chelsea etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chelsea etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2009 Salı

Takım Yapmak vs Takım Olmak


CM'nin ilk versiyonlarını kuzenimle oynadığımız günleri hatırlıyorum. Oyunculara idmanları kendin yaptırdığın, şimdi bakınca eften püften olan ama aynı zamanda bir çok doğrusu olan güzel bi oyundu. Bir yaz günü ligde birbirimize karşı oynuyorduk, 7 kişi kalmama rağmen Arsenal ile yanılmıyorsam kuzenimin Liverpool'unu 3-1 yenmiştim. O kadar mutlu olmuştum ki kuzenimle bu olayı yazıya dökmüştük, ikimiz de altını imzalayıp duvara asmıştık. Çocuk kafası...

Yıllar sonra düşününce belki de bir takım olma hikayesiydi o çocuksu zaferim. Sanal ortamda en azından. Yoksa güzel bir jenerasyon yakalamak, takım içindeki kolej havası kavramlarının farkında değildim tabi ki 8-9 yaşında.

Bu hikayeyi günümüz futbolunda Chelsea'ye uyarlayabiliriz. Abramoviç öncesi (AÖ) ve Abramoviç sonrası (AS) olarak çok farklı boyutlarda olan bir takım Chelsea. En başta takım yaptılar, herkesi aldılar, deliler gibi para saçtılar. Los Galacticos'un Ingiliz versiyonu, The Galactics oldular belki de. Ama yerel başarılar dışında ellerinde kupa göremedik. Şimdi takım olma niyetindeler. 2 sene önce Kaptan Terry'nin son penaltıyı kaçırması, yağmur damlaları arasındaki hüznü, Lampard'ın annesini kaybettikten sonra geçirdiği periyot, geçen sene Barcelona'ya kendi evlerinde elendikleri maçta yaptıkları hareketler... Takım yapmak ile takım olmak arasındaki insani farkı yaratan şeyler bunlar.

Chelsea takım olmanın, yani parayla alınamayanın peşine düştüğünde de onun rolünü başka takımlar doldurdu, dolduruyor. An itibari ile bunun iki bayrak taşıyıcısı Real Madrid ile Manchester City. Real Madrid bir piskolojik ezilmeyi üstünden atmak isterken Manchester City'nin işi ise çok daha zor. Yarım asırdır çok önemli bir başarıları yok ve şimdi sıcak para ile sıfırdan futbol kültürü inşaa etmeye çalışıyorlar. Büyük hayallerle kurulan yeni bir şirket gibi: Ya hayale inanırsın, ya da güvenliyi seçersin. Kaka güvenliyi seçti, Tevez hayalleri (ve parayı).

An itibari ile Man City, takım yapıyor. Önemli transferler ile elde malzeme toplamaya çalışıyor. Gelenlerin bir kısmı gidecek, yenileri gelecek, bir oyuncu sirkülasyonu olacak ve bir süre sonra takım oturacak (diye umuyoruz). Tevez'i, Gareth Berry'i almaları, onları gittikçe daha güvenli bir bölgeye çekiyor. Yani şu anda yaptıkları her büyük transfer, bundan sonraki büyük transferleri kolaylaştırıyor. Asıl atılımı sahada yapmalılar ama. Bu sene ligde önemli bir aşama kaydederlerse o zaman, paranın da yardımıyla, ciddi bir çekim merkezi olabilirler.

Yine de Man City'nin işi zor, yokuşu dik. Başarı eşiği kısa bir süre içinde geçilemezse, harcanan milyon pound'lar heba olabilir. O zaman da bir başkasına satılır kulüp, yeni milyon pound'lar, yeni business plan'lar ve yeni umutlar. Peki ya taraftarlar ve futbol?

2 Temmuz 2009 Perşembe

Keita ve Ötesi

Artık transfer dönemlerinde her sabah kalkıp "bugün acaba bomba patlar mı, kim gelir?" diye düşünmek bağımlılık yapıyor. Haldun Üstünel'e çok teşekkürler bunun için. Kader Keita da aynen öyle bir transfer. Bütün Galatasaray camiasına ve Türk futboluna hayırlı olsun.

4-3-3 dizilişinde her yerde oynayabileceğini, Lincoln'ün artık tamamen gözden çıkarıldığını ve takıma yapılması gereken diğer takviyeleri çok güzel yazan bloglar var. Boyumu aşan sulara girip aynı şeyleri tekrarlamayacağım. Zira Keita'yı çok izlemişliğim de yok.

Ama bir kaç adım yukarıdan da bakılabilir bu transfere. Yıllardır, özellikle de 4 büyüklere gelen oyuncuların hepsi "memleketi+yıldız" mertebesindeydi, oyuncunun osurukluk seviyesine bakılmadan. Yani adı sanı duyulmamış Alman oyuncu geldiğinde Alman yıldız mertebesine ulaşıyordu otomatikman. Daha sonra sahada şerefli mağlubiyetlerle yetinmezken Türk takımlarının vizyonu biraz daha genişledi oyuncu alımında. Hakkaten de elle tutulur adamlar da geldi, ülkemiz şenlendi, Avrupa futbolunda haritaya girmiş olduk en azından. Bu seviyenin en büyük transferi Hagi idi. Nasıl bir efsane olduğunu belirtmeye gerek yok ama bir yandan da Hagi bir piyangodur GS için. Geldiği yaş itibariyle sahada hiçbir şey yapmayan adam olsa kimse şaşırmayacaktı. Yani Türkiye, Avrupa futbol ve transfer haritasına girmişti ama tatil merkezi olarak.

Bir sonraki adımı da attık 21. yüzyılda. Yaşlı olmayan ama gözden düşen oyuncular geldi bir süre. Buraya mesela Anelka yazılabilir. Kariyeri gittikçe gerilemiş ve ahı gitmiş adı kalmış bir oyuncu idi, yaşına bakmadan konuşunca. Sonra Türkiye'de kafa dinledi ve oradan Premier League'e ve Chelsea'ye zıpladı. Aslına bakarsanız Kewell da böyle bir transfer.

Ama Keita transferinin de gösterdiği üzere, Türk futbolunun yabancı transferlerinde artık bir üst kademeye de geçiş var. Yani genç, hala iş yapan, en üst seviye olmasa bile iyi olarak anılan oyuncuların ülkemize gelmesi veya gelmeyi ciddi olarak düşünmesi. Bu bugün Keita'dır, yarın belki Poulsen'dir, Mellberg'dir (geç kaldık ama olabilirdi), belki de iki seneye Ronaldinho'dur. Yani aslında güzel bi atlamadır bu. Lyon ve Porto'nun birinci sınıf takımlara satamadıkları ile birinci sınıf takımlarda bekleneni veremeyen 25-30 yaş arası oyuncular bahsettiklerim.

Bir sonraki adımı da 3-4 seneye atabileceğimize inanıyorum. Nedir? Üst seviyelere gidecek takımların sondan bir önceki adımı. Yani bir bakıma belki Porto ve Lyon tarzı bir takım. Bunun için gereken elementleri yavaş yavaş topluyoruz ama eksiklerimiz var. En başta Avrupa çapında birincil takımlarda oynayabilecek genç Türk oyuncular. Yani o takımların ilgisini çekmek için güzel oyuncular. Arda, Mehmet Topal, Sercan Yıldırım en çok adı geçenler. Bunların gerisinin de gelmesi, Türk takımlarına olan ilginin devam ettirilebilmesi lazım. Bu durumda alt seviyelerdeki potansiyelli oyuncular için de Türk takımları önemli bir vitrin ve çekim merkezi olur. Özellikle bu sınıf oyuncuların yabancı versiyonları için çok da hazırlıklı değiliz. Yani gencecik yabancılar için sabrımız az ve onları yeterli derecede değerlendirebileceğimiz scout ekiplerimiz yok. Afrika'dan Brezilya'dan, Avrupa'nın alt liglerinden gelen genç oyunculardan hep Ribery performansı beklicez. Ama menajerlerin getirdiği videolardan adam seçen yöneticiler, ardarda hatalı transferler yapıp sabır seviyelerini aşağıya çekecekler gibi duruyor. Hatta o kadar başarısız transferler olacak ki bu makroplan'ın doğruluğu bile sorgulanacak desek yeridir. Umarım yanılıyorumdur.

Yani bugün Keita ve Ankaragücü'ne gelen Darius Vessall ile önemli transferler yapsak da, asıl aştığımız engeller psikolojik engeller. Farkında olalım veya olmayalım bir üst sınıfa geçmenin dayanılmaz hafifliğini hissediyoruz. Gerisi de yine ellerimizde.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Kun Chelsea'ye mi?


Bu da benden gelsin, El Pais'ten çaldım, onlar da The Times'dan çalmışlar. Muhtemelen onlar da Milliyet'ten çalmıştır. Chelski, Madrid'e 45 milyon euro'luk teklif geçmiş; 60 milyon euro cevabı almışlar. Pazarlıklar devam. Olmazsa Pato için kolları sıvıyormuş Mavililer, hazır Ancelotti'yi de almışken.

Bu hafta mevsim normallerinin üzerinde sıcak geçiyor.

5 Mayıs 2009 Salı

Real Madrid vs Chelsea


Gol makinesi Barcelona'yı durdurma şerefine fazla takım nail olamadı bu sezon, hele de Camp Nou'da. Ama geçen hafta Chelsea bunu başarmıştı, bunun için de futboldan ödün vermişlerdi. Seyir zevki yüksek olmasa da turu geçmek istiyorsa yapması gereken bir şeydi Blues'un, sonuçta 40 metrede top oynandı. 

Cumartesi akşamı Real Madrid'in kazanmaktan başka şansı yoktu ve lale gibi açıldı. Blaugrana da açılan yere giriverdi. O kadar kötüydü ki sonuç, belki de Real Madrid'in uzun vadede yeniden yapılanmasına kadar yolu açtı. O ayrı mesela.

Yarın akşam Chelsea de lale gibi açılacak, kendi evinde 0-0'a yatmak fazla fazla riskli, hele de Barcelona'ya karşı olunca. O zaman da Chelsea ile Real Madrid'in farkı çıkacak ortaya. Bu fark "sen 6 yedin ben şu kadar yedim" gibi de olabilir, "seni harcadılar ama ben işimi hallettim" şeklinde de olabilir; skor gösterecek. Gerçek şu ki Messi ve saz heyeti, haftasonu baya gözdağı verdi. 

27 Nisan 2009 Pazartesi

Barcelona Fikstüre Karşı


Her ne kadar Barcelona "Yılın Takımı", Messi "Yılın Futbolcusu" olsa da çoğumuzun gözünde, herşeyin bir sınırı vardır. Bu haftasonu Valencia'ya takıldılar. 

Şimdi önlerindeki maçları yazıcam, siz de yorum kısmında maçların ne olacağına dair tahmin yürütün. Bunlar sırasıyla:

Barcelona vs Chelsea (Camp Nou, 28.04)
Real Madrid vs Barcelona (Santiago Barnebau, 03.05)
Chelsea vs Barcelona (Stamford Bridge, 06.05)
Barcelona vs Villareal (Camp Nou, 10.05)
Barcelona vs Athletico Madrid (Stadı bilmiyorum, 13.05)

Işte size bir fikstür...

14 Nisan 2009 Salı

Chelsea - Liverpool CANLI YORUM (2D)


Neydi o ilk yarı öyle, şimdi gelsin ikinci yarı. Terry hala gülüyor bu arada, iyiymiş. Başlar ikinci yarı, 0-2 Liverpool maç, 3-3 tur ama Chelsea hala deplasman golü avantajı ile önde. 

- Bir anda Petr Cech tereddüt etti, Alonso kaptı topu ama kenarda kalınca birşey olmadı. Baya korkutucu Çelski adına. Hala da bastırıyo Kırmızılar. Dakika 46.

- Ikinci yarıda herkes birbirini tartıyor derken, bu geceye yakışmayan bir gol geldi. Anelka ortaladı (bakın adam etkili doğruya doğru) Drogba dokundumsu ve Reina hemencecik yumurtladı. 2-1. Vay vay vay! Dakika 51.

- Bir daha baktım da aslında Drogba, kasten yaptıysa şık dokunmuş. Bravo walla, tek başına pozisyon yaratan enteresan bi adam bu. Ama Reina da yıkıldı ya, takım bu kadar iyi giderken sen git böyle bir gol ye. Neyse kalecilerin ikisi de rezil olmuş oldu böylece. Dakika 53. 

- Bu arada Bayern de attı bi tane aynı sırada. Anelka Londra'da rol çalarken, bonusu Ribery de Münih'te bişiler yapıyor. Tuttuğum iki takım da gol yedi birden, üzdü ama inancımı yitirmedim. Zaten L'pool'a 3. lazımdı, hala da lazım. Bişi değişmedi.

- Chelsea tehlikeli bi yerden serbest vuruş kullanıyor, kaleyi cepheden görüyor. Topun başında mavilerin golünü atan Drogba. Lan gol!! Ne? Bi dakka değil galiba. Gol mü diil mi? Diilmiş, ama yandan o kadar gol gibi gözüktü ki spiker dahil toptan malladık.  Dakika 56.

- 3 adım daha uzaktan bir daha serbest vuruş maviler adına. Bu sefer gol!! 2-2!!! Hem gol hem penaltı, ne biçim şeydi o!! Alex, Allah ne verdiyse vurmuş, Reina topu görene kadar ağlarla kucaklaştı top. Dakika 57. Neler oluyor bu maçta, ben bi bok anlamadım. 

- Neredeyse 3.yü atıyodu Kırmızılar. Şut, Cech sektirdi sonrasında fısladı pozisyon ama öh dedim, zevkten kusucam. 25 dakika kaldı, 2 gol gerek Liverpool'a ama belli olmaz, 5 gol bile daha çıkabilir bu maçtan. Dakika (90 eksi 25) 65.

- Ikinci yarı başındaki Chelsea baskısı fıstı biraz, Liverpool geri döndü. Ama bu sefer ortalar ilk yarıdakiler kadar etkili değil. Aslında ikinci yarıda ilk golü Liverpool atsa çok gelirdi ama Chelsea atınca dengeler değişti.

- Ballack ne kaçırdı yarabbim! Oracıkta bitirecekti maçı ama iyi ki bitmedi sevindik futbolsever olarak. Drogba kanattan tek başına getirdi, defansı itti geçti öyle bir fizik. Çıkardı ortaya Ballack bomboş ama direk kaleciye vurdu, harcadı. Zaten sevemedim Ballack'ı. Dakika 66.

- Malouda yerdeyken Rafa bir başka vatandaşını daha sahaya sunuyor: Albert Riera! Hani şu Güiza'nın ilk defa işe yarayıp yaptığı asist ile milli takımımızı yıkan adam. Ah be Mascherano çıkıyor, seviyorum bu Arjantinli'yi. Andık geçelim.

- Torres neler yaptı, akıllara ziyansın sen ya! Saçma uzaklıklardan dönüp vurdu nerdeyse 90a takıyordu. Respect Bro! Dakika 69.

- Malouda iki kişiyi geçmedi, sıçtırdı! Ama pozisyonumu yarattım ben vururum diye düşününce geriden gelip kornere attılar topu. Dakika 71.

- Aman Allahım o ne paslaşmalar Liverpool'dan. Ceza sahası çevresinde bilardocu edasıyla incecik görmeler, duvar pasları fln... Bazen kızıyorlar futbolcular çok maç oynuyor diye ama hergün oynasınlar her gün izleriz.

- Spikerimiz yarınki Ingiliz başlıklarını atıyor, haber atlamamak diye buna derim. Acaba Türk spor basını ne başlıkları atacak? Rüyadan kabusa, Chelsea Reina'ya Gitti!

- Of, Chelsea hakkaten Reina'ya gitti artık. Ballack sonunda süper bir pas verdi, Drogba acayip bir çalım attı, Lampard da yine Reina'ya yumurtlattı. Istanbul ruhunu Chelsea yansıtıyor sahaya. 2-0dan 3-2!! Spiker kendinden geçti: "O nasıl göz, sen nasıl o arkadaşını görüyorsun??" Dakika 77. Chelsea artık geçti turu, tamam rahat!

- 4. hakemin basiretsizliğinden N'gog bekliyor yanda. Chelsea, Alex'in attığı yerin aynısından kullandı, yandan aut. Ingiliz seyircileri klasik bir "aaaoooggghhh" çekti. 

- Barça attı 1-1 oldu derken bir de Liverpool attı, Lucas vurdu defanstan kontrpiye, 3-3. 2 tanecik gol, 9 tanecik dakika kaldı. Bakalım! Bir şey diyemiyorum bu akşam. Dakika 81.

- Ne diyosun!!! Ne diyorsun sen, kafan mı güzel Liverpool?!?!? 4-3, Dick Kuyt, hazrrooll! 1 tanecik gol 8 tanecik dakika!!! Yok yok efsunlu bu oyun!

- Buldum, futbol tanrılarının kafaları güzel, yukarıdan kahkahalarla izliyorlar. Derken nerdeyse Benayoun kaleciyle karşı karşıya kalıyodu. Dakika 85.

- Bu sefer de Lampard atıyodu Malouda'nın pasında. Şimdi de Liverpool kontraatakta. 3 koca dakika daha var, 5 gol bile çıkar! Dakika 87.

- Bir maç nasıl zıvanadan çıkar görmüş olduk. Drogba'nın mücadelesi, Anelka'nın pası, Lampard'ın muz şutu!!! Iki direğe birden vurdu, dört dörtlük maç 4-4 oldu sonunda.

- Daha yazmayı bitirmedim, Essien göğsüyle çizgiden çıkardı! Yazması benim parmaklarımı yordu, adamlar hala haldır haldır koşuyo. Spiker de coştu: "Şampiyonlar Ligi bu işte". Biraz Murat Kosova özentisi koktu.

- Son 3 dakika, hala belli olmaz ama sanki artık bitti gibi. Chelsea, Barcelona'ya karşı. Chelsea nedense her sene aynı takımlarla karşılaşıyor. Bu arada bu iki takım arasında da bir derbimsi oluştu Avrupa Arenasında, şukela oldu yine karşılaşmaları.

- Mavilerin mavi-beyaz bayrak şovu hakkaten çok güzel. Liverpool'lular hala "You'll Never Walk Alone" diye bağırıyor. Ve maç bitti, yani daha ne kadar güzel olabilir. Daha ne olabilir??? Bir sürü gol, bir sürü güzel şut/kurtarış/pas, ve sonunda sarılan oyuncular. 

Ya bi git ben gidiyorum, küstüm oynamıyorum!!!

Chelsea - Liverpool CANLI YORUM (1D)


Bu akşam yeni bir olay deniycem şimdi. Chelsea'nin Liverpool'u ağırladığı maçtan canlı izlenimlerimi yazıcam, bakalım nasıl olacak. Inşallah bişiye benzer! Ilk maç 3-1 Çelski lehineydi.

- Liverpool Gerrard'sız, Chelsea John Terry'siz. Üzdünüz bizleri. Kırmızılar Hillsborough'u anıyor siyah bantlarıyla bu arada. 

- Istanbul ruhu bakalım işe yarayacak mı kırmızı köşeye? Yoksa mavi köşedeki boksör, avantajını kullanıp turu cepleyecek mi? Dakika 4, henüz bişi yok.

- Ya bu maç Stanford Bridge'de değil mi? Ben niye devamlı "You'll Never Walk Alone" duyuyorum? Dakika 5

- Rafa Benitez'den geliyor: "Amansız Ol!" Dakika 8

- Tam Torres'e top gelmedi derken bir geldi pir geldi ama olay pası verendeydi açıkçası. Golcü dediğin böyle olacak. Seviyoruz kendisini! Dakika 13

- Chelsea, pozisyonu görüyorum ve arttırıyorum dedi: Frank Lampard vurdu az farkla çıktı. 

- Abramoviç, yazık, takımını tek başına, kaderci, mutsuz mutsuz izliyor. Arapların gölgesinde hayat zevksiz.

- Şaka mısın? Bu komik değildi Aurelio!!! Naptın sen? Dakika 20, gollerden bir. Kop'çular koptu. Hakkaten çok güzel goldü, hem akıl ver hem istediği yere atmak var, herşey var. Yürü be demek istiyorum sayın seyirciler, golün böylesine can gurban! 0-1

- Kaldı iki gol! Ama L'pool baya gaza geldi, devamlı faul yapıyorlar. Bir de yanlış bi geri pas geliyordu, Reina kurtardı. Barça ne alemde ona da bir bakarım şimdi.

- Şu ana kadar maçın adamı Fabio Aurelio. Süper bi arapas, Torres'in topuk pası ama Benayoun'a gelmedi. Gelse Karakafa Petr Çek ile karşı karşıya. Dakika 25.

- Aurelio aynı yerden kullandı serbest vuruşu, bu sefer penaltı!!!!! Oha ya olaya bak, aynı yerden iki serbest vuruş 1.5 gol!!! Alonso attı 2-0 oldu!!! Sen ne diyosun, neler oluyor?? Ben en başta sandım ki Liverpoollular faul yaptı, kimse ses çıkarmıyor fln. Penaltıymış. 

- Bu arada penaltı çalındığı sırada Skirtel bomboş kale yerine 6 pasdan auta attı ama neyseki penaltı vardı pozisyonda. Hadi iyisin Skirtel!! Barça hala atmamış. Dakika 29.

- Chelsea'ye bir penaltı gibi geldi bana ama tekrarını görmek lazım. Ne maç oluyor ya!!

- Yok Ivanoviç kendini atmış ama şimdi Çelski, yakın bi yerden serbest vuruş kullanıyor, bakalım neler olacak?! Yok fos!

- Eğer bu korner gol olmazsa kimsenin aklında kalacak bir pozisyon değil ama Aurelio dakika 32'de bir kanattan bir kanada öyle bir oyun açtı ki benim de ağzım açık kaldı. Sonunda futbol izliyoruz ya, neydi o öyle haftasonu! Bence Turkcell Süper Ligi, Fox TV alsın box yerine yayınlasın. Neyse...

- Hiddink'in paçası tutuşunca ortaya Anelka çıktı, bakalım ne ara girecek, neler yapacak eski kanarya. Dakika 35 dedik ve Kalou çıktı Anelka girdi. Eh, mavi köşeye gol lazım. 

- Sonunda Maviler de ciddi bir atak yaptılar ama Reina'nın ellerinde kaldı. I wanna team that's full of Carraghers, number one is Carragher number two is Carragher!! Dakika 37

- Spikerin dediğine göre Benitez, Hiddink'in üstüne yürümüş, ekranlara yansımadı ama. Aklıma Fatih Terim geldi nedense. Amansız olacan Benitez'im!

- Liverpool arka arkaya kornerlerle geliyor Mavilerin üstüne, sonra ortalar, sonra Dick Kuyytt kafa atıyor Petr Cech son anda!! Sonra bi ara kale önünde top boş kaldı ama bir şey çıkmadı. Dakika 44.

Of aman nalan, bitti ilk yarı ama bi izleyip bi yazmak kolay değilmiş. Neyse başladık birazdan ikinci yarıda görüşürüz sizlerle!

7 Nisan 2009 Salı

Kutlu Futbol Haftasi


Bu aksamdan itibaren Sampiyonlar Liginde son donemec basliyor, artik cekilissiz kurasiz, hersey topun ucunda. 

Uzun uzun analizler yerine direk tahminlerimi yazayim, ferah olsun: 




Villareal
                       Arsenal
Arsenal

                                                          ManU                 

ManU
                       ManU
Porto


                                                                                             Barcelona


Liverpool 
                        Liverpool
Chelsea

                                                             Barcelona

Bayern
                         Barcelona
Barcelona



(Cizgiler olmadan bu kadar)

12 Mart 2009 Perşembe

English or Not?

Dun geceki maclarla beraber 4 Ingiliz takimi da Sampiyonlar Ligi'ne devam ediyor. Ingiliz olmayan 4 takim kaldi; Barcelona, Bayern, Porto, Villareal. 

Ingiliz olmayanlara teker teker bakalim, aralarinda hangisi Sampiyonlar Ligi'ni alabilir? Villareal ile Porto benim en az sans verdiklerim. Hatta bir adim daha ileri gideyim, eger bu takimlara minimal bile bir sans veriyorsam bu tamamen futbolun belirsizliginden; yoksa bu takimlarin Villareal ve Porto olmasindan degil. 

Bayern Munich? Bu seviyede cok kere oynamis, bol tecrubesi olan Alman Panzerleri, Sporting'i cok fena dagittilar. Hem de Toni ve Ribery'siz. 12-1'lik bir tur zaferinden sonra onlarin CL sampiyonlugu icin ustunu cizmek zor. Ben de zoru basarmiyorum, gercekten sanslari var. Ne kadar? Kanimca cok degil, ama realistik. 

Ingiliz olmayan 4 takim arasinda Sampiyonlar Ligi'ni almasi en olasi takim Barcelona. Hatta bazilarinin gozunde Ingiliz takimlarindan bile yuksek sansi. Deli bir gol makinesi gibi oynayan Pep'in Aslanlari, yine de aslinda oyunculara bagli. Messi olmayinca tekliyor bu makine mesela. Veya Iniesta, Xavi... Ama bu oyuncularin devamliligi saglanirsa bir sikinti duymaz. Dani Alves acik acik soylemis dun aksamki mactan sonra: "Eger boyle oynamaya devam edersek kim nasil durduracak bizi bilmiyorum!" Iddiali...

Ingilizler arasinda en az sans verdigim Arsenal (Ali Okanci'dan ozur diliyorum). Kuraya gore yari finale cikabilirler ama Roma'yi penaltilarla eleyen Gunners'in finali gormesi, hele de CL'yi almasi zor. Yine de "coluk cocuk" ile buralara gelen ve bu oynu oynayan takim, en buyuk takdiri hakkediyor. 

Chelsea'ye antipatim var acikcasi, ama gecen sene penaltiyi kacirinca John Terry icin icim parcalanmadi degil. Yine de Blues'un onunde bir de Liverpool var. Anfield'cilar daha iyi oynuyorlar ama onlarda da istikrar sikintisi var. Bir gun dokturuyorlar, bir gun dokuluyorlar. Onlar da aslinda Gerrard'in eline fazlasiyla bakiyor. Bir nevi Ingiliz Barcelona.

Manchester United ise hem istikrari hem takim butunlugu hem de oynadiklari oyun ile finale en yakin ve en hazir isim aslinda. Son sampiyon bakalim sifatini koruyabilecek mi?

Kuralar cekilsin burada hemen iddialasma, tahminler, umutlar girla devam eder.