. Ama en zoru TV anlaşmaları olacaktır. Kanallar, an itibariyle zaten F1'e çok ciddi bir para akışı sağlıyorlar ve anlaşmaları da tek yıllık değil. Bir yandan da yeni seri de eminim az bir fiyat çekmeyecektir yayın hakları için ve özellikle mali krizin pençesindeki TV kanalları ikinci bir serinin haklarını almaya yanaşmayabilirler. Başka bir kanal alır yeni serinin haklarını, TRT Formula 1 verirken, örneğin CNN de yeni seriyi verebilir. Burada da olan TRT'ye olur maalesef. Peki F1 Racing ne olacak?

Aslında akla gelen çok soru var ama detayların kesinleşmesini bekleyip yazmak lazım. Motorsporları adına çok tarihi bir çatalı yaşıyoruz bugünlerde.

6 Haziran 2009 Cumartesi

Rijkaard ve Yıldız Teknik Direktörlük Vol 1


Acaba çok ciddi bir para mı önerdi Adnan Polat'la Haldun Üstünel, yoksa olmayan bir transfer bütçesi mi koydular önüne ama öyle veya böyle Frank Rijkaard Istanbul'a geldi, Galatasaray'a imza atmaya. Çok çok ciddi bir başarı gerçekten. 

Biraz link verelim, önce yurtiçi. Hürriyet, buradan vermiş haberi. Hollanda Milli Takımı'nın başında yaptıklarını görmezden gelip Barcelona'da patladığını sanmış Hürriyet, bir de Victor Valdes'i Portekizli yapmış. Sonra gelelim webaslan.com, Rijkaard'ın geliş hikayesine yer vermiş. Macera, aksiyon, entrika, kara melek. Ülke turumuzu daha nispeten elle tutulabilir bir kaynak ile bitirelim: Buyurun burdan NTVSpor'a. 

Dünyadaki yankılarına da ufaktan bir değinelim. El Pais, herkesten önce vermişti haberi aslında. El Leones de Estambul'un geçen sezonu hakkında da açıklayıcı bir yazı ile süslemişler, başarılı bence. Sonra tabi ki haberin yayınlanmasının başlı başına bir haber olduğu uefa.com var. Orada bizimle ilgili bir haberin çıkması direk haber oluyor nedense. Kısa ama öz ve net bir haber, biraz TRT kafası. Ama önemli bir noktaya değinmişler, 16 Temmuzda açılacak GS sezonu ile "Rijkaard has little time to waste" demişler. Hollandalı'nın takımı daha tanımadığı dünkü basın toplantısında belli oldu. Hakkaten önünde hızla yapılması gereken çok iş var. Hayırlısı. Buradan Almanya semalarına uçuyoruz. 4-4-2.com'un haberi burada, bir de bunun yanında Galatasaray'ın Juventuslu 22 yaşındaki ofansif ortasaha Giovinco ile de anlaşma imzalamak istediği haberi var. Enteresandır, bu haberi şu ana kadar başka hiç bir yerde görmedim. Ama Juventus'un gençlerinden birini almak güzel bir iş olsa gerek. Arkadaşı tanıyan varsa bir yorum ile şenlendirsin lütfen.

Bu işin haber turu kısmı, şimdi bir de Yıldız Teknik Direktörlük kavramına geçelim. Buradan...

6 Nisan 2009 Pazartesi

F1 ve TRT1

Bu sezon basinda hic beklenmedik sekilde F1'in Turkiye'deki yayin haklarini TRT1 almisti. Hem de oldukca sessiz sedasiz; o kadar ki bunun reklamlarini sezon basladiktan sonra gormeye basladik. Bir de yarislarda Okay Karacan-Serhan Acar ikilisinin bulunacagini ogrenince sevincimiz katlanmisti. Ama bu sevincler 29 Mart sabahi kursagimizda kaldi. 

Ilk once Okay Karacan ile Serhan Acar'in yarisi beraber sunmayacagi ortaya cikti. Yani Karacan studyodan seyirciyi isitacak, sonra da yarislari daha once oldugu gibi Serhan Acar tek basina sunacakti. Elindeki boylesine potansiyeli mumbar etmisti TRT yani. Zevkli gecen yarislar zaten kendi kendini izletiyor ama her yaris zevkli gecmiyor ve bu durumlarda tek sunucu cok zor bir duruma dusuyor. O kadar ki utanmadan sikilmadan, zamaninda Serhan Acar'a yazi bile yazmistim "su yarislari biri ile sun lutfen, hatta istersen ben bile yaparim" diye. Teklifim baki, isteyen olursa seve seve yaparim. Ama tekrarliyorum, ben olmasam bile Serhan Acar'in yanina birisi lazim.

Bir yandan da TRT, bu isi aslinda cok da bilmedigini belli etti. Yaris oncesi Malezya sokaklarinda yapilan roportajlarin altyazilarinda bir tek tane pilotun ismini dogru yazamadi. Yayin haklarini satin almak icin tonlarca para odemis bir kuruma hakkaten yakismadi bu. 

Bunun yaninda farketmisinizdir, TRT ekibi gercekten Malezya'ya gitmis ve orada sokak roportajlari da yapmisti. Bu aslinda ellerindeki isi ciddi yapmak istediklerinin bir gostergesi, son derece takdire sayan. Yalniz, bu ekipleri her yarisa yollamak ciddi bir masraf. Ellerinden gelen buysa da son derece yazik. Bari daha dolu dolu, daha seyircinin ilgisini cekecek klipler ve roportajlar yapsin ki Serhan Acar disinda giden ekip, tatile cikmis gibi gozukmesin. 

Ve geldik gecen hafta yasanan bomba olaya. Daha oncekilerden cok daha heyecanli gecen bir sezon oncesinden sonra beklentiler tavan yapmisti 29 Mart sabahi. Cok enteresan bir yaris olacak ve butun F1'in tarihsel gidisati degismeye adaydi. Yaris basladi ve yayin kesildi; cunku TRT sifrelenmisti!!! Yarisin son 10 turunda goruntu geri geldi, TRT de aciklama yapti: Bizim aldigimiz yayin sifrelendi. Peki sen boyle onemli bir gorevi ustune almisin ve yayin yapiyorsun, bunu nasil ongoremezsin? Bunun olacagini nasil bilemezsin? Peki biz bunun tekrarlanmayacagindan nasil emin olalim? Bu acik ve secik bir sekilde TRT'nin kendi yayininin kontrolunde olmadigini gosteriyor bana.

Umarim ki endiselerim yersizdir ve biz sezon boyunca keyifli yarislar izleriz. Ayrica Serhan Acar'in yanina Okay Karacan kalibresinde hayirli bir kismet bulurlar ve yarislari bizim icin de senlendirirler. Bir sonraki yaris 2 hafta sonra Cin...

29 Mart 2009 Pazar

Uzakta Bir Yarış Var Orada

Aylardır bu heyecanı bekledik, sabahın köründe TV başına kurulduk ve 2-3 tur sonra TRT 1 şifreye geçti!! Hem bu konu üzerine, hem de Serhan Acar feat. Okay Karacan konusuna bambaşka bi postta değinicem, özel ilgiyi hakkediyor. Yine de oy vermeden önce kısaca bir yarış raporu geçelim...

Yukarıda bahsettiğim sebeplerden yarışın çoğunu izleyemesek de Jenson Button ve Rubens Barrichello'nun yepyeni takıma bir duble getirmesi inanılmaz. Tabi bunun kesinleşmesi için diffuser'larının FIA Temyiz Mahkemesinden onaylanması lazım ama yine de inanılmaz. Vettel ile Kubica'nın bitime 3 tur kala 2.lik için savaşırken yarış dışı kalması da pek sık gördüğümüz şeyler değil, ve kesinlikle Rubens'e çok da yardım etti. An itibari ile Brawn GP, geçen sene Honda'nın topladığı bütün puanları ilk yarışta geçiverdi. Honda'dakiler kafalarını ne kadar taşlara vursa iyidir, tam kazanma sırası onlara gelince spordan çekildiler. Ross Brawn'ı ise ne kadar tebrik etsek azdır.

Hamilton ve Alonso'nun dipten yükselmeleri kadar Ferrari'lerin ikisinin de yarış dışı kalması dikkat çekti. Geçen seneki iki motor arızası mı daha utanç verici, motor arızası olmadan iki arabanın birden yarışı tamamlayaması mı bilmiyorum ama Ferrari (görebildiğim kadarınca) bir orta sınıf takım görüntüsü çizdi. 

Adrian Newey, belli ki Red Bull'da iyi işler çıkarıyor ve işe yarar bir araba yaratmış. Mark Webber, ilk virajda çarpılmasaydı muhtemelen iyi bir yerlerde bitirirdi. Seb Vettel de neredeyse 2. veya 3. bitiriyordu, Kubica'ya çarpmasa (anlaşıldığı üzere bence orada hata Kubica'ya yer bırakmayan ve açıkça ondan yavaş olan Vettel'de). Kubica ise böylece üstüste ikinci sene de Avustralya'dan başkalarının haksız yere ona çarpması yüzünden puansız ayrılıyor. 

Birazdan oy vermeye gidicem, sonra da internetim olmadığından yazamam ama haftaiçinde bu yarış ile ilgili bol bol analizlerle (TRT ile ilgili de yazıcam, sözüm söz gurban) gelicem. Hepinize iyi demokrasiler şimdilik...

27 Mart 2009 Cuma

F1'de Bu Haftasonu


Nedense bu aralar blog yazacak konu var ama tam yazmaya baslayacagim, useniyorum, hayirdir insallah. Neyse, futblogcu arkadaslar hep haftasonlari oynanayacak maclarin programini yapip koyuyorlar. Eh ayni seyi tekrarlamak yerine biz de Formula 1'in TV programini koyalim. 

Yayinlar, bu sezon dahil olmak uzere 3 sezon boyunca TRT'den yayinlanacak. Buradan Gol Atan Kaleye ekibinden Mustafa Taha'ya tesekkurlerimi iletirim, ben kek kek CNN Turk'u acacaktim neredeyse. Serhan Acar ve Okay Karacan duetine ise yazinin ilerleyen kisimlarinda deginicem.

Programa gelelim:

  • Cuma gunu antreman turlari zaten oldu bitti, gun icinde onlar hakkinda da yazicam. 
  • Cumartesi antreman turlari TSI 05.00'da ve TRT yayinlamiyor. Siralama turlari sabah 8'de, canli yayini 15 dakika oncesinden basliyor.
  • Pazar gunu yaris 9'da, TRT'nin mesaisi 8.30'dan itibaren. Anladigim kadarinca herhangi bir tekrari olmayacak gun icinde, o yuzden Ispanya-Turkiye macini bir NBA macina, onu da Avustralya GP'sine baglarsaniz iyi edersiniz. 

Gelelim isin yayin kismina. Serhan Acar feat. Okay Karacan, cok iyi bir secim gercekten. Serhan Acar zaten bu isin icinden geliyor, CNN Turk'te yarislari gayet guzel sunuyordu. Yine de yurtdisindaki yayinlara bakinca birden fazla sunucu ile beraber, heyecanli gecmeyen yarislarda da seyircinin ilgisi ust seviyede tutulabiliyordu. Serhan Acar ise cok dogal olarak bayik yarislarda bu konuda sikinti cekiyordu, tek basina kalmasindan dolayi. Mesela Amerika'da F1'i yayinlayan Speed TV'de 4 kisi var. Bazen tamamen geyige donebiliyor muhabbetler oyle olunca, o ayri. Neyse Serhan Acar'in yanina Okay Karacan gibi bu isten iyi anlayan ve sunucu olarak da cok begendigim, isini hakkiyla yapan birinin gelmesi bu seneden itibaren bu isten cok daha fazla zevk alacagimizi gosteriyor. TRT'ye seciminden dolayi bravo!