galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2009 Perşembe

Beni Yak Kendini Yak

Bir takım düşünün ki forvetini ve en iyi hücumcularından birini kaybetmiş ve eldekilerle bir süre idare etmek zorunda.

Ve bu takım, oyuncularının, taraftarının, yöneticilerinin, hatta belki rakibin bile "gazozuna" olarak baktığı bir maça çıkıyor. Niyet antreman tadında, yoğun fikstürde aktif dinlenme denilebilecek bir maçı kazasız bitirmek. Peki bu takımın en önemli hücumcularından biri napıyor? Direk kırmızı kart ile oyun dışı kalıyor.

Elano'nun kırmızı kart gördüğü pozisyonun ne kadar sürreal olduğundan bahsedelim biraz da. Yarı yedek takımın çıktığı sezonun ilk Türkiye Kupası maçında, ilk yarının ortalarında, oyun kurucu olarak transfer edilen adam, stoper mevkiinde top çıkarırken kaptırıyor ve son hücumcuyu indirmekten kırmızı kart görüyor. Ben bunu nasıl bir perspektife koyacağımı bilemedim, bilen gayrı gelsin.

Bundan sonra hücum yükü Arda, Kewell, Nonda ve biraz da Aydın'ın üzerinde Sivas maçında. Bu adamlar gününde değilse nasıl olacak?

2-1 kazanılan maç hakkında uzun uzun yazmak gereksiz ama Elano'nun kırmızı kartı dışında bir olaya daha dikkat çekelim. Galatasaray savunması, yine gollerini yemeye devam ediyor. Eğer Bucaspor penaltısını atmış olsa, buyur uzatmalar. 2-0'dan 2-2'ye gelen ve aktif dinlenme yerine ciddi efor sarfedilen bir maç durumuna.

Uzun vadedeki hedeflerden ve umutlardan sapılmış olduğunu hissetmiyorum ama şu an üstüne koymadığımız sürece, zamanı geldiğinde istediğimiz hedeflerin uzağında kalırız gibi geliyor.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Engelsiz Aslanlar - Yine Yeniden

Bu haftasonu herkesin merak ettiği, heyecanla beklediği spor olaylarının listesine bakalım. En başta derbi tabi ki, tüm Türkiye kitlendi dünyanın en büyük 3. derbisine. Sonra ciddi bir kesim Liverpool - ManU maçını bekledi. Kandan latinler River Plate - Boca Juniors maçını iple çekti. Uykuyu sevmeyenler NBA'e gün sayıyor. Yolların değil pistlerin hız meraklıları Dünya Ralli Şampiyonası'nın son yarışını dikkatle takip etti. Vs vs vs...

Nasıl da güme gitti Engelsiz Aslanlar'ın ikinci kez üstüste Dünya Şampiyonu oldukları. Haberlerde, 3.-4. spor sayfasında geçiştirildi. Galatasaray, kendi takımının bu üstün başarısına zemin hazırlamasına rağmen, derbinin 10da 1 kadar önem vermedi.

Ben anlamıyorum, engelli vatandaşlarımızı engelleri aşmaları için cesaretlendiriyor muyuz, yoksa boşuna aşmayın mı diyoruz?

Kadıköy'deki Akıl Oyunları

Dün, sabah kalktığımdan akşam yatana kadar son derece rahattım. Ve bu rahatlığa maç sırasındaki dakikalar da dahil üstelik. Kendime sıkıntı yapmıyorum artık Kadıköy'deki maçları, 33 hafta üstünden şampiyon olmak daha zevkli diyorum kendime.

Peki ne oldu da dün akşam, tekerrür ettiği gibi oldu. Galatasaray savunması ve kalecisi, presi yiyince topu öne vurmaya başladı. Oradan itibaren de organize hücum şansı kalmadı sarı kırmızılı futbolcuların. Peki aynı savunma, haftaiçi ısrarla, hatta taraftarını bıktıracak ısrarla geride top çevirmiyor muydu? Bükreş'e atılan ikinci gol ısrarlı ve sabırlı top çevirmenin sonucu gelen bir gol değil mi? O zaman ne bu acele?

Gol ayakları Arda ve Keita. Daum, haftaiçi zaten bu iki ismi kilitleyeceğini açıklamıştı. Dediği gibi de yaptı. Keita'ya top gelir gelmez ya Bilica ya da Roberto Carlos tekmeyi vurdu. Arda ise maçtan önce yaşadıklarının da hırsıyla, görevini bırakıp serbest adam oynamaya başladı, sol tarafı (gol dışında da maçın en iyisi) Hakan Balta'ya bıraktı. Teknik direktörünün Tam Saha'ya verdiği röportajda, zor maçlarda maçı tek başına kazandırmayı isteyen kahraman rolüne büründü yani. Rijkaard da onu çıkararak en iyisini yaptı.

Ama bu maçın Galatasaray adına en büyük eksisi Baros'un sakatlığı oldu. Nonda'nın Galatasaray'ın tek forveti kalması, her ne kadar işini iyi yapsa da üstüne fazlasıyla yük bindirecektir Kongolunun. Peki Baros, dün akşamı nasıl etkileyebilirdi? Nonda, yapı itibariyle, geriye gelip pas trafiğine Baros'tan daha çok katılan bir forvet. Bu yüzden de Baros oynasa, Keita ve Arda'ya rahat rahat kademeye giden Fenerbahçe stoperleri, bu rahatlıkta olmayacaklardı. Yani ilk dakikadaki sakatlık, sarı lacivertlilerin ekmeğine yap sürdü.

Hakem hakkında ise, çoğu Galatasaraylı'nın aksine şikayetçi değilim. Ilk golün ofsayt olduğu bir gerçek. Ama ondan önemli bir şekilde, Fenerbahçe'nin sertliklerine her zaman göz yumuluyor. Ben artık bunu hakemlerin art niyetindense Fenerbahçeli'lerin, bu tip sertlik oyunlarını iyi yapmasına yoruyorum. Devamlı bu tip faullerle, tahriklerle Galatasaraylı'ları galeyana getiriyorlar ve sonunda da Keita gibi reaksiyonlar çıkıyor ortaya. Aslına bakılınca, Fenerbahçe'nin bu 10 senelik serisinin arkasında yatan da bu: Akıl oyunları.

Zaten bir süredir Kadıköy'de galip gelememenin baskısıyla beraber, faullere, seyircinin tahrikine, oyuncuların tacizine, Galatasaraylı oyuncular ve camia, hep büyük tepkiler verdi. Yumruklar, kavgalar, kartlar. Hiçbir zaman, sakinliklerini koruyamadı Galatasaraylılar maalesef.

Tam da bu yüzden, ben daha uzun bir süre Kadıköy'de maç kazanabileceğimize de inanmıyorum. Bu tip tahrikleri sineye çekmeyi öğrenmeden, kendi futbolumuzu oynayamacağız. Kendi futbolumuzu oynayamadığımız sürece de onları futbolla rahatsız edemeyeceğiz. Bu yüzden de onlar da akıl oyunlarına devam edecekler.

O yüzden de, akşam yatarken de sabah kalktığım kadar rahat ve stressizdim. 5 puan fark da çok önemli değil, 33 haftadan şampiyon olmak benim için daha keyifli.

23 Ekim 2009 Cuma

4 Ileri 1 Geri

Istanbul - Bükreş gecesinde bizimkilerin eli ağırdı zaten. Beklenen de oldu, iki takım da kafalar rahat geliyor haftasonuna.

Galatasaray maçına gidişimizden (ve öncesinde FIFA 2010 debut'su yapmamızdan) dolayı Fener maçını izleyemedik. Sadece içeride izleyen kişiye "gol yok mu" dediğim an gol olması kaldı aklımda.

Peki ASY tarafları? Açıkçası berabere kalınan Strum Graz maçından sonra ve yaklaşan derbinin de etkisiyle kolay kazanamayız diyordum. Ama Galatasaray'ın sabrı, Bükreş'in beceriksizliği ile birleşince işler çok da zor olmadı.

Bükreş'in ilk hedefi gol yememekti zaten. Alanını kapadı, çok açılmadı, eline fırsat gelmesini bekledi. Ama Galatasaray, bu seneki sabır standartlarının üstünde sabredip topu doğru şansı bulana kadar çevirince rakibin planları tutmamış oldu. Kewell-Servet işbirliği ile atılan golden sonra Bükreş bu sefer tam tersi bir plana gitti ve tam saha baskıya başladı. Ancak bu da tutmadı. Aynı top çevirme sabrı, ya defansın topu kaptırmasıyla sonlanacaktı ya da ileride ciddi boşluk bulunmasına. Aradaki kalite farkı, risklerin alınmasını kolaylaştırdı ve Keita'nın eforu Nonda'nın bitiriciliği ile Galatasaray rahatladı. Ama açıkçası ben bu golü, topu güzel döndüren defans bloğu ve ön liberolara yazdım.

Ikinci devrenin hemen başında atılan golle maç aslında orada bitti. Galatasaray'ın gol yeme alışkanlığı bile buradan puan kaybedecek seviyede olamazdı. Maçın geri kalanı da derbi hazırlıkları olarak geçti zaten.

Biraz da oyuncu bazlı bakalım. Elano, bence şu ana kadar ki en iyi performansını sergiledi. Maçın başında ve son 20 dakikasında silik olsa da geri kalan orta dilimde sorumluluk aldı, pas dağıttı, oyunu açtı ve ciddi keyif verdi. Kewell, Arda'nın yokluğunda çok daha sorumluluk aldı, top istedi, takımı yönetti ve maçın yıldızlarından biri oldu. Nonda zaten şans verildiğinde boş geçmiyor. Bir de Keita-Nonda'nın yaşattığı Afrika futbolunun güzellikleri yok mu! Onlar oynadıkça içimden African Cup Of Nations'a gidesim geliyor, dahasını bulmak umuduyla.

Bu maç, tabi ki bir ölçü olamadı. Ama Bükreş'in etkisiz eleman olması, Galatasaray'ın aslında yapmak istediği planları açık seçik gösterdi. Önümüzde derbi var ve Fenerbahçe, bu kadar rahat oynamayacak takımı. Peki derbi ne olur? Hakkaten derbi ne olur?

Not: Uzun zamandan beri ilk defa maç yazısı yazabildim, ellerim paslanmış biraz kusura bakmayın.

4 Ekim 2009 Pazar

GS-Ankaragücü Vol 2: Skib Bıraktın Koray

Hakem konuşmayı sevmem deyip kendime kıçımla gülüyorum. Ama bugünkü Ankaragücü-Galatasaray maçının hakemi muhterem Koray Gencerler'e apayrı bir konu başlığı açmak lazım.

Ilk yarıda Elano'nun rakip yarı sahada devamlı düşürülmesini es geçerken taraftarlığımın verdiği şekilde tepkiliydim. Aynı hareketler Güçlü'lere yapılınca çalıyor, bize çalınmıyor diye sinirleniyordum, klasik maç tripleri, çocukça.

Ama ikinci yarı başlayınca, görevini yeteri kadar yerine getirememenin acısıyla hareket etmeye başladı anlaşılan Koray Bey. Ilk yarıdaki çifte standartlığına ek olarak düdük çalmadığı bazı pozisyonlarla, maçın nereye gitmesini istediğini çok açık ve net bir şekilde gösterdi.

En başta Aydın'ın ceza sahasına girerken yerde kaldığı pozisyon var, rakibin arkadan tekme attığı, yetmediği ve ikinciyi geçirdiği pozisyon. Koray'ın devam dediği ama aslen kıpkırmızı kart olan. Zaten iki dakika sonra da sakatlanarak oyundan çıktı Aydın.

Daha sonra yine aynı kanatta, çizgi üstünde Ediz'in Uğur'a çifte dalması var. Uğur'un çığlığının bütün televizyonlardan duyulduğu. Koray'ın es geçtiği.

Bir de dayanamayıp artık skora etki etme isteği ile coştuğu ikinci gol var, bir Koray resitali. Tehlikeli pozisyon tam savuşturulamamışken, birazdan golü atacak oyuncunun ilk önce defansı sonra kaleciyi çok net taban göstererek geçtiği pozisyon. Serhat Ulueren'i tanıyan var mı, bir barkovizyon gösterisi hazırlatmak istiyorum. Söz, hep beraber mangal yapıp izlicez açıkhavada.

Alex Ferguson, dünkü maçlarından sonra "yurtdışında kasabın köpeği kadar fit hakemler var" demiş. O yurtdışı, burası değil, o konuda içim rahat. Ne de olsa 3 sene şampiyonluk sözü, Daum'u takımın başına getirerek verilmiyor.

GS-Ankaragücü Vol 1: The Maç

Önce maça konsantre olalım. Bu ligde ne kadar kendi taraftarının ıslıkladığı Fenerbahçe 7'de 7'yi hakketmiyorsa, yere göğe sığdırılamayan Galatasaray da 7'de 7'yi hakketmiyordu. Arada tabi ki fark var, bir takım günü kurtarıyor biri geleceği yapıyor; yani biz son iki hafta skoruna bakıp skor yazarlığı yapmayacağız. Zor geçilen Ankaraspor, Beşiktaş ve Kasımpaşa maçları hep göstergeydi. Eskişehirspor dişli rakipti ve puan kaybını şahsen bekliyordum ama Strum Graz sürpriz olmuştu. Ama Ankaragücü maçı...

Galatasaray'ın çok yetenekli ayakları var ama asıl şu ana kadar maçları kazandıran, kopmadıkları sistemdi. Bu sistemin de, üstünde taşındığı iki büyük sütunu var. Biri yüksek topla oynama yüzdesi, diğeri yüksek pas yüzdesi. Son bir kaç maçtır bu sütunlardan biri yıkık, bu yüzden de Galatasaray, çok temelden sıkıntı alıyor. Tahmin edileceği üzere, bu yıkık sütun, yüksek pas yüzdesi.

Strum Graz maçında Elano'nun, özellikle ilk yarıda attığı, boşa giden onca uzun pas hemen aklıma geliyor burada. Bugün ise bolca kısa mesafeli paslar, çok savruk bir şekilde dışarı veya rakibe verildi. Yani topla oynama yüzdesi yüksek olsa bile, bal yapamadı arılar.

Bir yandan da herkesin görevini bildiği bir sistem olması gerekirken, kimsenin naptığını bilmediği bir Galatasaray vardı sahada. Servet'in kafa topları için çakma forvet olduğu maçlara alıştık ama Keita'vari çalımlı kanat oyuncusu olmaya çalışması, en minimumundan sahadaki arkadaşlarına ayıptı. Arda'nın topu ayağından bırakmayan hali, takımdakilerin gereksiz veya isabetsiz şutları ise bana Rijkaard'ın Tam Saha'ya verdiği röportajı hatırlattı: "Türk futbolcusu duygusal, kötü giden maçı herkes tek başına çevirmeye çalışıyor". Ne güzel geleceği görmüş. Peki niye değiştirmemiş diye de kızamıyorum, çünkü iliklerimize işlemiş bu hisleri nasıl silebilir ki?

Buna rağmen Galatasaray, çok net gol pozisyonları da buldu. Yani bu takım en kötü halinde bile ciddi pozisyonlar bulabiliyor. Ama atamadı bugün. Eğer atsaydı, muhtemelen skor böyle olmazdı. Ama her zaman işler iyi gitmez ve asıl işler iyi gitmediğinde tecrübe edinirsen iyi günü cidden hakkedersin kanımca. Takım olarak bu maç çok ciddi şekilde üstünde düşünülmeli ve milli takım arasında bol bol analiz edinilmeli bu pazar öğleden sonrası. Ancak bu şekilde, bir milli maç arasıyla başlayan form düşüşü başka bir milli maç arasıyla son bulabilir.

18 Eylül 2009 Cuma

Dün Gece Ansızın

Dün gece, özel ve önemli bir sebepten dolayı iki maçı da izleyemedim ama Galatasaray'ın Panathinaikos deplasmanından zaferle dönmesi süper bir gelişme olarak tarihe kazındı. Izlemediğim maçın maç yazısını yazmayacağım tabi ki, sadece Genoa'nın bizden önce Avrupa Ligi'nin ilk golü atmasına kıl oldum onu belirteyim istedim.

Herkese iyi bayramlar, bayramdan sonra görüşmek üzere.

13 Eylül 2009 Pazar

Peygamber Vitesi

En başta söleyeyim, bence ne Galatasaray 3'tü ne de Beşiktaş 0. 

Adettendir, misafirden başlayayım. Beşiktaş, tam bir Bundesliga takımı olmuş. Düz, sistematik ama sistem işlemediğinde kilidi çözecek oyuncusu olmayan, koşan bir takım. Yani hem iyi hem kötü bir şey bu. Bir kere Beşiktaş, orta sahada hiç bir zaman üstünlüğü Galatasaray'a kaptırmadı. Kendi de tam olarak kapamadı ama olsun. Fakat 2. bölgeyi iyi savunan ve hücumda Galatasaray defansına presle sıkıntı veren siyah beyazlılar, işin hücum yönünde sıfırdılar neredeyse. 5 maç sonunda 3 gol atmaları çok şaşırtıcı değil. Genelde iyi olan savunma da özellikle ilk golde herkesi de şaşırttı bir yandan. Mustafa Sarp, 6 pasın içinde bomboş kafayı vurdu kornerden. 4. dakikada gelen gol, Beşiktaş'ın bütün planını da altüst etmiş oldu. Hemen bir refleks ile cevap verebilmiş olsa kurtarabilirlerdi ama olmadı.

Bir de beklemediğim bir hamle oldu iki takımdan da. Çok ciddi adam adama savunma yaptı iki takımda. Mehmet Topal (ki bugünün formsuzlarındandı), siftahını yapan Tabata'yı tuttu. Arda da her zaman gölgesinde biri ile dolaştı. Öyle olunca çok şey beklenen iki oyuncu da pek bir varlık gösteremedi.

Gelelim Galatasaray'a. Tabeladaki gibi maçı alıp götüren bir takım yoktu sahada. Savunması ile hücumu arasında çok ciddi boşlukları olan, ortasahayı forse edemeyen, Baros'un oyuniçindeki etkisizliği ile ileride çok top tutamayan bir Galatasaray izledik aslında. Ama maç kazanma alışkanlığı, seyircisi ve usta ayakları ile maçı koparmasını bildiler. Sabri, yıllardır oynadığı oynayacağı en iyi oynu oynadı. Hele ilk yarıda Yusuf'un bir topuna ayak koyarak belki de maçın kaderini değiştirdi. Keita'ya da her geçen gün daha da alışıyor, daha uyumlu işliyorlar sağ kanadı. Leo Franco da güzel kurtarışları ile güven verdi. Aslına bakarsanız ilk 11'de çıkanlar arasından bundan başkası da çok göze çarpmadı. Keita klasik oynunu oynadı, Servet yine duvar gibiydi. Ama Mehmet Topal, Arda ve Hakan Balta bu akşam hemen hemen hiç varlık gösteremediler. Hadi Arda, adam adama savunuluyor. Mehmet Topal sanki ilk defa ASY'ye çıkmış gibi heyecanlıydı. Aslında biraz bizdeki beklenti yüksekliğinden de kaynaklanıyor bunlar. Sakatlıktan çıkmış ve tam olarak form tutmamış belli ki. Kısacası gözler Ayhan'ı aradı. Elano, girdikten sonra devamlı sorumluluk almasa da gerekenleri gerektiği anda yapmasıyla galibiyette önemli bir rol oynadı bence. 

Perşembe Panathinaikos deplasmanı var. Bu futbol ile oradan çıkmak zor. Manisa karşısında Fenerbahçe'nin yaptığı gibi ortasahayı bomboş bıraktı GS bu akşam. Orayı forse edebilir, Baros da yavaş yavaş ilerde top tutmaya başlarsa maçlar çok daha rahat geçer. Ama unutmayalım ki bu takım sezonu erken açtı ve erken form tuttu. Yani düşüş yavaş yavaş başlıyor. Umalım ki bu düşüşün çıkışı, Fener-Trabzon-Sivas maçlarının olduğu döneme denk gelsin. 

Kısacası bu akşam Galatasaray, peygamber vitesine taktı ve arkasından esen rüzgar ile maçı aldı. Ama eminim Rijkaard, tehlike çanlarını duymuştur. Rotasyon vakti geliyor, kadro derinliğinin etkisini artık görmeliyiz.

11 Eylül 2009 Cuma

Galatasaray vs Lazio ve Kuleler

Geçen hafta Pitch Fever'ı okurken hep aynı düşünce geçti: "Galiba ben de hayatımdaki bir çok olayı maçlarla eşleştiriyorum". Buyrun kanıtı...

11 Eylül 2001, okuldan çıkmışız ASY'nin oradayız. McDonalds'da tıkınıyoruz. Arkadaşlardan biri geldi, hemen patlattı, zaten zor duruyordu: Amerika'daki ikiz kulelere uçak çarpmış. Tabi o anda terörist saldırı olduğunu bilmiyoruz. Haddddi canım'lar, vay anasına eee'ler arasında annemi aradım o biliyordur birşeyler diye.

Annem dişçi koltuğunda dünyadan habersizdi. Tabi bi anda telaşlandı, dayım New York'da yaşadığından.

Biz de hemen Profilo'ya koştuk, orada televizyon vardır diye. Olmaz mı, öyle ki bütün alışveriş merkezinde herkes (istisnasız) vitrinlerdeki teşhir TV'lerine kitlenmiş. Noluyor diye bakarken bir anda başka bir uçak daha girdi yandaki kuleye. Çığlıklar, ağlamalar... Gerçekten sürrealdi, hala bile inanamıyorum. Sonra da iki kulenin yıkılışı. Kolay kolay unutulacak veya unutturulacak gibi değil hakkaten.

Oradan tabi ki maça. Ne de olsa maç olduğu sürece hayat devam ediyordur. Ümit'in golü ile Lazio'yu yenmiştik, o sıraların klasik skoru 1-0 ile. Ama üstümüzden her uçak geçtiğinde "bu da bizim kafamıza inecek" diye espri patlatıyordu bir tanesi.

O günün üstünden 8 yıl geçmiş. Vay anasını...

28 Ağustos 2009 Cuma

Avrupa Ligi'nde Balkan Savaşları


Hayat Fener'e güzel. H grubunda önce en güzel seribaşı Steaua Bükreş'e düşen Sarı Lacivertliler, hiç hız kesmeden Twente ve Sheriff'i de çektiler ve 18'de 18'e oynuyorlar.

Galatasaray ise en azılı gruba düştü: Panathinaikos, Dinamo Bükreş ve Strum Graz ile. Hadi Strum'u sayma, ama ilk 3 takım Ortadoğu ve Balkan'ların en kanlı geçecek grubunu oluşturuyor. Cehennem gibi stadlar, fanatik taraftarlar, iddialı transferler... 17 Eylül'de kılıçları çekeceğiz anlaşılan.

27 Ağustos 2009 Perşembe

Aslantepe Nihayetinde


Hayırlı uğurlu olsun, bir Seyrantepe ihalesi daha iptal edilmiş oldu. 4. kez iptal edilen bir ihale ve yarısı tamamlanmış olarak duran bir stad var ortada şu anda. Şu an yazılanlar TOKİ'nin projeyi kendi yapacağı. Belki de en hayırlısı budur, çünkü TOKİ'nin yapmama, yapamama gibi bir durumu yok. Oysa ki bu ihalede kazanan her şirket için "umarım batmaz, yapabilir" tarzı düşüncelerim olacaktı. Şimdi içim daha rahat.

Kısacası Aslantepe Stadı, ipteki cambazlardan düşüp aşağıdaki güvenlik ağına geldi. Bundan sonra dahası yok. Umarım aksiyon görürüz artık.

Not: Ilerleyen saatlerle beraber Adnan Polat da gelişmelerden memnun olduğunu açıkladı. Eğer bir başkan, kendi stadının yapım ihalesinin iptaline iyi bir şey diyorsa demek ki hakkaten hayırlı bir olay.

25 Ağustos 2009 Salı

Diyarbakır Üstünden Nereye Gidiyoruz?

Dün akşam maçı izlemedim ama dikkatle maçı izleyenlerin de bugün futbol hakkında yazmadıklarını görüyorum. Ben tamamen dışarıdan bir göz olarak aşağıdaki satırları yazacağım.

Dün akşamki Diyarbakırspor - Fenerbahçe karşılaşması hakkında canımı sıkan çok konu oldu. Sırayla paylaşayım ve size de fikirlerinizi sorayım dedim:

- Ilk önce akşam, Aziz Yıldırım'ın açıklamalarını gördüm o yüzden oradan başlıyorum. Yıldırım, maç sonunda mikrofonlara Fenerbahçe'nin Diyarbakırspor'u yenmesinin doğal olduğunu ve Diyarbakırlıların bu tavrı devam ederse geldiklere yere (2. lige) düşeceklerini söyledi. Ultras'ta da yazdığı gibi, aslında Diyarbakır'daki maçlarda 5-4 olan Diyarbakır üstünlüğü dünkü maç ile eşitlenmiş bulunuyor. Yani Fener'in Diyarbakır'ı yendiği gibi, Diyarbakır'ın da Fener'i yenmesi normal karşılanabilir. Kaldı ki futbolu sevmemizin sebeplerinden biri de bilinmezliği. Küçücük bir takım, gelip kocaman bir devi yenebiliyor. Ayrıca, Fener Diyarbakır'ı devamlı yense bile, Aziz Yıldırım'ın bunu bu kadar rahat bir şekilde mikrofonlara söylüyor olması bir futbolsever olarak midemi bulandırdı. Bu düşüncenin böyle dile getirilmesi, getirilebilmesi, Aziz Yıldırım'ın bunu bu kadar rahatça düşünmesi ve normal olduğunu iddia etmesi aklıma kendisinin bir sözünü daha hatırlattı: "Artık maçları saha dışında kazanıldığını öğrendik". Bir de ikinci lig mevzuu var. Anlaşılan Aziz Yıldırım için Diyarbakırspor'un memleketi ikinci lig ve Süper Lig'de bulunmaları bir lütuf. Yaramazlık yaparlarsa geri gidecekler. Hatta demeç öyle bir veriliyor ki Aziz Yıldırım sanki kendi yollayacak Diyarbakırspor'u ikinci lige.

- Sonra Diyarbakırspor başkanı Çetin Sümer'in dediklerini okudum. Dün akşam olan olayların hepsinden kendi yönetimini, takımını ve camiasını çekip çıkarmış ve sütten çıkmış ak kaşık ilan etmiş. Sahaya atılan maddeleri Galatasaraylılar'a, şeref tribününde Fenerbahçeli yöneticilere yer ayrılmamasını Gençlik Spor İl Müdürlüğü'ne, maçtan sonra yaşanan olayları da emniyet güçlerine mal etmiş. Diyarbakır'da ciddi bir Galatasaray sempatisi olduğunu gittiğim zaman gözlerimle gördüm; ayrıca bir sürü maçta, sahadaki rakibin ezeli rakiplerinin bayraklarını, atkılarını veya pankartlarını taşıyan çok tribüne de şahit oldum. Ama bu, dün akşamki olayları o takıma mal etmeyi gerektirmez. Belli ki hem klubün içinde, hem de şehirde çok ciddi sıkıntılar var. Yoksa niye takımları öndeyken böyle bir harekete başvursunlar? Bir de Sümer'in şu sözü çok ilgimi çekti: "Aziz Yıldırım'a ..... daha önce edilen küfürleri unutturmak istedik, hem de hemşerimiz, Hoşgeldin Büyük Başkan pankartı hazırlattık...". Yani bir Süper Lig takımının başkanı, başka bir Süper Lig takımının başkanına tribün misali pankart hazırlatıyor.

- Son nokta olarak da Hürriyet'e değineyim. Yukarıda linklediğim haberin başlığı "Sümer, GS taraftarını sorumlu tuttu". Bir haberin daha çok okunmasını isteyebilirsiniz ama bu kadar provokasyon olduğu açık, başlık ile Fenerbahçe-Diyarbakırspor arasındaki bir gerginliği başka yerlere de yaymak ve yıllardır utandığımız holigan futbol sahnesinin oluşmasından başka ne işe yarıyor ki?

Dediğim gibi, bunlar benim gördüklerim ve düşüncelerimi paylaşmak istediklerim. Herkesin aynı düşünceye sahip olmasını bekleyemem, o yüzden sizin de düşüncelerini merak ediyorum bu konuda.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Her Yöne 4-1 Kampanyası

Formalar henüz ıslakken yazayım aklımdakileri, taze taze. Galatasaray, bu sezon karşılaştıkları arasındaki en dişli rakibini de 4-1 yenerek 9 puanla lider an itibariyle.

Cangele ile maça baya hızlı başlamıştı aslında Kayseri ama Cangele bir süre sonra futbolu bırakıp anti-futbola geçince Kayseri'nin rüzgarı da dinmiş oldu. Maç sırasında üşenmedim twitter'a yazdım, Hakan Balta-Cangele ikilisinden biri ya sakatlanacak ya da kırmızı kart görecek diye. Maalesef dediğim tuttu, Hakan Balta sakatlandı maçın ilerleyen dakikalarında.

Makukula. Ligde böyle ikinci bir oyuncu olduğuna inanmıyorum, "Of Mice and Men"deki Lenny karakteri gibi biraz. Servet ve Gökhan Zan'ın ikisinin birden arasında çıktı ikinci yarıda bir pozisyonda, saygı duydum. Ama biraz fazla golcü çıktı, bizi sevindirdi. Itiraf edeyim, inşallah bu kornerden gol olmaz demiştik çünkü o pozisyon, bize aut gibi gelmişti. Ama bu tip toplar hep gol olur, en azından kendi kalelerine atmış oldular. Bu arada Tolunay Kafkas da "Cangele ve Makukula'ya bir şekilde top gelsin de hücum etmiş olalım" mantalitesiyle nerelere gelecek çok merak ediyorum.

Bu maç, Galatasaray'ın genel iyileri kötü, kötüleri iyi oynadı gibi geldi. Geldiği günden beri Hakan Balta'nın sessiz kahramanlığına hayranımdır ama bugün sakatlanana kadar aklı oyunda değildi. Cangele'yi çok kaçırdı, arkasını çok boş bıraktı. Kendi seviyesinin altındaydı bugün Balta. O çıkınca yerine Uğur'un girmesi, Volkan Yaman'ın bir daha forma yüzü göremeyeceğinin de resmidir. En yakın zamanda elden çıkarsak ve Caner'i alsak diyorum.


Sabri'yi de bir türlü sevemedim ama bugün güzel müdahaleleriyle gerçekten iyi bir oyun çıkardığını düşünüyorum. Bal yapmayan arıydı genelde, bugün bal bile yaptı! Aydın da saman alevi gibi parlayan oyununu olgunlaştırmış, sorumluluk alıyor ve takımı ileriye taşıyor. Bugünün en beğendiğim oyuncularındandı.

Baros'un, sanki yeni transfermiş gibi bir baskı var sanki üstünde. Koşuları yine oldukça hızlı ve etkili ama son vuruşlarda yavaş kalıyor, vurana kadar üstüne birilerini çekiyor. Ama kendine geldi mi geçen sene ki Baros'u izleyeceğimizi söylemek zor değil.

Dediğimiz gibi, ilk defa bu kadar dişli bir rakibe karşı oynadı Galatasaray. Ve Kayserispor, GS ceza sahasında bir kaç tane çok net kafa vuruşu buldu. Bunları başka takımlara vermek yüzde 90 gol demek. Yani baskı arttıkça GS defansının zaafları daha ortaya çıkıyor. Ama hücum hattı ise bu ligin en ciddi savunmalarından birine karşı bile rahat bir şekilde 4 tane gol buldu. Bu sezon GS'nin her maçına üst yazmak, o kuponda bir maç cepte demek gibi neredeyse.

Oyun dışı bir nokta çok hoşuma gitti takımda. Oyuncular, takım olmayı beceriyorlar. Mesela Hakan Balta'nın sakatlandığı pozisyonda herkes başına koştu, Elano'nun golünde herkes onun için çok içten sevindi. Gökhan Zan'ın maç sonrası açıklamaları da bunu kanıtlar derecede.

Bir de Elano'nun golü diyorum ve önümüzdeki maçlara bakıyorum hevesle.

23 Ağustos 2009 Pazar

Akşam Maç Var!

Uzun zamandır bu kadar heyecanlı hissetmemiştim. Perşembe günü Levadia maçını kaçırdım, akşama maç var ve gitmeyi iple çekiyorum. Rijkaard geldiğinde herşeyin güzel olacağını umuyorduk ama bu kadar kıpır kıpır, kımıl kımıl olacağını bilmiyorduk. Sezon başı "en büyük transfer, eldeki kadronun oynar hale gelmesi" diyordum ama böyle keyif vereceklerini beklemiyordum. Yaz başında kombine almak konusunda emin değildim; Kapalı, eskisi gibi değildi uzun zamandır, taraftar da taraftar gibi değildi. Ama bu sene bambaşka bir kimliğe bürünmüş herkes. Belki Çarşı gibi çığlık çığlığa değiliz, Fenerliler gibi herkes orjinal forma ile gelmiyor ama herkes orada olmaktan keyif alıyor. Eğleniyor. Yüzler mutlu. Takım sahaya çıkınca da istekli, köstek değil destek ve sevgi had safhada.

Uzun zamandır maça gideceğim için bu kadar heyecanlanmıyordum. Akşam Kapalı'da görüşürüz.

16 Ağustos 2009 Pazar

GS 4-1 Denizli

Hava sıcak, eylüle kadar Ali Sami Yen nasıl olsa sayfiyecilerle doludur diyerekten ben de terlikle gittim maça. Belki herkes rahat bir modda ama tıklım tıklım tribünler; herkesin takımı izlemeye olan açlığı o kadar belli ki. Yenilmek yok akılda, kaç atıcaz var.

Galatasaray'ı bu sezon ancak Metalist Kharkiv taktiği ile yenebilirsin; ilk golü atıp uyuyan devi uyandıracaksan 85'ten sonra atacaksın ki fazla vakit kalmayacak. Netanya'dan sonra Denizli de aynı hatayı yaptı. 3-4 senedir küme düşmeme mücadelesi veriyor Horozlar, galiba bu sene işleri her zamankinden daha da zor. Maalesef anti-futbol vardı sahada, defans kabuğuna çekilelim, bulursak bir gol bulalım ve Çanakkale Geçilmez'i oynayalım. Ilk golü de buldular ama sonu iyi bitmedi onlar için.

Iki penaltı da penaltı, hakem de bunları vermiş. 4-1 yenmişsin. Ama hakemden hiç memnun kalmadım. Bu kadar sertlikle başa çıkamaması, kartlarını çifte standartla kullanması gerçekten çok sıktı. Bu akşamlık Deniz Çoban'ın adı, Gay in Black.

Bir de sürpriz yapayım, Kader Keita'yı eleştireyim. Hızlı, dikine oynayan, tehlikeli bir adam. Bir arkasında kaldınız mı yandınız. Ama pasa dayalı Galatasaray oyunları için fazla şahsi oynuyor. Özellikle ilk yarıda tam önümdeydi ve Uğur'a veya Barış'a çıkarması gereken bir çok pozisyonda çalıma niyetlendi. Çalımla adam da geçiyor ama bugün Denizlispor, Keita'yı değerlendirmek için tam bir çıta değil. Sezonun ilerleyen zamanlarında, daha ciddi defanslara karşı bu şahsi oyun, Galatasaray'ın bütün oynuna etki edebilir. Onun dışında ne kadar etkili ve tuttuğu zaman pozisyona bambaşka bir boyut katabilen biri, zevkle de izlemedik değil.

Ek olarak Kewell ve Baros'u genel oyunlarından daha aşağıda gördüm. Yine de belli bir seviyenin altına düşmeden görevlerini yerine getirdiler. Kewell zaten iki güzel penaltı golü de attı. Ama maç içinde nispeten daha silikti. Baros ise bir çok uygun pozisyona girmesine rağmen gol atamadı. Hele ilk yarıda altıpas içinden bomboş bir kafayı tam ayağının dibine vurdu, baya enteresandı. Aydın da kendini bulmuşa benziyor, güveninde ciddi bir artış var. Inşallah yıllardır beklenen patlamasını artık yapar. Peki Elano? Mide rahatsızlığı geçirdiği için bugün kadroda yoktu ama o da takıma monte oldu mu çok enteresan şeyler olacak gibi duruyor.

Şahsen bütün defans bloğunu tebrik etmek istiyorum, Rijkaard ile beraber. Goldeki Emre Güngör hatası hariç herkesin, görevini layıkıyla yerine getirdiği ve sezoniçindeki başarının çok önemli unsurlarından olan rotasyon için hazır olduklarını gördüğümüz bir maç oldu. Rijkaard'ı da cesurca bütün defansı birden değiştirdiği, rotasyonda bütün takıma ihtiyacı olduğunu gösterdiği ve gerçekten en hazır olana forma verdiği için tebrik ediyorum.

Daha önceki maç yazılarında da değindik, Galatasaray'ın saha içi disiplini yüksek bu sezon. Yine duran toptan gol var, bu sefer Arda golü atan oldu. Ama asıl önemlisi ikinci penaltının kullanımı. Belli ki bu takımın penaltıcısı Kewell. Keita yaptırdığı penaltıyı kullanmak da istedi. Bir yandan da maç sonrası yazılarında yazılmayan bir şekilde Barış da oradaydı, o da kullanmak istiyordu, hatta belki Keita'dan da fazla. Arda, ikisine de Kewell'ın kullanacağını söyledi. Keita belli ki çok dert etmedi (ki maç sonu demecinden de öyle anlaşılıyor) ama hemen penaltı ardından oyundan çıkan Barış, bu duruma içerlemiş. Hatta çıkarken kulübenin önündeki suyu ufaktan tekmelediğini gördüm sanki. Ama eminim siniri yatışıp mantıklı düşününce o da penaltı atma görevinin çok ciddi olduğunu ve orada öylesine karar verilmediğini anlayacaktır.

Galatasaray, sezon başından beri iyi sinyaller veriyor zaten. Bütün camia da hevesli ve istekli. MFÖ'den geliyor bu akşamın şarkısı: "Şampiyon biziz diyor Ali, attığımız gollerden belli".

14 Ağustos 2009 Cuma

Guti'nin Maskesi

Bugünün haberi Guti'nin Galatasaray'a doğru yelken açtığı. Imza görmedikçe kesin birşey söylemek zor, o yüzden kişisel yorumumu yapayım.

Galatasaray'ın Guti'yi alacağını hiç zannetmiyorum. Hatta Guti'nin pozisyonu, şu an transfer listesinin muhtemelen en sonundadır. Bir de basına yansıdıysa kuvvetle ihtimal olmaz. Peki ne olur? Solu vurmadan önceki sağ göstermeler Guti olayı. Bence Galatasaray, haftabaşı bir defans oyuncusu veya ön libero transferi patlacak. Bu belki Keita olayındaki gibi, basında çıkan adamın aynı takımından olabilir.

Hiç bir bilgim yok, tamamen made in işkembe. Peki ya tutarsa?

12 Ağustos 2009 Çarşamba

TSL Yeni Sezon Formaları Değerlendirmesi

Üç büyüklerin formaları çok tartışıldı, özellikle de Galatasaray'ın mor forması. Bildiğiniz gibi TFF, bütün takımların bütün formalarının bulunduğu bir belge yayınladı. Moda konusuna bütün yakınlığım kardeşimin moda okuması olsa da konuya el atma vakti geldi (hatta belki ufaktan geçti bile de, formaları ilk hafta aksiyon halinde gördük diye bahane türetelim).

TFF'nin sırasıyla gidersek, önce hakemler:

- Siyah, kırmızı, sarı formalar arasında en çok sarıyı beğendim galiba. Siyah çok sert ve demode artık hakem rengi olarak. Mavi de iyiydi ama kaldırılmış. Bir de yakadan aşağıya sarkan TFF logolu bölüm var. Sanki hakemler formaları ters giymişler de dilleri çıkmış gibi, veya kocaman fiyat etiketini çıkarmamışlar. Ama haftasonunda oynanan maçlarda, aksiyon içinde daha bi düzgün gibi.

Ankaragücü: Lotto'nun formalarının (diğer markaların da aslında öyle) fiks bir çizgisi var. Bir surf dalgasını andırıyor göğüsteki o çizgi. Yine takımlarımızın bu sene tuttuğu bir Celtic modası var, enine çizgili forma. Nedense Celtic hariç hiç bir takıma yakışmıyor hissiyatındayım. Ankaragücünün en beğendiğim forması beyaz, yedek forma olmuş. Acaba üstlerinde görebilecek miyiz?

Ankaraspor: Reklamsız düz bir forma. Bunu görünce acaba reklamlar bir formayı az da olsa güzelleştiriyor mu diye düşünmedim değil. Bir de Ankaraspor formalarındaki Galatasaray esintisi dikkatimi çekti. Parçalı ve geçen seneki 3 şeritli formanın renklerini değiştirip giyiyorlar gibi. Biri adidas biri Nike ama. Yine de favorim 1. deplasman seti oldu, plase de yedek forma. Aslında kulübün renklerini barındırmayan sarı bir forma, ama tabi sarı gibi normal bir renk seçilince alternatif formaya, mor kadar ses getirmiyor. Son bir not olarak enine inci çizgili kırmızı kaleci formasını store'larda satarlarsa günlük giyilir.

Antalyaspor: Sayfayı açınca karşınıza net bir Monaco rüzgarı esiyor. Orhan Ak yazılı formalar, genelde hoş. Bir tek yakadaki iki tarafa açılan hareket çok hoşuma gitmedi, onun dışında da zaten denenmiş formüllerin çok dışına çıkmamışlar. Bir de bu senenin alternatif formalarını seviyorum galiba, Antalya'nın mavi forması da güzel olmuş. Belki hakemler bu yüzden mavi formayı skaladan çıkarmışlardır.

Beşiktaş: Işte yeni forma diye bir tarafını yırtmış büyüklerden ilki. Ilk hafta giydi BJK "kartal pençesi" adını verdiği formasını. Adı ve mantığı biraz gereksiz pohpoh ve çiğ dursa da aslen ben formayı sevdim. Beşiktaşlı olsam çok net alacağım bir forma. Dış saha formaları klasik belki ama özellikle siyah ağırlıklı çubuklu yakışıklı olmuş. Ama galiba benim gönlüm yine ve yine yedek formadan yana. Siyah-gri baklavalı forma, 2 sene öncenin Marsilya formasını hatırlattı bana. Onu da çok beğenmiştim, hala bir yerde bulsam hemen alırım. Bu, onun kadar güzel değil ama çok geride de değil. Yine de birilerinin Beşiktaş'ın kaleci kazağı renklerine dur demesi lazım.

Bursaspor: Antalyaspor gibi Bursaspor'un Puma'larında da boyundaki yanlara doğru açılan hareket var. Olmamış Puma, haftanın rüküşü. Forma yeşil-beyaz olunca ister istemez Celtic benzetmelerine geri dönüyor aklım, ama Bursa favorim tonsürton yeşilleriyle ilk deplasman seti. Açık ara.

Denizlispor: Belli ki Lescon, sezona, Denizlispor'un kendisinden daha iyi hazırlanmış. Ilk hafta Fenerbahçe karşısında tel tel dökülen ve artık heralde bu sene küme düşer dediğim Horozlar, iç sahada çok enteresan bir şey giymeyecek olsalar da ikinci deplasman seti, en azından başka şehirlerdeki futbolseverlerin takdirini kazanır. Ama galiba yıldız bu sefer de yedek forma. Beyaz üstüne göğüs kısmındaki yeşili ile bu sezonun en orjinal tasarımlarından biri. Haftanın şıkı. 5 farklı kaleci rengi ile de her moda, her skora podyuma çıkar gibi çıkarır artık Denizli kalecisi Zafer'i.

Diyarbakırspor: Lescon bu sezona iyi hazırlanmış demiştik, yalnız Denizlispor'da meyvelerini deplasman ve yedek formada vermiş bu çalışma. Diyarbakırlılar ise daha şanslı bu konuda, birinci iç saha forması ile farkı yaratmışlar. Ilk deplasman seti de Denizli'nin beğendiğimiz yedek formasının kırmızılısı. Süper Lig'de değil ama forma liginde UEFA'yı zorlar Diyarbakır.

Eskişehirspor: Herşeyden önce ilk dikkat çeken Ümit Karan ismi. Hala garip geliyor, Galatasaray'da gözler onu aramıyor belki ama başka takımda olmasına da alışık değilim. Aslında zaten Eskişehirspor'un formalarında başka hiçbirşey de göze çarpmıyor. Çok klasikler; parçalı, çubuklu, enine çizgili, tek renk. Son dakikada yapılan ödev gibi. Oysa ki Eskişehir, bu ligde fena olmayan takımlardan. Biraz daha özen ile aynı rengi paylaştığı diğer takımların formalarından çok rahat sıyrılabilirdi.

Fenerbahçe: Fenerbahçe'nin formalara bakış açısı ve isteklerini uygulatması, zaten herkesin takdirini topluyor. Çizgileri çok değişmiyor ama her sene bir albenisi var, kendi taraftarı için. Klasik çubukludan çok uzaklaşmadan ufak oynamalar başarılı. Yine de ben büyük, silik amblemliyi beğendim. 3 sene öncenin Athletic Bilbao formasını hatırlattı, aynı yerde bir aslan kafası silüeti vardı siyah üstüne. Bilbao'ya kadar gidip almadığıma hala yanarım. Bir enteresan nokta: Fener'in ikinci deplasman seti ile yedek seti aynı.

Galatasaray: Tartışıla tartışıla canı çıktı sezon başlamadan bu formaların. Iç saha setlerinin formaları aynı, tek fark şortları. adidas, beyaz formada da çok bir fark yaratamamış maalesef. Bir de mor forma var. Store'a ilk uğradığım zaman alacağım formadır; bir daha bu kadar alternatif, bu kadar enteresan bir GS forması gelmeyeceği için koleksiyonerlerin nadide parçası olacak heralde. En garibi de, GS formaları arasında kişisel favorim, hiç bir yerde reklamı yapılmayan ve henüz giyilmeyen düz kırmızı olanı. Her maça onu giyseler keşke. Bir de kaleci kazaklarının hangisi daha kötü karar veremedim. Lescon harıl harıl çalışırken adidas, ya Fener formalarından GS'ye vakit ayıramamış ya da transferler onları sersemletmiş. Bu kadar potansiyel bir sezona böyle formalar ciddi yazık.

Gaziantepspor: Sezonun en başarılı formalarından biri Antep'inki. Galatasaray karşısında giydikleri çapraz çizgili formasıyla River Plate'i bolca andırıyor, tamamen pozitif anlamda. Siyah kırmızılı iki versiyon da, kırmızı beyaz versiyon da çok güzel. Bu senenin forma şampiyonu olmaya adaylar. Bir de içine saçlarını kestirip tam Tsubasa olan, sempatik yetenek Tabata gireceği için ayrı bir güzel. Ayrıca kaleci kazaklarına da gitmiş bu dizayn.

Gençlerbirliği: Ankaralı komşuları gibi (Gökçekspor'u yok sayaraktan) Lotto'yu tercih eden Gençler'in formalarında da o sörf dalgası var. Ama deplasman formalarındaki farklı renkli kol uzantıları, gerçekten kötü duruyor dağınık bir görüntü veriyor formaya. Maalesef daha yazacak birşey de yok. Forma liginde küme düşmenin önemli adayı Gençler maalesef.

IBB: Ankaraspor gibi IBB de Nike'ı tercih etmiş ve sponsorsuz formaları ile arz-ı endam etmişler. Ama bu sefer sponsorsuzluk daha bir yakışmış. Sade olmasına rağmen düzgün olmuş formalar, Ankaraspor bunu yapamamıştı mesela. Hem ilk iç saha hem de ilk deplasman formaları gayet şık. Her zaman turuncuyu sevmişimdir zaten, ince beyaz çizgili mavi forma da güzel olmuş. Kaleci formaları da yıllardır gelen klasik Nike çizgisinde. Sıkıntısız, rahat bir forma. UEFA'yı zorlar forma liginde.

Kasımpaşaspor: Kasımpaşalılar, nasıl bıraktıysak öyle gibi. Minimal değişiklikler var. Ankaragücü ve Gençler gibi Lotto'yu seçmelerine rağmen, formalarının kötü elementlerini en arkaya atmayı başarmışlar. Surf dalgası yedek formada, bebek mavisi de ikinci deplasman setinde. Böylece mahallede rezil olma riski de baya indirilmiş. Bir de Kasımpaşa'nın formalarının kol kısmındaki dik çizgiler, bana, sanki arkadan sırt çantası takılıyormuş hissi veriyor.

Kayserispor: Ben bu formalarda ne değişmiş çözemedim. Bir tek ikinci deplasman forması, diğerlerinden burun farkı ile daha orjinal ama o da yeterli değil. Bütün takımlar arasında kaleci formasını favori gösterebileceğim tek takım heralde. Belli ki Topuz transferi sırasında fırtınalı günler geçilirken forma mevzuu unutulmuş, geçen senenin formaları ile idare edelim demişler.

Manisaspor: Lescon'u övdük övdük ama Manisaspor konusunda çuvallamışlar sanki. Yedek formayı dışarıda tutuyorum, diğer formalar acayip sıradan. Amatör küme takımı edasında oynayacak Manisalılar ligde. Şimdi anlıyorum Sezer ve Ufuk neden bu kadar ısrarla GS'yi istiyorlar. Ama bu kadar sıradan formanın hemen arkasında, yedek formada bir şaheser çıkıveriyor. Kırmızı tonsürton forma, tek kelimeyle müthiş. Galatasaray yapsa olay olurdu. Hep o formayla oynasınlar da futbol, daha ilk düdük çalmadan göze hoş gelse.

Sivasspor: Oyunu değişse de forması değişmemiş Sivasspor'un. Zaten Mehmet Yıldız'ın üstünde başka forma tezahür edemiyorum nedense. Bir kez daha alternatif/yedek formayı beğendim. Lacivert forma, kırmızı amblemle gayet güzel gitmiş. Bir de Bülent Uygun kulübelere daha iyi davransa keşke...

Trabzonspor: Alfabetik sıranın sonundaki Trabzon'a geldi sıra. Bu cephede de çok büyük değişiklikler yok. Tek renk formalar son derece sade ve şık. Ama Barcelona tadındaki turuncu forma, enerjisi ile dikkat çekiyor. IBB'nin turuncu formalarına benzemesi de cabası. Ikisi de güzel ama, o yüzden sorun yok ortada. Ama kolları koyu vücut tarafı açık yeşil olan kaleci forması nanay. Onu da giymeyiversin Sylva canım, nolacak.

Genel bir değerlendirme yaparsak, bu sene genelde yedek formalar öne çıkmış ve çoğu defa asıl formaları geçmiş benim gözümde. Lescon'u genelde başarılı, Nike'ı da genelde başarısız buldum. adidas da GS'nin mor forması hariç standartlarını korumuş. Inşallah maksimum sayıda yedek formalarda çıkar takımlar sahaya, yoksa bir kaç hafta sonra dayanamayıp radyodan dinlemeye başlayacağım maçları.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Antep'teki Ilk Adımlar

En kötü sezonunda bile Antep deplasmanı hep bir zordur, artık misafirlerin yemeğe doyamadığı kebabından mı bilinmez. O yüzden sezonu erken açmış Galatasaray'ın ligin ilk haftası bu maçı aradan çıkarması bir avantaj, sıcağa rağmen.

Daha sonra Fenerbahçe'nin de yaptığı gibi Galatasaray'ın da maçı golle açması, ileriki dakikaların stresini aldı üstünden. Bir de M. Sarp'ın golü ta Ispanya'daki kankamdan bile reaksiyon buldu: "Olm bu sene kesin şampiyonuz". Dilekler o yönde ama sezonun 20. dakikasında söleyince biraz erken teşhis oluyor. Nitekim aynı tempoyu götüremedi Galatasaray, golü yedi. Ama yediğin zaman da böyle gol yiyeceksin. Ne güzeldi o gol öyle. Hemen parantez açalım; Antep, gerçekten çok başarılı Brezilyalı transferleri yapıyor. Elbette ki başa oynayan takımların iyi transfer yapması lazım ama ligin kalitesinin gerçekten artması için diğer takımların da belli seviyeye geçmesi lazım. Antep şu an belki hazır değil ama özellikle hücumda iyi bir kadroları var. Bek pozisyonlarını doldurmaları ile bu sene Avrupa Ligi'ni zorlayacağını düşünüyorum Antep'in. 

Galatasaray, aslına bakılacak olursa 3 bölgede de kadro derinliğine sahip. Ama yıllardır yaşanan sağ bek cenabetinin (Uğur, Hasan, Emre Güngör vs, bir tek Sabri sakatlanmadı, var bu işte bi iş) şimdi de ön liberoya kaydığını görüyoruz. Önce Topal ardından Linderoth. Şu anda orada M. Sarp ve Ayhan oynuyor. Anladığım kadarınca Rijkaard, Barış'ı ön liberodan daha ileri bir pozisyonda düşünüyor ki oraya koymuyor. Yoksa Barış da en az sahadaki ikili kadar iyi götürürdü. Ama elindeki hücumcuları son derece hızlı ve dikine oynayan Galatasaray'ın ön liberoları bazen el freni görevi görebiliyor. Yani iki sakat ön libero ile iki oynayan arasında ciddi bir fark var; defansif anlamda olmasa da topu ileriye taşıma konusunda. 

Herşeyin yanında Arda kendine ayrı bir paragrafı hakkediyor. Demek ki 10 numara oynamak için 10 numaraya ihtiyacı varmış. Duran top asistleri, golleri, isteği ve gün geçtikçe artan fiziği. Bir Galatasaraylı'lıktan çok bir futbolsever olarak mutlu oluyorum onu izledikçe. Bu sözü bir tek kez, Ribery için söyledim, ama bir kere daha söylemeye değer: "Bu zamanların tadını çıkaralım, bu adam bi kaç seneye dünya yıldızı olacak"

Bu güzelliğin sırrının ne kadarı diğer takımlardan önce sezonu açmaktan geliyor bilmiyorum ama Galatasaray, gerçekten çok doğru bir yolda. Bu kadro ve teknik heyet potansiyelini sahaya yansıtabilirse çok enteresan şeyler olabilir.

7 Ağustos 2009 Cuma

Avrupa Ligi Kura Sonuçları


Trabzonspor - Toulouse
Sivasspor - Shaktar Donetsk
Fenerbahçe - Sion
Galatasaray - Tallinn

Aceto tahmin edin demişti, ikisini bildim. Sayısalda olduğu gibi burada da iki bilene bir şey yok. Neyse bu sene kupaya kadar gider mi Türk takımları göreceğiz ama hayal değil. Tahminim Sivas haricinde diğer 3 takımın gruplara kalacağı. Trabzon'un şansı yüzde 51.

Not: Galatasaray.org'da yazan bilgiye göre Tallinn, liginde 5 maç eksik ile lidermiş. Allah ne ligler yaratmış.

Oh Be TSL!


Haziran'dan beri restoranda oturuyoruz hepimiz. Yandaki bazı masalara iştah açıcı bir Konfederasyon Kupası geliyor. Sonra takımlarımıza siparişlerimizi veriyoruz, Elano, Rijkaard, Keita fln istemiş bizimkiler. Başkaları Brezilya mutfağını tercih ediyor, diğerleri karışık takılıyor. Sonra aperatifler. Ekmek üstü Tobol, Netanya salatası ve kızarmış Honved.

Ama bugün, sonunda mutfaktan, elinde bizim yemeklerle çıkan garsonları gördük. Peçeteler önümüze serildi, yemeye hazırız ve çok açız.

Şaka bir yana sonunda ligler başlıyor, haftasonları şenleniyor. Canlı maç izlemeyi özlemiş bizler, çıtır çerez Avrupa hazırlık maçları ile yetinmedik tabi ki.

Geçenlerde bu blogda bir anket yapmıştım, transferler ve Avrupa maçları ile beraber, size göre bu senenin en iyi takımını öğrenmek istemiştim. Gelen 113 oyun 78'i Galatasaray'a geldi. Açık ara farklı Fenerbahçe ikinci (17 oy aldı), Beşiktaş 3. oldu ve 9 oy aldı. Yani genel kanı rahat bir Cimbom şampiyonluğu ama geçen sene sorsanız da aynı şeyi duyardınız.

Kim olursa olsun, keyifli bir lig olsun, hakemlerin konuşulmasına gerek olmasın, Federasyon aklımıza gelmesin (Antep maçını 19.30 ile haftanın en erken maçı yapınca ilk haftadan şimşekleri çekiyor Mahmut Özgener ve arkadaşları maalesef). Neyse artık perde kalksın, lig başlasın, erkek egemenliği devam etsin.