sebastian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sebastian etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Direksiyondaki Düğmeler

"We do have a button as well on the steering wheel but nothing happens if we press it, so for sure it's a shame"

Vettel, startta KERS'li araçların avantajlarından bahsederken

21 Temmuz 2009 Salı

Toro Rosso'nun Politikaları

Red Bull'un hem Italyancası hem de kardeş takımı Toro Rosso, geçen sene Monza'da aslında aldığı galibiyet ile hem büyük kardeşinin bir adım önüne geçmiş hem de bütün dikkatleri üstüne çekmişti. Red Bull'un da burada yetişen meyveleri yemesi uzun sürmedi.

Yağmur altındaki meşhur Toro Rosso galibiyetini alan Sebastian Vettel, şu anda Red Bull'un kadrosunda yeni başarılara imza atıyor. Yerini de bu sezonun tek rookie'si Isviçreli Sebastian Buemi dolduruyor. Yine de takım geçen seneki başarılarını kazanmaktan uzak. Sorun tek başına pilotlar olmasa da Vettel'in yerini dolduramadıkları da aşikar. Buemi her ne kadar sezon başından beri önemli sürüşler yapmış ve dikkat çekmiş olsa da, geçen sene Vettel'in arkasında kalan Bourdais, bu sene de çaylak takımının arkasında kalarak eleştiriliyordu. Takım patronlarının da tahammül sınırını aşmış olmalı ki Almanya GP'si sonrası Le Seb takımdan kovuldu. Tabi ki kovulmak, Fransız'ın çok hoşuna gitmedi doğal olarak. Yasal yoldan işlem başlatmak için avukatlarına talimat vermiş.

5 kez ChampCar şampiyonu olarak geldiği F1'de çok daha fazla iş yapacağını umuyordum Le Seb'in. Ama iki sezonda ilk önce Der Seb (Alman Sebastian Vettel yani) sonra da Isviçreli Seb'e geçilince Franz Tozt'a da çok fazla seçenek bırakmadı. Gidişi üzse de haksız diyemeyeceğim.

Ama bu hikayenin bir enteresan noktası da onun yerine gelecek kişi. Red Bull'un çok ciddi bir genç pilot akademisi var ve buranın ekmeğini de yiyorlar. Sezon başında hem Red Bull'un hem de Toro Rosso'nun yedek pilotu, geçen sene sonu yarışlardan emekli olan David Coulthard idi. Ama emaneten. Genç akademisinden gelen 19 yaşındaki Yeni Zelandalı Brandon Hartley, süperlisansını alınca DC'den bu görevi de devraldı. O sıralarda etrafta onu öven yazılar da okumuştum, geleceğin önemli pilotlarından biri olarak gösteriliyordu. Ama bir kaç hafta önce Hartley'nin yerine bir başka Red Bull genç pilot akademisi mezunu Ispanyol Jaime Aguersuari'nin getirildiği haberlerini okuduk. En başta anlam verememiştim, madem bu kadar övdüğün ve yedek pilotun yaparak onurlandırdığın biri var, niye yerinden ediyorsun demiştim. Demek ki o zamandan Le Seb'in ipi çekilmiş ve yerine de genç Jaime'nin geçeceği planlanmış. Bu hafta içinde de bu haberler resmiyet kazandı. Hartley'den aslında bir arıza beklerdim, ben yerimde olsam epey bozulurdum. Ama görünüşe göre kendisi son derece olgun karşılamış ve sırasının geleceğini biliyormuş. Ama o saçlarla çok gönül yakar eminim ki ileride (en altta)

Peki bu kan değişimi Toro Rosso'yu istediği yere çekebilecek mi? Bu haftasonu koşulacak Macaristan GP'sine, takım, ciddi gelişme sağlayacak yeni bir paket ile gidiyor. Ama bu senenin iki çaylağını (ki Alguersuari, F1 tarihindeki en genç pilot olma rekorunu ele geçirecek bu haftasonu) birden barındıran takım, potansiyelini pistlere yansıtabilecek mi, bekleyip göreceğiz.

20 Nisan 2009 Pazartesi

Kate's Dirty Sister

"Araclarima hep isim koyarim, bayan isimleri, gemilerdeki gibi. Orjinal aracimin adi Kate idi, Avustralya'da monokoku parcalandi. Yenisinin adi Kate'in Yaramaz Kardesi, cunku daha hizli ve daha agresif. Onu surmek tam bir keyif, cok mutluyum"

Sebastian Vettel
Dunku Cin GP'sini kazanmasinin ardindan

PS: Resimdekilerin bir alakasi yok, olmamasi daha iyi zaten. 

29 Ocak 2009 Perşembe

Topraktan Kahramanlar

Avustralya Açık, yine son dönemin klasik finaline doğru ilerliyor: Federer - Nadal. Federer finale çıktı bile, Nadal da set bile kaptırmadan yarı finalde. Nadal, vatandaşı Verdasco'yu da geçerse, ki heralde geçer, 1 Numara ile 2 Numara'yı bir kere de Grand Slam finalinde izleyeceğiz.

Her ne kadar bir sürü insan tarafından fiziksel olarak Federer'e benzetilsem de yine Ispanya-Ispanyol sempatim ağır basar ve Nadal'ı tutarım. Bir nevi teknik (Federer) vs fizik (Rafa). Yine Ispanyol tarafım ağır basıyor ve Nadal'ı tutuyorum şimdiden finalde. 

Bambaşka bir noktaya götüreceğim şimdi sizleri. Nadal her zaman toprak kortun kralı olarak bilinir. Istatistiklerle de kanıtlanan bu hükümdarlık, Nadal'ın geçen sene -artık sonunda- Wimbledon'ı alıp toprak hariç Grand Slam kazanmasıyla taçlandırıldı. 160 hafta Federer'in arkasında iki numarada bekledikten sonra ATP klasmanının tepesine ulaştı. Bu performansının devamını hayranları olarak bekliyoruz. Ve burada da gelmek istediğim noktaya ulaşıyoruz. 

Dünya Ralli Şampiyonası yıllar önce 2-3 atbaşı ile inanılmaz heyecanlara sahne olurdu. Petter Solberg, Marcus Gronholm toprak zeminde başa güreşirler, daha sonra sezonun asfalt bölümünde Sebastian Loeb onları geride bırakırdı ve böylece müthiş sezon finalleri olurdu. Bunların sonuncusunu yamulmuyosam 2003'te yaşadık. Sezonun son yarışına 4 şampiyon adayıyla girildi (Süper Lig de böyle olmasın sakın bu sezon), Richard Burns yarış başlamadan bayıldı ve çekildi (ve sonra beyin kanseri teşhisi koyuldu ve hayatını kaybetti; buradan kendisini anıyoruz), Carlos Sainz yarışta geride kaldı; son etaplarda üstünlüğü ele geçiren Solberg, Loeb'in önünde şampiyon oldu. Sonra mı? O günden beri Loeb şampiyon oluyor. Çünkü asfalt yarışların hepsini kazanan ama toprakta çuvallayan Fransız, toprakta da yarış kazanmaya başladı. 

Sizce Nadal da o yolda gider mi acaba? Zaman gösterecek, bu finalde başlayarak...