button etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
button etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2009 Pazartesi

Kehanetler Gerçekleşiyor #1: Button McLaren'da

Sorun tamamen duygusal. Honda'nın küllerinden yeni kurulmuş Brawn'da, kendini şampiyonluğa götüren takımın dibine dinamit koymamak için maaşının çoğundan feragat eden Button, kupacıkları CV'sine katınca maaşını da şampiyon seviyesine getirmek istiyor haliyle. Brawn, veya artık Mercedes demeliyiz, hiç o niyette değil. Ve Jense'den twitter mesajı: Umarım yeni maceralarımda siz de benim kadar heyecanlısınızdır!

Ben mi? Pek heyecanlı değilim, daha çok kıs kıs gülüyorum içimden. McLaren'in teklifine evet deyip, Hamilton ile Ingiliz A Milli F1 takımını kurduğuna eminim çok seviniyordur Jense ama bir ses, Lewis'in de benim gibi kıs kıs güldüğünü söylüyor. Niye mi?

Iki pilotu yanyana koyalım. Hamilton, gözlerini McLaren'e açmış, bebekliğinden beri aynı takımın tulumunu giymiş ve 2. senesinde (tarihin en genç şampiyonu ünvanıyla) tarihe geçmiş biri. Button ise Williams ile başladığı kariyerinde ilk önce Renault'ya kiralanmış, sonra BAR-Honda'ya gitmiş, kontratı devam ederken Williams'a dönmek isterken mahkeme kararıyla BAR'a mahkum edilmiş, takımın iflasıyla Brawn'a ve şimdi de McLaren'e geçmiş biri. Brawn hariç, 1 tek yarış galibiyeti ve playboylukları ile de yeteneğini gölgelemiş biri. Sizce takımda kimin ağırlığı olur?

Mclaren ile Mercedes'in "severek ayrıldık" şarkılarını biliyorsunuz. Kişisel olarak Mclaren'in, Mercedes'den daha çok güç kaybedeceğini düşünüyorum. Yani seneye, başa oynasalar bile şampiyon olabileceklerine inanmıyorum. Yani daha da basitçe, seneye en iyi araca sahip olmayacakları, bir flashforward değil. Ve kötü bir araç, Button'ın en yumuşak karnı. Jense, sevmediği bir aracı, hiç bir zaman performansının üstüne taşıyamadı. Araba kötüyse motivasyonunu kaybeden, uğraşmayan bir görüntü çizdi. Ve seneye elindeki aracın iyi olacağını düşünmüyorum. Peki ya Hamilton? 2009 sezonunu alalım. Mclaren, sezona çok kötü başlamasına rağmen gittikçe gelişti. Ama sezon sonunda bile MP4-24, atbaşı bir araç olamadı. Yine de Hamilton, 2 yarış kazanmayı ve takımı 3.lüğe taşımayı başardı. Kötü bir aracı, kabiliyetiyle yine bir yerlere getirdi.

Hamilton, Heikki gibi kendisini hiç zorlamayan bir takım arkadaşından sonra Jense ile ciddi bir rekabete girecektir. Lewis'in küstahlıklarını bilmeyen yok, akıl oyunlarını da çok iyi oynar (bknz 2007 sezonu ve Alonso ile ilişkisi). Medyaya bir sorun olmadığını söyler, Jenson'ı ilk kutlayan o olur ama bir bakarsınız Hamilton, bir hareketi ile Jense'in ayağını kaydırmış.

Ah Jense, ah. Yükselen bir trendden inişteki bir trende gitmenin acısını, umarım kazandığın ekstra milyon pound'lar hafifletir. Çünkü büyük ihtimalle kariyerinin tek kupasını kaldırdın kasımda.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Gün Mercedes Günü

Bugün Daimler (yani Mercedes) bir basın toplantısı düzenledi, pir basın toplantısı düzenledi. McLaren'in geleceğinden Brawn'ın geleceğine, özel takımlar vs üreticiler çekişmesine, pilot pazarının belirsizliğine kadar herşeye yeni bir soluk getirdiler bir günde.

Ilk adım Mercedes'in Brawn GP'nin yüzde 75'ini satın alması oldu. Geçen sene bu aylarda varlığını sürdüremeyecek gibi gözüken ama geçen ay bu aralar hem pilotlar hem markalar dünya şampiyonluğunu kazanan, Ross Brawn liderliğindeki özel bir takımdan bahsediyoruz. Bunu geliyor, 15 yıldır McLaren ile kusursuz bir ilişki kuran, dünya en prestijli araba üreticilerinden biri satın alıyor. Bu bile başlı başına bir olay. Seneye Brawn GP yerine, takım Mercedes GP olarak yarışacak. Yani bir works team olacak.

Peki Mclaren ile Mercedes'in 15 yıllık ilişkisi ne olacak? Biliyorsunuz Mercedes, McLaren'in yüzde 40 hissesine sahipti ve motor sağlayıcısıydı. Motor sağlamaya devam edecekler, hatta halihazırdaki anlaşmalarını, önümüzdeki 5 yılı kaplayacak şekilde uzattılar. Ama 2010 sezonu sonrasında Mclaren, Mercedes'e ait olan hisselerini geri alacak. Eski takım şefi, şimdinin McLaren CEO'su Ron Dennis, bu durumun kendileri için bir sıkıntı yaratmayacağını, tam tersine ellerine geçecek ekstra özgürlüğün avantaja dönüşebileceğini belirtti. Peki bu satırların sahibi aynı umudu taşıyor mu? Hayır. Başarılı bir McLaren-Mercedes ortaklığı, artık iki ayrı ünite olarak devam edecek ve ikisinin de aynı seviyeye ulaşması bir süreyi alacak kanımca. Bu sırada yarış galibiyetleri hatta şampiyonluklar gelebilir ama iki tarafın da, yeni pozisyonlarına alışması gerekecek.

Peki pilotlar? Mercedes, Brawn GP'nin çoğunluk hissesini aldı ve ilk çıkan dedikodu (ki bunlar genelde gerçeğe dönüşür) ellerindeki son dünya şampiyonu Button'ın McLaren'e gideceği oldu. Acaba Mercedes, McLaren ile olan ilişkisini azaltırken onlara da sus payı olarak dünya şampiyonu pilotu mu verdi? En mantıklı senaryo bu bence. Çünkü Mercedes, yayınladıkları basın açıklamasında bütçeyi çok büyütmeyeceklerini ve buna gerek olmayacağını da iddia ediyordu aynı zamanda. Yakın bir gelecekte yine bütçe sınırlaması konuşmaları başlayacağı zaman, Mercedes GP'sinin hangi safta duracağı şimdiden belli. Button da dünya şampiyonu maaşı istiyordu haliyle sezon sonundan beri, Brawn GP de bunu veremiyordu. Ama McLaren seve seve verir. Mclaren, bir Ingiliz takımı. Ve seneye son iki senenin şampiyonları ellerinde olacak. Ve bu son iki şampiyon da Ingiliz. Onlar için bir rüyanın başlangıcı belki de. Peki Merc? Alman üreticinin elindeki pilotlar da belli gibi. Iki tane potansiyeli yüksek pilot. Biri geleceğin dünya şampiyonu adayı, öbürü de en az Barrichello kadar iyi bir ikinci pilot ve takım oyuncusu. Ve ikisi de Alman. Rosberg ile Heidfeld. Ingiltere ve Almanya A Milli Formula 1 takımlarına hoşgeldiniz. Peki elindeki tek F1 ihtimalinin McLaren olduğunu açıklayan Raikkonen?
Brawn GP'nin Mercedes GP olması, bir başka savaşı daha kızıştırdı. Brawn GP, bir özel takım, privateer. Williams, Force India, Campos Meta, USF1, Red Bull, Toro Rosso, Lotus, Manor gibi. Ama Mercedes GP artık bir fabrika takımı. Tıpkı McLaren, Ferrari gibi. Toyota ve BMW fabrika takımları bu sene sonunda yarışlardan çekilmişlerdi. Onlar her ne kadar finansal krizi bahane etseler de Ferrari, onların yerine zehir zemberek bir açıklama yayınlamıştı ve fabrika takımlarının spordan uzaklaştırılmaya çalışıldığını söylemişti. Tablo onları haklı çıkarıyor. Toyota'nın da çekilmesiyle 12 takım gridde olacak gibi duruyor. Bunların 8'i özel, 4'ü fabrika takımı. Ama Renault da yakın zamanda yarışlardan çekilebilir ve yerine BMW'den ayrılan Sauber gelebilir. O zaman da bu dengre 9'a 3 olarak değişir. Bir de kimliği belirsiz 13. takımın özel olacağını düşünürsek (zaten fabrika takımı aday yok elde) 10'a 3. Düşünülmesi gereken bir nokta.

Tam da "sezon bitti, heyecan azcık düşer" dediğimiz anda gün sayaraktan testleri bekler durumda bulduk kendimizi.

30 Ekim 2009 Cuma

Sezonun Muhteşem Finali: Yas Marina Pisti

Brezilya Interlagos'taki fırtınalı yarıştan sonra, hele de şampiyonlar belirlenince, geri kalan yarışların sıkıcı veya gereksiz olduğunu düşünülebilirsiniz. Ama bu sezon durum farklı.

Abu Dhabi, bu senenin tek yeni yarışı. Körfezliler, her işte yaptıkları gibi bu işte de ipin ucunu kaçırmışlar ve fazlasıyla güzel bir pist ile takvime girmişler. Yas adası üzerine yapılan bu pist, her yönüyle ilgi çekici.

Mesela F1 tarihinde ilk defa bir yarış, güneşli başlayacak, ortasında güneş batacak geri kalanı da gece koşulacak. Yani Singapur'daki gece yarışından da farklı.

Sonra pit girişi çıkışı var. Takımların rahat çalışması için klimalı yapılan pitin çıkışı, bir tünel şeklinde. Ve kör bir sol viraj ile piste dalıyorsunuz. Pilotların açıklamalarına göre, pite giriş-çıkış o kadar dar ve hızlı ki zaman kaybetme veya yarışdışı kalma riskiniz var. Aşağıdaki videonun hemen başında çok daha rahat anlayacaksınız dediğimi.

Pist, genel olarak çok geniş ve virajlara atak yapılabiliyor. Ama yarısı modern pistler gibi olan pistin diğer yarısı da Monaco gibi duvarlı. Yani hatayı yapan yarışdışı kalır.

Pistin yanındaki (demek hata, aslında içindeki) otelin, Allianz Arena gibi renkten renge dönmesine ise hiç bir şey diyemiyorum.

Biraz da takımlar ve pilotlar olarak bakalım yarışa. Button, aylardır sırtındaki yükü atıp rahat rahat yarışacak burada. Ama henüz Brawn ile anlaşmış değil, McLaren'e gideceğine dair dedikodular da hızlanıyor. Raikkonen, son kez Ferrari tulumu giyecek. Bu arada seneye tek opsiyonunun McLaren olduğunu açıkladı Iceman. Yoksa ralliye geçebilirmiş, veya başka şeyler varmış, veya ara verebilirmiş. Yani az konuşan, konuşunca da aslında hiç bişi demeyen Raikkonen klasiği. Rosberg, Williams ile yolları ayıracağını duyurdu. Yolu Brawn'dan geçiyor Mustafa Taha'nın dediğine göre, ben haberini görmedim. Schumacher'in zamanındaki menajeri Willi Weber'e göre Williams'ın seneye pilotları Barrichello ve Hulkenberg olacak. BMW de takım olarak son yarışına katılıyor, şahsım adına konuşayım onları özleyeceğim. Biliyorsunuz Kubica, Renault ile anlaştı 2010 için. Kuvvetle ihtimal ona Glock eşlik edecek. Heidfeld de F1'de kalacağından emin olduğunu açıkladı ama nerede, henüz muamma o kısım.

Pilot marketini de roket hızıyla özetledikten sonra yavaş yavaş yarış için kuluçkaya yatalım.

23 Ağustos 2009 Pazar

Valencia Sıralama Turları, Yarış Öncesi

Bir süredir yazamadım, Istanbul dışındaydım. Hatta Galatasaray maçını izleyemedim bile. Ama bugün bomba gibi bir dönüş niyetindeyim. Gün içinde yarış, akşama da Ali Sami Yen.

Yarış ile başlayalım. Formula 1 camiası, yaz tatilinden sonra Valencia'da tekrar buluştu. Belki çok daha enteresan ve ilgi çekici olabilirdi bu yarış ama Michael Schumacher, geri dönüşünden vazgeçince biraz havası kaçtı açıkçası. Gözler, enteresan geçen sezondaki mücadeleye döndü.

Mclaren, dün yapılan sıralama turlarında ilk sırayı kaparak Macaristan'daki yarış galibiyetlerinin şansa olmadığını göstermiş oldu. Hemen arkalarından şampiyonluk yarışı başlıyor. Barrichello, Vettel ve Button, 3-4-5. bile olsalar aslında gridin en gergin yerini oluşturuyorlar. Hemen benzin yüklerine bakalım bu anda. Mclaren'ler çok ciddi hafifler. Bir yandan da KERS ile beraber startta geçileceklerini zannetmiyorum. Bundan sonrası tamamen pit stratejileri ile gidecek onlar için, tahminim Hamilton'ın şansı olduğu ama Kovalainen en fazla 3. olur bence. Vettel ise sezon boyunca genelde yaptığı gibi Brawn'lardan daha hafif. Onun için tek şans, ilk turda iki Brawn'ı da arkada bırakıp arayı açması. Yoksa yarışın ilerleyen anlarında avantajı gittikçe eriyecek. Bu 3lünün hemen arkasında Raikkonen var. Brawn'larla aynı ağırlıkta ama KERSli. Yani startta olacak olay Brawn'lar sıra kaybetmemeye, Vettel ile Raikkonen de Mclaren'lerin peşine takılmaya bakacak. Bir de sürpriz kupon oynayalım; eğer Raikkonen, startta 3.lüğe yerleşirse yarışı alır.

Peki Raikkonen'in takım arkadaşı? Blogda yazmaya fırsatım olmadı ama hepiniz biliyorsunuzdur, Ferrari test pilotu Luca Badoer yarışıyor Massa'nın yerine. Beklentiler çok yüksek değildi ama sonuncu olmasını da beklemiyordum ben. Evet 10 yıldır yarışmıyor olabilir, evet zaten kariyerinde puan bile almış değil, ama nolursa olsun sonunculuk (hem de gridin başından sonuna bu kadar yakınken en yakın rakibinden 2 saniye geride kalmak) büyük rezilliktir. "Bu haftasonu aslında bir test" lafları, ancak hayalkırıklığının üstündeki kiraz olabilir.
Nico Rosberg ve Mark Webber, 7 ve 9. olsalar da ciddi benzin yükleri ile yarışta sessiz bir yükselişte olacaklardır. 8. olan Alonso ise hafif ve hayalkırıklığı. Ev sahibi olduğu yarışta artık çok bir beklentimiz yok. Yakınlarda gelecek "2010 Formula 1 Transfer Sezonu" postunda adı daha fazla geçecek onun.

Iki sürpriz vardı sıralama turlarında. Biri Alonso'nun yeni takım arkadaşı Romain Grosjean. Nelsinho'dan bizi kurtaran adam, ilk yarışında 14. olarak son derece iyi bir performans sergiledi. Yarışta ne yapacağını göreceğiz. Öbürü de Sutil. Force India pilotu, bir süredir ciddi şekilde puanların kapısını çalıyordu, yine önemli bir şansı var. Şeytanın bacağını kırmasını biz de hevesle bekliyoruz. Bir de geçen yarışın acemisi Toro Rosso pilotu Alguersuari var. Genç Ispanyol, gridin en yaşlısı Luca Badoer'e duacı olmalı, o olmasa sonuncu olacaktı. Yine yakından takip edeceğimiz bir performans.

Valencia, geçen seneki ilk yarışında son derece sıkıcıydı. Bu sene değişeceğini umuyoruz ama aslında pit stop stratejileri haricinde yine çok heyecanlı olacağını beklemiyorum. Zaten padokta dolaşan dedikodulardan biri bu seneki yarışın Valencia'nın sonuncusu olacağı. Takvime girmek için bu kadar ciddi adaylar varken Valencia'da kalmak hata olur zaten. Yarın (akşam olmaz maç var) yarış yazısıyla yine çıkarım zaten karşınıza.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Macaristan'ın Ardından

Sadece pazar gününü ele alırsak, sanki eski günlerden bir esinti gibiydi. Hamilton'ın kazandığı, Raikkonen'in ikinci olduğu bir yarış, mesela geçen sene sıradan bir yarış olabilirdi. Bu sene ise Hamilton (ve Mclaren) ilk defa lider gittiler, podyuma çıktılar ve yarış kazandılar. Raikkonen'in ise yine sezon içindeki en iyi derecesi.

Bu senenin kahramanları ise bir adım geride kaldılar. Webber, 3. olarak az hasarla kapatsa da Vettel için son derece kabustu yarış. 2. başladı, daha ilk iki virajda 7.liğe düştü, sonra süspansiyon arızasından yarış dışı kaldı. Button'ın 8. başladığı yarış için eminim daha büyük umutları vardı , acısı da daha fazla olmuştur.

Brawn'ın sıkıntısı ise daha büyük. Red Bull, şanssızlıklardan dolayı puan kapamazken Brawn, sebepsiz bir şekilde yavaş. Eğer şampiyonlukları kaptırmak istemiyorlarsa bir yerlerden hız çıkarmaları lazım, hem de hemen. Lastik ısıtmadaki sorunlar, yine baş ağrıları oldu. Button, ancak 7. bitirebildi. Barrichello ise puan alamadı. 3 yarıştır ciddi bir form düşüklüğü var, Red Bull yakında yakalacak gibi duruyor.

Renault'nun haftasonu o kadar kötü geçti ki Flavio, bunu unutmak için 3 model birden ayartması lazım. Polden başlayan Alonso, hiç bir zaman galibiyet için umutlu değildi ama pitlerde lastiğin takılamaması ve yarışta fırlaması gibi utanç verici bir şekilde yarışı bitirememek de tam olarak planladığı gibi değildi muhtemelen. Üstüne üstlük, bu olaydan dolayı bir sonraki yarıştan men cezası aldılar. Karara itiraz ettiler ve muhtemelen de para cezasına çevrilir ama hoş diil. Muhtemelen Fransızlar için tek iyi olay, artık Nelsinho'dan kurtuluyor olmalarıdır. Daha iyi bir pilot ile daha iyi işler çıkarabilirler.

Kısa kısa başka notlar da var tabi. Toyota, başarılı stratejileri sayesinde iki pilotuyla da puan aldı; Rosberg'in formu yükselmeye devam ediyor; Alguersuari, ilk F1 deneyiminden başarıyla çıktı.

Ama ne olursa olsun bu yarışın haylaytı, Massa'nın yaptığı kazadır. Bu haftasonuna yıllar sonra bakıp bir sürü şeyin değiştiği haftasonu olarak anabiliriz kuvvetle ihtimal. Bu konu hakkında da ayrı bi yazı yazacağım. Şimdilik kısa kesiyorum o yüzden.

Bir sonraki yarış 1 ay sonra, Valencia GP'si. Takımlar, bir yaz tatili yaptıktan sonra Ispanya'daki sokak pistinde kozlarını paylaşacaklar ve sonunda, çok daha heyecanlı geçmesini beklediğimiz sezonun ikinci yarısı başlayacak.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Red Bull Kendini Kanatlandırdı


Pistlere dönmenin heyecanı ve sevinci içindeyim. Nihayet Formula 1 hakkında tamamen performansa dayalı bi yazı yazmanın arifesinde, içim kıpır kıpır. Hemen başlıyorum dünkü Almanya GP'sinin yazısına.

Bu yarışın ana karakteri, protagonisti kesinlikle Webber. Ilk yarışında çıkıp Minardi'siyle 5. olan, pilotlar birliği başkanı olgun kişiye zaten kişisel sempatim hep vardı. Hatta ailem ve arkadaşlarımın da var, bi kere üniversitemize gelmiş ve bizzat benle yarışmışlığı var çünkü. Neyse kişisel hikayeler bir yana, gün onun günüydü. Ilk pol pozisyonunu ilk galibiyete çevirdi, daha ne olsun, yarış sonunda mikrofonunda duyulan çığlıklar boşuna değil. Startta zorlanacağı belliydi, sonuçta Barrichello'dan daha ağırdı ve ilk viraja uzun bir koşu onun dezavantajınaydı. Zaten ilk virajda da geçildi, hatta Brawn pilotunun üstüne kırıp bir pitten geçme cezası da aldı. Ama şansı 3. Kovalainen'in herkesi geride tutması oldu. Böylece ikili önde başbaşa kaldılar. Rubens, 3 pit stopunun işe yaraması için gereken farkı da açamayınca Webber için herşey kolay oldu. Vettel de bütün sıkıntıları aşarak 2.lik kürsüsüne çıktı ve Red Bull kanatlandı.

Madalyonun diğer yüzünde de performansı gittikçe Red Bull'un arkasında kalan Brawn var. Hem Ingiltere'de hem de Almanya'da gerilerde kalıp az puanlar aldılar. Button'ın önemli bir puan avantajı var hala, ama markalarda dipdibe geldi iki takım. Senenin geri kalanına renk geldi. Brawn'lar, çok alışık olmadığımız bir şekilde düz yolda zigzag çizdiler yarış sırasında, sanki formasyon turundaymış gibi. O derece ısı kaybı var lastiklerinde. Yani sezonun geri kalanındaki yarışların hangi sıcaklıklarda geçeceği önemli bir etken olacak şampiyonu belirlemede. Bir de Rubens Barrichello'nun açık ve net bir şekilde kendi takımını suçlaması var yarış sonu. Kol kırılır yen içinde kalır felsefesinden uzak bu sözler. Yine de Ross Brawn gibi bir taktik dehasının bu tip temel hatalar yapması gerçekten enteresan. Zaten ateşten lafları söndürmüş tecrübeli teknik adam, Rubens'ten özür dileyerek. Ama eminim kapalı kapılar ardında bu işin yapılış şekliyle ilgili ciddi bir zılgıt yiyecektir Rubens.

Şimdi de Ferrari ve Mclaren. Iki büyük de ciddi aşama kaydediyorlar henüz yarış kazanacak seviyeye gelmeseler de. Mclaren cumartesi günü ışıldadı ama Hamilton'ın ilk virajda lastiği patlaması herşeyi berbat etti. Tur yiyen tek kişi olarak bitirdi yarışı. Kovalainen ise yeteri kadar hızlı değildi ve başlarda 3. gittiği yarıştan sadece 1 puan çıkarabildi. Cumartesi günü geride kalan Ferrari ise Massa'nın podyumu ile ölü toprağını üstünden attı. Hız yerinde, ama dayanıklılık hala yeteri kadar iyi değil. Raikkonen, yine mekanik sebeplerden yarış dışı kaldı, puan alabilecek bir yerdeyken. Yine de iki takım da sezon başı kabuslarından uyanmışa benziyorlar.

Arada bir satır açıp Sutil'e değinmek lazım. Zira Force India gibi Formula 1'in fasulyeden bir takımında ciddi işler çıkarmaya devam ediyor. 7. pozisyondan yarışa başlaması ve bunu ilk 10'daki en ağır benzin yükü ile yapması çok büyük bir başarı. Yarışta da 4-5. sıraları zorlar bi durumdaydı, pite girerken de 2.ydi. Nolduysa bundan sonra oldu. Pitten çıkar çıkmaz Raikkonen ile yanyana geldiler ve Sutil, ön kanadından oldu. Bir pit daha derken geride kaldı ama gönüllerimizde yerini sağlamlaştırdı. Bir noktaya daha parmak basmak lazım, ikinci kere puan almaya çok yaklaştı ve Raikkonen'in darbesiyle hayalleri kül oldu (bknz geçen sene Monaco).

Webber ve Sutil'den sonra güzel bi performans da Rosberg'den geldi. Yetenekleri belli ama Williams, ona yeteri kadar iyi bir araç veremiyor. Verdiği zaman da bugünkü sonuçlar ortaya çıkıyor. 4.lük anasının ak sütü kadar helal. Nakajima'nın ise ne zaman takımdan yollanacağını hevesle bekliyorum. Formula 1 daha kaliteli pilotlara layık. Nelsinho ile Nakajima, sevmediğim bir eküri, zaten çokça da yazdım. Nelsinho'nun vaktinin sınırlı olduğu artık biliniyor, bu son yarışı bile olabilir. Darısı Kamikaze Nakajima'nın başına. Zaten bu ikili, Force India pilotları dışında henüz puan alamayan tek adamlar.

Buradan da Nelsinho'nun takım arkadaşına geçelim bari. Alonso yine çok başarılı bir sürüş ile Renault'sunu 7.liğe taşıdı. Fransızlar, aşama kaydediyorlar ama takımın da dediği gibi geçen sezonki sürprizlerini tekrarlamaları imkansıza yakın.

Bir muhtemel son yarış da Bourdais için. Toro Rosso pilotu, aslında çok potansiyelli olmasına rağmen iki sezondur bir türlü ısınamadı Formula 1'e. Yerine kim gelecek dedikoduları dönüyor. WRC şampiyonu Sebastian Loeb, vatandaşının yerine geçmek istediğini açık açık belirtti ama onların sezonu devam ediyorken zor. Belki sonraki senelerde. Ama bence, Raikkonen'in WRC'ye tam zamanlı geçişi kadar Loeb'ün de Formula 1'e tam zamanlı geçişi zor.

Iki haftaya hala nasıl takvimde kaldığını anlamadığım Macaristan yarışı var. Dar ve eski bir pist, yarışları da genelde sıkıcı geçer. Ama Red Bull - Brawn rekabeti bu durumdayken şampiyona açısından oldukça kritik bir yarış olacak. Bakalım Red Bull kazanıp arayı kapayacak mı, yoksa Brawn kazanıp Red Bull'un yelkenlerini indirecek mi?

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Toparlamaca

Arasıra oluyor bana bunlar, yazamıyorum yazamıyorum sonra hepsini toplayıp bir kerede yazıyorum. Okumak üzere olduğunuz post da böyle birşey.

- Wimbledon finalini açtığımız anda Roddick, kendisine ilk seti kazandıran puanı alıyordu. 4 saat sonra düğüne gitmek için son seti 10-10 bıraktığımızda iki finalisti ayıran hiçbir şey yoktu hala. Setler 2-2, oyunlar 10-10, hatta skor da 15-15'ti yanılmıyorsam. Tek enteresan şey, o ana kadar Federer, bir kere bile Roddick'in servisini kıramamıştı. Aldığı iki set de tie-break'ten. Roddick ise sadece 2 oyun kırabilmişti, aldığı her set başına bir tane. Bir yandan da çok ciddi bir ace savaşları vardı kortta. Biliyorsunuz artık, Federer finali kazanmış durumda ve tarihte en fazla Grand Slam kazanma ünvanını ele geçirdi. Ama olay o değil. Maçı, kilitlenmiş bir eşitlikte bıraktığım için çok mutluyum aslında. Çünkü artık o maç, kazanmak veya kaybetmek için oynanmıyordu; sonsuzluğa berabere devam edecek ama hiç bitmeyecek şekilde paketlenip yollandı benim gözümde.

- Rijkaard'ın müzikal zevkini de okumuş olduk bu hafta. Nirvana'dan Pixies'e, The Smiths'ten Sex Pistols'a çok ciddi bir müzik zevki var çikolata renkli Hollandalı'nın. Flying Dutchman da güzel bir gönderme yapmış bu habere. Kendisinden sonra Barcelona teknik direktörü olan Guardiola'nın Coldplay aşkını biliyorduk ama güzel oldu adam gibi müzik zevki olan birinin takımımızın başına geçmesinin. Şimdi GS'de oyuncu olmak vardı.

- Formula 1 sonunda pistlere ve sadece pistlere dönmeye başlıyor. Haftasonu Almanya GP'si var. Nurburgring'de rövanş zamanı hatta. Button, rüya gibi geçirdiği sezonda çok istediği "home" yarışını Vettel'e kaptırmıştı. Şimdi de Vettel'in evindeyiz, Button için ayrıca bir motivasyon olabilir. Göreceğiz. Her ne kadar Button ve Brawn bu seneyi götürüyor gibi gözükse de Red Bull ve Vettel'in işin peşini bırakmaması güzel. Yine de Brawn, aynı rekabetçi seviyeyi seneye de korumak istiyorsa olabildiğince erken şampiyonlukları kapıp 2010'a konsantre olmalı, çünkü büyük takımlar şimdiden o işe kolları sıvadı.

- Tour de France devam ediyor. Gol Atan Kaleye, bir ara değindi bu konuya ama henüz gerisi gelmiş değil. 4. günde uzun zamandır yapılmayan zamana karşı etap koşuldu, Astana kazandı. Armstrong ile sarı mayo arasında da saliseler kaldı. Hem de bu sefer takım kaptanı değil. Ilerleyen günlerde bu konuya da değiniriz.

24 Haziran 2009 Çarşamba

SK Strikes Back


Serie A diyarından eyledim de geldim memlekete, baktım neler olmuş neler. Hap yapıp yutmaya çalışalım da günümüze geri gelelim:

- Kişisel bir not ile açayım, Italya'da iken rüyamda Galatasaray, Lyon'lu Fred'i transfer ediyordu. Sonra GS formalı Babel, bir maçta 3-4 kişiyi çalımlayıp uzaktan harika bir gol atıyordu. Hayırdır inşallah. Bu arada aklıma takıldı, GS'nin son siyahi oyuncusu kimdi? Song?

- En beklenmeyen haber Gökhan Zan. Herkes aynısını yazıyor zaten, yöneticilik başarısı ama sahadaki performansını bekleyip görelim. Yanlarına sağlam yabancı stoper alındı mı Emre Güngör ile Gökhan Zan, döne döne oynarlar gibi geliyor bana. "Rabbime sordum Cleveland dedi" misali, uefa.com'a sordum tamamdır dedi Zan transferi için. Zira bir transfer orada yayınlanıyorsa, tamamdır.

- Futbolda yurtdışına sarkalım biraz daha. Italya'da gönlümün attığı takım Livorno, Serie A'ya dönüş yaptı. Brescia'ya da bir sene daha Serie B yolları gözüktü böylece. Bordo beyazlıları alınlarından öpüyorum. Bundan sonra halı sahalara Livorno formamla arz-ı endam ederken yine başım dik olabilir.

- Wimbledon Nadalsız başladı ve devam ediyor. Yazı baskıya girdiği an itibariyle bir sürpriz yaşanmadı ve favoriler, favoriliklerinin keyfini sürüyorlar.

- Formula 1'de Ingiltere GP'si belki de son kez Silverstone'da koşuldu. Şu ana kadarki 7 yarışın 6sını kazanmış Ingiliz Button, o çok istediği ülkesinde yarış kazanma başarısına erişemedi. Hatta bu sezon ilk defa podyuma çıkamadı 6. olarak. Vettel ile Webber de duble yaptılar ve bu seneki duble geleneğini devam ettirmiş oldular. 8 yarışın 5inde kazananlar, duble ile kazandılar. 2 haftaya Almanya GP'si var. Bir not daha; Vettel'in kuru zemindeki ilk zaferi bu.

- Bir de Formula 1'in politik cephesi var. Artık geri dönüşü olmayan yolun kapısında FOTA takımları. Bugün son şans gibi gözüküyor, eğer bugün Paris'te FIA Başkanı Max Mosley ile FOTA ve Ferrari'nin başkanı Luca di Montezemolo'nun toplantısından da bir sonuç çıkmazsa bu iş bu kadar diyeceğiz gibi duruyor.

- Son bir not da spor dışı. Sansuresansur.org, Tutulma adlı bir videoyu yayınladı. Daha sonra Youtube'a da koydu ama belli ki bazı insanlar sansürlerini savunuyorlar. Youtube'a koyulan videoyu sakıncalı bulduklarını ileri sürüp kaldırtmışlar. Bazen içimden videodaki "dıt" sesini, "dıııııııııııtt" diye çeviresim geliyor bu insanlar için.

12 Haziran 2009 Cuma

Her Cevap, Çok Soru

Sezon öncesi Formula 1'den beklentiler çoktu ve herkes önemli sürprizler bekliyordu. Martta başlayan sezon, ilk üç ayında gerçekten beklentilerin üstünde dalgalı oldu. Button ve Brawn, çok ciddi bir devrim ile gelip bütün takımları ekarte ettiler. Şu ana kadar yapılan 7 yarışın 6sını kazandılar ve geçen haftasonu Türkiye GP'sinde "bir sezona en iyi başlangıç yapma" rekorunu ele geçirdiler. Bir yandan da gelecek seneki kural değişiklikleri hakkında uzun zamandır çok ciddi tartışmalar oluyor F1 dünyasında (bilgi için bknz ve bknz).

Ama üzülerek görüyorum ki hem pist üstünde Button ve Brawn'ın kurduğu rakipsiz hakimiyet, hem de takımlarla FIA arasında bitmek bilmeyen kavgalar biraz kabak tadı vermeye başladı. Şu an itibariyle F1'de ciddi heyecan verici çok şey olmuyor maalesef.

Pist dışı politikaların bitmesini sağlayacağını umduğumuz, "2010 sezonunda yarışacak takımlar listesi" bugün açıklandı. Ama hala sorunu bitiremedi. Şu an yarışan 10 takım da bu listede var, yani seneye yarışacakları yazılmış. Bunun yanında USF1, Campos Racing ve Manor Racing de var. Yeni gelen takımlar bambaşka bir yazının parçası, asıl burada enteresan olan 5 takımın (Mclaren, BMW, Toyota, Renault ve Brawn) şu anda hala kesin olmaması. Takımlar Birliği, belli şartların altında, koşullu kabul etmişti bir dahaki sezon yarışmayı. Ama Ferrari gibi en büyük protestoyu gösteren ve restleri çeken takım kesin yarışıyor gösterilirken FIA, bahsi geçen 5 takımdan şartlarını geri çekmesini istemiş. Yani onların seneye olup olmayacakları hala muamma.

Bir yandan da Ferrari meselesi var. Red Bull ve Toro Rosso'nun da aslında dahil olduğu olay, bu takımların diğer takımlara gazı verip şart koydurmaları ama kendilerinin yarışmayı kabul etmeleri. Ferrari cephesinden gelen açıklama, seneye yarışıp yarışmayacaklarının hala kesin olmadığı ama kişisel görüşüm diğer takımların arkadan bıçaklandıkları.

Kısacası makarna tadında olan F1 politikaları, ne kararlar açıklansa da hala makarna tadında. Birilerinin çıkıp acilen bir düzene koyması lazım bütün kargaşayı.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Türkiye GP'nin Ardından

Ilk önce yarışın kendisinden başlayalım, daha sonra Türkiye Grand Prix'nin Formula 1'deki yerine gelicez.

Ilk 4 yarış "şimdi okyanus aşırıyız, Avrupa Sezonunda yepyeni bir başlangıç olur" dediler. Herkesin test yaptığı, Avrupa sezonunun açılışı Barcelona geldi, Brawn aldı. Monaco dediler, yavaştır, ne olacağı belli olmaz, Brawn aldı. Istanbul Park geldi, herkes araçlarına yeni difüzör ve aerodinamik parçalar koydu, yine Brawn kazandı. Bu sezonun rengi çok ciddi şekilde belli oldu galiba. Hala umudu olanlar sadece Ferrari ve Red Bull. O da şampiyonluk için değil, yarış kazanmak için. Yoksa çok ciddi bir puan farkı şimdiden oluştu arada.

Barrichello, starttaki hatasıyla başlayan yarışta bir türlü belini doğrultamadı. Iyimser geçiş hamleleri denedikten sonra da kenara çekti usta. Bu, Brawn GP pilotlarından herhangi birinin bitiremediği ilk yarış oldu aynı zamanda. Button ise bunu unutturacak kadar iyi bir performansla, çok dominant bir şekilde aldı götürdü yarışı. Vettel ve Webber arkasından bakakaldılar. Hele de Vettel, ilk turda yaptığı hata ile az olan şansını sıfıra indirmişti zaten. Aslına bakılacak olursa, Button öyle bir performans sergiledi ki yarıştan akılda kalan ikinci bir pilot performansı yok. Ferrari'ler, son bir kaç yarıştır yukarıya çıkan performans eğrilerini devam ettiremediler. Mclaren, berbat bir haftasonu geçirdi. Hamilton daha Q1'den çıkamadı. Geçen senenin şampiyonluk adaylarından Kubica, 7. olarak bu sezon ilk defa puan aldı. En büyük aksiyon Vettel'in Button'ı sıkıştırmasıydı aslında, fazladan pit stopuna girene kadar. O da sadece heyecandı, yoksa extra bir stop yapıp önüne geçmesi zaten imkansızdı. 7 yarışta 6 galibiyetle sezonu açan JB, böylece sezona en iyi başlangıç rekorunu da kırdı. Sırada ev sahibi olacağı yarış var, yani ekstra motivasyon ve ekstra gaz. Karşısında ne durabilir acaba?


Her yarışın olduğu gibi Istanbul'un da pist dışı kısmı var bir de. Aslında başladığım bir yazı var, cumartesi yazmaya başlayıp yarış sonrasına ertelediğim. Türkiye'nin Formula 1 ile imtihanı. TOSFED'in yıllarca çalışıp Türkiye'ye getirdiği WRC ile aynı kaderi paylaşıyor F1. WRC geldi, ilk senesinde yine biraz daha ilgi vardı, gazeteler yalan dolan da olsa bilgi verdi pilotlar ve takımlarla ilgili. Sonra da unutuldu gitti aslında dünyanın en önemli ikinci motorspor olayı. Formula 1'de de ilk sene gösterilen inanılmaz ilgi, 5. senesinde zorla asılan bir kaç pankarta indirgendi. Hatta öyle ki, yarışımızın en büyük şanssızlığı Mehmet Topuz'un transferi gibi inanılmaz bir transfer dosyasıyla aynı anda olmasıydı. Eğer bu yılan hikayesi ortaya çıkmasaydı belki Rijkaard'ın arkasından 2. haber olarak yer bulabilirdi kendine. Yazık.

Niye peki bu haldeyiz? En başta bilet fiyatları pahalı. Bu, en güncel, gündelik ve kısa vadeli açıklaması. Meraklının daniskası ben bile para verip gitmedim, niye o kadar meraklı olmayanlar gitsin ki fahiş fiyatlara? Olimpiyat Stadı gibi yine ruhsuz ve boş bir alana dikilen milyon dolarlar, o tesisi adam etmeye yetmeyebiliyor. Flamboyant Striker güzel anlatmış bu kafamdakini, uzatmıyorum. Seyirci yok, boş tribünlere karşı koşuluyor yarış. Pilotlar bile değinmiş bu konuya. Kaan Kural'ın şöyle bi yazısı var. Şöyle diyelim, fiyat-istek dengesinde fiyat çok ağır ve istek çok hafif. Suçu da bir tarafa yüklemek yanlış burada. Fiyatlar yüksek ama Türkiye'de motorsporları kültürü var mı? Trafiğe açık yollarda modifiye arabalarla zigzag çizmek dışında yapılanlardan bahsediyorum. Bu sorunun cevabı koca bir hayır! Kimse meraklı değil maalesef motorsporlarına, çok ufak bir çevre hariç. O yüzden en yüksek seviyelerde yarışan Türk pilotu da çıkmıyor, yetenekli olanlar sponsor bulamıyor, elimize zorla geçen yarışları da kaybetme seviyesine geliyoruz 3-5 sene içinde. Kısacası Türk halkıyla doğal bir uyum sağlayamıyor, dokular uyuşmuyor. Bernie Ecclestone fikri atıyor, Hermann Tilke dizayn ediyor, Max Mosley onaylıyor, hiçbiri Türk olmayan pilotlar geliyor yarışıyor. Yani yabancı çalıyor, yabancı söylüyor. Bazen diyorum ki acaba hiç zorlamasak mı? Neyimize...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Sürprizlerle Dolu Monaco

En başta 100 post indirmişiz, bu da 101. Okuyan seven herkese hayırlı uğurlu olsun, teşekkürler.

Gelelim asıl olaya. Tatilde ve bilgisayarsız olduğumdan sıralama turları hakkında yazamadım, onu da hemen buraya iliştireyim. En büyük sürpriz Ferrari oldu benim için, bu derece bir performans açıkçası hiç beklemiyordum. Neyse ki Christian Horner gibi havuza atılan kişi olmadım ama yazdıklarımın tersi çıktı. En azından bu noktada. Red Bull ise, tahminlerimize uygun olarak, Vettel'i pol pozisyon için hafif yolladı piste. Ama Kamikaze Nakajima, Vettel'in bütün planlarını cumartesiden rezil etti. Üstüne bir kötü çıkış, bir Ste Devote spini derken zaten bekleneni veremedi genç Alman. 

Aslında haftasonu, Q1 ile bomba gibi bir başlangıç yaptı. 2 Toyota, 2 BMW ve Hamilton'ın elendiği bir Q1 bir daha görür müyüz bilmiyorum. Ama kesinlikle Toro Rosso ve Force India'ya yaradı bu durum. Buemi, 11. cepten kalkmayı hakkederek aslında beni heyecanlandırmıştı. Ama Piquet'nin aracını kepçelemesiyle biten olay ile yarış dışı kaldı. Hayal kırıklığı. 

Gelelim öndeki mücadeleye. Sürprizlerin takımı Ferrari, 2 ve 5'ten start alacaktı ve Raikkonen'den çok agresif bir start bekliyordum açıkçası. Button'a karşı hem hafif bir ağırlık hem de KERS avantajı varken Ste Devote'de ciddi bir çekişme, belki de bir çarpışma, ardından bir zincirleme kaza, Güvenlik Aracı, hatta ikinci bir start bile bekliyordum. Ama Kimi o kadar kötü bir çıkış yaptı ki, Button'ı zorlamayı bırak daha da ağır ve KERSsiz Barrichello'ya bile geçildi. Aslında zaten o anda kazanmıştı yarışı Button. Barrichello, arkadakilerin temposunu ayarlarken Button bastı gitti ve bi daha da arkasına bakmadı. 

Bir sürpriz de genel anlamda oldu. Geniş ön kanatlar, yakın giden takımlar derken kazalar ve Güvenlik Aracı periyotları bekliyordum ama hiçbiri gerçekleşmedi. Yarış genel olarak Schumacher yıllarındaki pist üstü heyecandan çok pit stop stratejilerinin getirdiği heyecanların yaşandığı yarışlara benzedi. Massa, Webber ve Rosberg'in taktik savaşları özellikle görülmeye değerdi. Taktik dehası Ross Brawn'un Barrichello'yu Raikkonen'in önünde tutma çabası da ayrıca takdire şayandı. Sonuçta Ferrari, Brawn'ın arkasından ikinci takım olarak çıkmayı başardı Prenslikten. Acaba bu yukarıya taşınan performans kalıcı olabilecek mi Italyan takım için?

Bunun dışında not edilmesi gereken iki durum daha var aslında. Birincisi Fisichella, Bourdais'in hemen ardından 9. oldu. Force India, ikinci senesinde de Monaco'dan puan çıkarmaya çok yaklaşıp başarısız oldu. Hintliler, hala tarihlerinin ilk puanını bekliyorlar. Mallya, 2010 Hindistan GP'sini kazanma planını revize etmesi lazım sanki. 

Öbürü de Monaco GP'sini kazanmanın verdiği mutlulukla Button'ın aracını yanlış yere parketmesi. Ve sonra seremoni yapılacak yere kadar koşması. Eminim oraya aracıyla gitse bu kadar keyif alamazdı, herkesle yakın kontak içinde, atlaya zıplaya gitti. Bütün o atmosferi teneffüs etti. Bu arada katılacağı Londra Triathlon'una da antreman yapmış oldu.

Monaco ile ilgili daha yazılarımız olacaktır ama iki hafta sonra sıra bize geliyor. Türkiye GP'si kapıya dayandı. Aynı zamanda Serhan Acar'ın da müjdelediği gibi F1 Racing Türkiye tekrar yayın hayatına başlıyor. Magic is in the air!

12 Mayıs 2009 Salı

Hoşgeldin Sezon-u Avrupa

Ispanya GP'si, baş aşağı giden 2009 sezonunun en beklenen yarışıydı. Bütün büyük takımlar, yaşadıkları hayal kırıklıklarını bertaraf etmek için viagralarını almış gelmişlerdi. Sonuç: Brawn GP yine arayı açtı. Bu öküz gibi spoiler'dan sonra hikayenin başı ile sonunu birleştirelim. 

Sıralama turlarından sonra Brawn'lar 1-3 olarak güçlerinden birşey kaybetmediklerini, Red Bull'lar da 2-5 olarak geriye düşmediklerini gösterdiler. Peki ama P4? Oradaki isim sürprizdi; sonunda aşama kaydedip kendine geldiğine inanılan Ferrari'siyle Massa. Hem de diğerlerinden daha ağır bir benzin yükü ile. Kırmızılar bu sefer de Raikkonen'i Q1'de kaybetti ama napalım, alışıyoruz yavaştan. 1 sene oldu zaten Kimi yarış kazanmayalı. 

Barrichello, startla liderliğe oturdu. Massa da Vettel'i geçti, aslında burada da Vettel'in kazanma şansı bitti. Bütün yarış boyunca KERSli Massa'yı geçemedi, ta ki... Orası sonra. Bu sırada Trulli, Toro Rosso'ların ikisi birden ve Sutil, zincirleme bir kaza ile aradan çıktı. Hamilton da götü zor kurtardı arada, onu da alıyorlardı. 

Brawn, Ferrari yıllarında yaptığını Brawn'da yapmaya devam etti. Iki pilotu farklı strateji ile yarıştırdı ve yine Ferrari'deki gibi Rubens geride kaldı stratejisi yüzünden. Ben olsam patronuma fena küserdim, makus talihimin yaratıcısı sensin diye veryansın ederdim. Yine de Brawn, Ispanya'yı da duble ile kapamış oldu. Button 5 yarışın 4ünü kazandı. Red Bull'lar da 3-4 oldu, yani güçlerinden bir şey kaybetmedikleri açık. 

BMW Sauber'deki gelişme de gözle görülür (7-11) ama herkesin birleştiği asıl nokta, tempodaki en büyük artışın Ferrari'den geldiği. Peki en gelişmiş aracıyla naptı Italyanlar? Rezil oldu desek yeridir. Gözükmeyecek kadar geriden başlayan Kimi, bir ara hidrolik sorunuyla da yolda kaldı. Bir silik yarış daha. Massa'nın başına gelenler ise tam bir drama. 4. idi yarışın baya sonlarına kadar, ama canlı yayında telsiz üstünden bomba haberler geldi Massa'ya. "Felipe, yarışın sonuna kadar benzinin kalması için ekonomi yapman lazım", "Arka kanadımda Vettel varken nasıl yapayım, zaten elimden geleni yapıyorum...." Ilk defa bir radyo konuşmasının yarısında canlı yayından kaldırıldığını gördüm. Muhtemelen okkalı bir küfür salladı. Sonra da Vettel'e yol verdi. Neyse ki 5 tur kalmıştı ve arkasındaki Alonso 13 saniye gerideydi. Ama o kadar yavaşlaması gerekti ki Alonso'ya da geçildi, hatta Heidfeld'e bile geçilmek üzereydi dama bayrak sırasında. Hatırlatmakta fayda var; Massa'nın bu seneki ilk puanları. 5 yarış geçti. Brezilyalı yarıştan sonra manidar açıklamalar da yaptı: "Bu sene benim ve takımım için bitmiştir". Domenicali'nin verdiği aciz cevaplar da durumun vehametini gösteriyor.

Hamilton da Button'dan tur yiyerek 9. oldu ve puan alamadı. Heikki de yarış dışı kalmıştı. Anlaşılan büyük takımlara viagra yaramamış, hala aksiyon yarıda kalıyor. 

2 hafta sonra Monaco var, yatların hatunların yavaş virajların yarışı. Burada muhtemelen büyük takımların sıkıntıları daha bir göz önünde olacak. Brawn bu yarışı da alıp götürebilir. Ama belli mi olur, bir Panis daha çıkar (mesela Sutil, mesela Buemi) yarışı alır götürür... 24 Mayıs. Sonrasında da Türkiye GP'si. 

Yazı keyifsiz oldu ama yarış da keyifli değildi napalım, kusura bakmayın. 

19 Nisan 2009 Pazar

Duble Tatlı Çek


Bugün Sebastian Vettel'in Red Bull adına yarış kazanması ve Webber'in de ikinci olması ile enteresan bir nokta oluştu. Toro Rosso hariç, ilk galibiyetini alan son 3 takım, bunu hep duble yaparak gerçekleştirdi. 

Bugün Vettel-Webber, Avustralya'da Button-Barrichello, geçen sene Kanada'da Kubica-Heidfeld. Sen yarış kazanmak için ıkın sıkın, kazanınca duble yaparak kazan. 

Şangay - Beraber Süründük Biz Bu Yollarda


Baştan sona sol gösterip sağları çakan bi yarış oldu aslında bu sabahki Şangay yarışı. Difüzör dedik, lastikler dedik, KERS dedik ama yağmur bastırınca hepsini alaşağı etti. Difüzörler etkisini yeteri kadar gösteremedi diyelim ama Red Bull'lara haksızlık etmeyelim (oraya gelicez ayrıca). Yağmurla beraber ağır yağmur lastikleri kullanıldı, böylece takımların sıkıntılarından biri ortadan kalktı. Bir de KERSler yağmurda zaten çok büyük bi avantaj getirmeyince zaten neresinden tutsan sorular fışkıran grid yine bir bulmacayı andırdı. Yalnız startları seviyorum, Güvenlik Aracı arkasında yarışa başlamak sevenlerini üzüyor, sözüm sana Charlie Whiting.

Biraz özele inelim. Ilk iki yarışta Red Bull'lar zaten iyi olduklarını gösteriyorlardı, tek sorun bu performansı puana çevirmekti. Dün ilk pol pozisyonu bugün ilk yarış galibiyetine döndü ve şahane Adrian Newey tasarımı RB5, 18 puan ile taçlandırılmış oldu. Vettel, zaten çok iyi bir pilot. Çok büyük ihtimalle ileride Dünya Şampiyonu olacak. Toro Rosso'ya ıslak bir Monza günü ilk galibiyetini alan minik Alman, bugün aynı şeyi abi takım Red Bull için de yaptı. Kişisel bir görüş: Yağmurlu zemin ustalarının kumaşı şampiyon kumaşıdır. Hemen arkasında ise sezon öncesi bacağını kıran Webber var. O da artık bu sezon bir yarış kazanır heralde. Yalnız onları bekleyen bir tehdit de var: Adrian Newey, olabildiğince kısa bir zamanda yeniden aracı dizayn etmeli ki çift katlı difüzör ve KERS eklenebilsin. Eğer aracı aynı standartta tutup bir de bunları eklerlerse o zaman Vettel'in şampiyonluğu beklediğimizden erken gelebilir.

Brawn ise ilk iki yarıştaki bariz üstünlüklerini gösteremediler, performans olarak Red Bull çok net geçti onları. Yine de en iyi ikinci araçtılar ve sıralamada 3-4 olarak bunu da gösterdiler. Benim için Çin GP'sinin gösterdiği bir şey de şudur: Brawn bir kaç yarış sonra elindeki gücü kaybedebilir, kısacası Brawn GP, diğer pilotların ağlaştığı kadar güçlü değil. Mclaren ise tatlı-ekşi performansını devam ettiriyor. Bir yerlerde güzel hızlar olduğu belli ama Hamilton bugün çok zorlarken attığı spinlerle güzel baş döndürdü. Kovalainen ise ilk defa bir yarış bitirdi. 

Çok büyük bir alkış da Adrian Sutil'e. Geçen seneki Monaco'dan sonra yine puan almaya çok yaklaşmıştı, hanesine bir tane daha şerefli mağlubiyet eklenmiş oldu. Kendi becerisi ile 6.lığa çıktı yarışta, bir kaç tur kala kendi hatasıyla yarış dışı kaldı. Ama Fisichella'dan daha iyi olduğu kesin. 

Herkesin yarışı kendine göre çok enteresandı, o yüzden yakında (belki yarın belki yarından da yakın) pilot-pilot bir değerlendirme yazmak farz oldu ama farkında mısınız bir takımdan hiiiiç bahsetmedim. O takıma apayrı bir post açmak lazım, bekleyin çok yakında.

Bir sonraki yarış haftaya Bahreyn GP'si. Bununla beraber Doğu turu bitmiş, Avrupa sezonuna giriliyor olacak. Belirsizlikler ise azalacağına artıyor, her yarış birbirinden belli olmaz, şaşkaloz bir şey olup çıkıyor. Haftaya ne olacak acaba, Lost'u bırak F1'e gel ey vatandaş.

18 Nisan 2009 Cumartesi

Çin Işi

Itiraf ediyorum, sabah sıralama turlarına uyanmadım ey ahali, tü kakayım ama napalım. Uyudum. Ama size öyle güzel Çin GP'si izlenimleriyle geliyorum ki... Sıkı durun.

Şimdi biliyorsunuz, çift katlı diffuser'lar haftaiçi FIA'dan onayı aldı. Mclaren ve Renault da hemen araçlarına monte çalışmalarına başladılar. Tabi ki bu sistemi tam anlamıyla çalıştırmak zaman ve para istiyor ama onların en azından "şuraya bir kat daha parça takalım şimdilik, hayırlısı" diyerek Türk işi hallettiler olayı kotarmaları takdire şayan. Mclaren'de gözle görülür bir yükseliş var, Hamilton 9. oldu sıralama turlarında. Bu sezon zaten genel olarak iyi gözüken Renault, Alonso ile 2. liği kaptı bu arada. Bu senenin bir başka yıldızı, Red Bull, ise cumartesi sabahının flaş ekibi oldu. Vettel pole'da, Webber 3. Brawn'lar ise 4-5. 

Haftasonunun aslında bir başka yıldızı Flavio Briatore. Renault takım direktörü (ve ünlü playboy), bomba açıklamalarla gündemi şenlendirdi. Ilk önce bu seneki şampiyonanın bir "neredeyse emekli edilmiş" bir pilot (Barrichello) ile "iyi ama yavaş" pilot (Button) arasında olacağını söyledi. Tabi bu sevgi sözcüklerine Brawn kampından da aynı sevgiyle karşılık geldi. Bununla yetinmeyen Briatore, Honda'nın geçen sene elde ettiği televizyon gelirlerinin Brawn'a verilmemesi ve diğer takımlara paylaştırılması için kampanya başlattı. Enteresan adam bu Briatore. Neyse en azından sıralama turlarında Alonso, mevzu bahis pilotları geçti de laflarını yememiş oldu. 

Bir başka değişiklik ise KERS sistemleri ile yaşanıyor. Şu ana kadar performansı arttırdığı konusunda takımlar hemfikirdi, uzun start-finiş düzlüğü ile Çin GP'sinin özellikle startında baya fark yapacağı da söylenenler arasındaydı. Ama hafta başında Ferrari, dayanıklılık sorunu olan sistemi ilk defa kullanmayacağını açıkladı. Massa, aracının KERSsiz daha da bir yavaşladığını ve işlerinin şansa kaldığını belirtti; Italyan'lardan gelen sinyaller kısaca berbat. Bu sırada Kubica, ilk defa deniyordu sistemi ama onun da kullanmayacağı açıklandı. Hemen ardından, sezon başından beri sistemi kullanan Renault da kullanmayacağını açıkladı. Yani sadece Mclaren'ler ve Heidfeld bu sistemi kullanıyor şu anda. 

KERS'in Çin'de kullanılmamasının akla yatan en büyük sebebi lastikler. Bridgestone, medium ve super soft lastikleri getirdi ve bu lastiklerin çok çabuk eriyeceği ve tutunmanın sıfırlanacağını belirtiyor pilotlar haftabaşından beri. Hatta Vettel bir adım ileri gidip "neyse ki kask takıyorum da fırlayan lastik parçaları suratıma çarpmıyor" dedi. KERS'in ağırlığından dolayı lastikleri daha da zorlayacağı tahmin ediliyor. Ama KERS kullanan üç pilotun startta yapacakları enteresan olabilir. 

Kısacası 3. yarışa gelmiş olmamıza rağmen Formula 1 ekipleri bu seneki kurallara tam alışabilmiş, ne yapacağını bulabilmiş değil. Hemen her takımda bir kriz masası, bir takım içi değişiklikler. Yani yarın sabah 10'daki Çin GP'si baya Allah Kerim olacak sanki. 

6 Nisan 2009 Pazartesi

Sen Busun Sepang


Her pistin bir karakteri vardır, Monaco caddeleriyle, Albert Park sezona başlamasıyla, Türkiye 8. virajıyla, Singapur gece olmasıyla ünlüdür vs... Sepang'ı güzel kılan da iki uzun düzlüğü ve yağmurları. Zaten bütün hafta yarışın geç saatte olmasıyla ilgili pilotların yaptığı şikayetlerin yarısında o da vardı; eğer yağmur yağarsa görüş çok düşer! Ve beklenen oldu. 

Yaris aslinda gecislerin bollugu ile dikkat cekiyordu ilk dakikalarda. Kubica, startta geride kalmis; Alonso, agir araciyla arkasinda konvoy olusturmus ve herkesi birbirini kovalar duruma gecmisti; bu da en cok muthis starti ile Rosberg ve Button'a yaramisti. 

Yaris ilerledikce yine herkes Ferrari'yi konusmaya basladi. Siralama turlarinda Massa'yi 16.likta birakan takim (zamaninin yeteri kadar iyi oldugunu zannettiler, durumu anlayinca yeniden tur atacak zamani kalmamisti), yaris sirasinda da durup dururken Raikkonen'e agir yagmur lastikleri taktilar. Radyodan agliyordu Finli; "My tyres are completely destroyed" diye. O kadar erken bir lastik degisimiydi ki yagmur gercekten yagmaya basladiginda da Kimi'nin hizlanacak kadar lastigi kalmamisti. 

Sonrasinda yagmur geldi, herseyi supurdu, bize de Okay Karacan'la Serdar Acar'in muhabbetini dinlemek dustu. Her ne kadar Karacan "bu yaris yillardir izledigim en heyecanli yaris" dese de maalesef kendisine katilamadim, bunun icin bir liste olusturup kanitlariyla cikicam karsiniza. Yagmur oldugunda yarisa belli bir heyecan katiyor ama bu sefer o kadar hizli heyecan seviyesini asip tehlike bolgesine girdi ki anlayamadik. Bunun disinda bir de TRT borcum var onu da yazicam. Eh artik bir de Ferrari Ozel yapmak sart oldu. Amma malzeme cikti bize, bi de aksam Antep-GS maci var. Blog basindan ayrilmicam galiba.

Yavastan siralamayi yazip kacayim ben o zaman simdilik; Button 2de 2 yapti, arkasindan Heidfeld ve yarisin yildizi Glock podyumu olusturdu. Trulli ve Barrichello takim arkadaslarini takip ettiler, 4. ve 5. sirada. Mark Webber, 6. sirada bitirerek Red Bull'daki potansiyeli yine gosterdi. Arkalardan gelen Hamilton ve startin saman alevi Rosberg puan barajini asan isimler oldular.

31 Mart 2009 Salı

Avustralya'nin Ardindan


F1.com'daki gibi, ama biraz da kendimce, Avustralya'ya takim ve pilotlar acisindan bakalim:

BRAWN GP
Sen git sadece 5 gun sezon oncesi test yap, hatta butun kis yarisacagi bile bilinmez bir takim ol, sonra gel ilk yarista duble yap. Hem de Button ve Barrichello ile. Daha ne ister ki bir insan. Eminim Ross Brawn baska bir boyuta gecmistir. Cunku takim hem diger butun araclardan (hem tek tur uzerinde hem de yaris mesafesi uzerinde) daha hizli hem de ilk sponsorlarini buldular. Richard Branson geldi, imzayi atti ve hemen kutlamaya basladilar. Balin tadi guzel gelmis olacak ki Branson hemen "yeni anlasmalar bekleyin" diye aciklamalara basladi. Neyse rakipler bile Brawn GP'nin ustunlugunu dile getirmisler. Brawn'in, ayni basariyi Malezya'da yakalamasi hic surpriz olmaz. Barrichello'ya ise ozel parantez; araci startta cikamadi, sonra ilk virajdaki kazayi tetikledi, sonra Raikkonen'e carpti ve on kanat degistirdi. Butun bunlara ragmen onundeki Vettel ile Kubica carpisinca 4.lukten 2.lige cikiverdi. Iki senedir yakinlarindan gecmeyen sans, bu sefer tepesine dusuverdi. 

FERRARI
En iyiden en kotuye gecelim direk. Gecen sene 6 aracin bitirebildigi yarista iki F2008 de motor sorunuyla yolda kalmis, Ferrari rezil olmustu. Bu seneki daha az rezil edici olsa da sorunlar ciddi: Ne yol tutus yeteri kadar iyi, ne lastik kullanimi, ne de genel aerodinami. Hem Massa hem de Raikkonen, gecen senenin Renault'suna donduler. Ondeki takimlarin arkasinda, puan bekler ama dayaniksiz aractan oturu bir seye benzemez. F60 her ne kadar testlerde iyi gozukse de yarista dokuldu. Malezya'ya kadar calisilacak cok ders var.

MCLAREN
Cumartesi aksami sorsaniz, Ingilizler bu sezon kisa yoldan evlerine donsunler derdim. Saka bi yana, Hamilton ilk siralama seansini zor gecti, ikincisine katilamadi. Ama yaris sirasinda son sampiyon, neden arabasindaki numaranin 1 oldugunu gosterdi. Hele de yaris sonrasinda Trulli'nin zamanina 25 saniye eklenmesiyle 3. olmasi buyuk basari. Bu basarinin tamamini Hamilton'a yadetmek de takima haksizlik aslinda. Barcelona testlerinde son siralarda dolasan takim, kisa sure icinde sorunlarini kesfetmis ve cozmek adina onemli adimlar atmis. Su anda cok cok geride degiller, yine de sezon ici testlerin yasaklanmasiyla zor gunler onlari bekliyor. Tabi bir de su ilk viraj olayina karisan Heikki Kovalainen var; onun sezonu daha baslamadi diyebiliriz.

BMW
Her ne kadar potansiyelini tam gosteremese de BMW bu sene cok iyi olacagini ortaya koydu. Iddiali aciklamalari da bunu percinliyor. Mario Thessen, bu seneki hedeflerini sampiyonlugu kovalamak olarak belirlemisti; sezon oncesi testlerde de bu konuda ciddi olduklarini gorduk. Kubica, Vettel kendisine dalmamis olsaydi muhtemelen ikinci bitirecekti (takim galibiyeti kacirdik diyor ama 3 turda o kadar kolay degildi Button'i yakalayip gecmek). Leh pilota gecen sene de Nakajima dalmisti Avustralya'da. Heidfeld gozlerden uzak bi 10.luk aldi, ya TRT yarisi yayinlamazken bana oyle geldi. Bu sene de BMW'nin lokomotifi Kubica olacak gibi. Peki sampiyonluk? Brawn'un gelmesiyle hesaplar bozulmasaydi daha net konusabilirdik...

RED BULL:
Bu sezonun aerodinamik degisiklikleri Red Bull ve Adrian Newey ikilisi icin bulunmaz nimetti. Herkes sifirdan baslayacak, Newey yine dehasini gosterecek ve Red Bull artik on siralara oynayacak; plan buydu. Hala puan hanelerinde sifir yazsa da aslinda bu hedefte ilerliyorlar. Vettel ya ikinci ya ucuncu olacakti, Kubica'ya kamikazelemeseydi. Henuz cok genc ve bu tip hatalari atlatti mi cok ciddi bir sampiyonluk adayi olabilir, Red Bull'da bile. Webber ise evindeki yarista kendisiyle alakasiz bir kazanin kurbani oldu, hem de ilk virajda. Yine de tamirlerden sonra yarisa donup sonuncu olarak klasmanda yer aldi. Yine de Red Bull bu sene yaris kazanacak gibi duruyor. 

TORO ROSSO:
Bir Adrian Newey kreasyonu daha. Aracin iyi oldugu zaten belli; Red Bull Renault kullanirken Italyan kardesleri Ferrari kullaniyor ama. Ve bu sezonun tek caylagini yaristiriyorlar. Uzun zamandir yarisan ilk Isvicreli olan Sebastian Buemi de onlarin guvenini bosa cikarmadi, ilk yarisindan 2 puan ile dondu. Ben hala Bourdais'nin yeteneklerini ortaya koyamamasina sasiriyorum yine de. 1 puan almis olsa bile galiba kendisi hakkinda umutlarim sonuyor. Toro Rosso, gecen seneki gibi yaris kazanacak bir durumda olmasa da yarislara heyecan katacagini dusunuyorum.

TOYOTA:
Diffuser olayinin kahramanlarindan Toyota, iki araciyla birden pit alanindan baslasa da bu sene her zamankinden daha ciddi oldugunu gostermis oldu cumle aleme. Trulli, cizgiyi 3. gectigi yarista Guvenlik Araci arkasindayken Hamilton'i gectigi icin 25 saniye ceza aldi. Bu cezanin acitici tarafi ise, yaris guvenlik araci arkasinda bittigi icin herkes arka arkaya bitirdi yarisi ve 25 saniye demek herkesin arkasina gitmek demek. Timo Glock ise 4. olarak rusdunu ispatlamaya devam ediyor. Takim ise butce sikintilari icinde. Ust duzey yoneticiler Honda'nin cekilmesinden sonra Toyota'yi yarislarda tutmak icin cok ciddi caba sarfettiklerini ama eger bu sene basarili olamazlarsa seneye islerinin daha da zor olacagindan bahsediyor. Ama bu sene galiba amaclarina ulasacaklar. 

WILLIAMS:
Ve mahserin diffuser uclusunun sonuncusu, belki de en zayiflari. 3 antreman turunu da ilk sirada bitiren Rosberg bir anda neredeyse favori durumuna getirilmisti. Siralama turlarinda 5. oldu ama sonlarda lastiklerini tuketince 3.lukten 7.lige kadar iniverdi. Trulli'ye verilen ceza ile bir sira ciksa da bu seneki hedefleri yuksek olan Williams, tatli-eksi bir tat ile ayrildi Melbourne'den. Derslerini alirlarsa Sepang'da podyumu zorlarlar. Nakajima ise hala neden F1'de oldugunu anlamadigim biri. Sakar bir kamikaze, Takuma Sato'nun cekirgesi. Yine de seneye ana sponsorunu kaybedecek Williams'in, bu sene guzel seyler basarip privateer takimlarin hala bu sporda yeri oldugunu gostermesini istiyorum icten ice.

RENAULT
Renault hakkinda konusmaktan korkuyorum aslinda biraz, ne yapacagi belli olmayan bir takim. Gecen sene berbat bir sezonda ustuste iki yaris kazaniverdiler bi anda, herkesi ters koseye yatirdilar. Alonso yine elinden geleni yapiyor ama eminim ki Raikkonen'in koltuguna da ayni derecede konsantredir. Icinden "su herif tasi taragi toplasa da o koltukta ben yarissam artik" diyordur. Nelsinho ise Nakajima'nin Brezilyali versiyonu. Bu ikili olmasa Guvenlik Araci %50 daha az is yapar. Baba kontenjani bu seneyi de cikartir ama bu seviyede devam ederse seneye cok buyuk ihtimalle baskasina tercih edilir. 

FORCE INDIA
Vijay Mallya, ilk once Toyota sponsoruydu. Sonra takim satin alip Force India yapti. Ilk sene sonunda takim direktorunu kovup takimin basina kendisi gecti. Fisichella veya Sutil yeteri kadar iyi degilse seneye kilo verip pilot da olur heralde. Ikili, bu tehlikeyi sezmis olacak ki can siperane yarisiyorlar. Ferrari yerine kullanilan Mercedez motoru da arabaya daha uygun gibi. Sutil, yarisi 9. bitirdi ve neredeyse puan aliyordu. Fisichella da bir aralar yukarilarda geziniyordu. En fazla orta siralari zorlarlar belki ama bu sene artik puan alirlar, bence. 

Bir de KERS raporu verelim. Ferrari, Mclaren, BMW'den Heidfeld ve Renault ilk yarista KERS kullandilar. Hamilton 3. Alonso 5. Heidfeld 10. oldu. Digerleri ise yarisi bitiremediler. Yine de diger takimlarin pilotlari, ozellikle de Timo Glock, bu sistemin cok buyuk bir avantaj verdigini soyluyor. Eger mesela Brawn GP, bu sistemi kullanirsa ne olur? Aklima 2004 senesindeki 18 yaristan 15ini kazanan efsane Ferrari kadrosu geldi bir anda...

29 Mart 2009 Pazar

Uzakta Bir Yarış Var Orada

Aylardır bu heyecanı bekledik, sabahın köründe TV başına kurulduk ve 2-3 tur sonra TRT 1 şifreye geçti!! Hem bu konu üzerine, hem de Serhan Acar feat. Okay Karacan konusuna bambaşka bi postta değinicem, özel ilgiyi hakkediyor. Yine de oy vermeden önce kısaca bir yarış raporu geçelim...

Yukarıda bahsettiğim sebeplerden yarışın çoğunu izleyemesek de Jenson Button ve Rubens Barrichello'nun yepyeni takıma bir duble getirmesi inanılmaz. Tabi bunun kesinleşmesi için diffuser'larının FIA Temyiz Mahkemesinden onaylanması lazım ama yine de inanılmaz. Vettel ile Kubica'nın bitime 3 tur kala 2.lik için savaşırken yarış dışı kalması da pek sık gördüğümüz şeyler değil, ve kesinlikle Rubens'e çok da yardım etti. An itibari ile Brawn GP, geçen sene Honda'nın topladığı bütün puanları ilk yarışta geçiverdi. Honda'dakiler kafalarını ne kadar taşlara vursa iyidir, tam kazanma sırası onlara gelince spordan çekildiler. Ross Brawn'ı ise ne kadar tebrik etsek azdır.

Hamilton ve Alonso'nun dipten yükselmeleri kadar Ferrari'lerin ikisinin de yarış dışı kalması dikkat çekti. Geçen seneki iki motor arızası mı daha utanç verici, motor arızası olmadan iki arabanın birden yarışı tamamlayaması mı bilmiyorum ama Ferrari (görebildiğim kadarınca) bir orta sınıf takım görüntüsü çizdi. 

Adrian Newey, belli ki Red Bull'da iyi işler çıkarıyor ve işe yarar bir araba yaratmış. Mark Webber, ilk virajda çarpılmasaydı muhtemelen iyi bir yerlerde bitirirdi. Seb Vettel de neredeyse 2. veya 3. bitiriyordu, Kubica'ya çarpmasa (anlaşıldığı üzere bence orada hata Kubica'ya yer bırakmayan ve açıkça ondan yavaş olan Vettel'de). Kubica ise böylece üstüste ikinci sene de Avustralya'dan başkalarının haksız yere ona çarpması yüzünden puansız ayrılıyor. 

Birazdan oy vermeye gidicem, sonra da internetim olmadığından yazamam ama haftaiçinde bu yarış ile ilgili bol bol analizlerle (TRT ile ilgili de yazıcam, sözüm söz gurban) gelicem. Hepinize iyi demokrasiler şimdilik...

21 Şubat 2009 Cumartesi

Geride Kalan Ikili

Bordeaux maçı arifesinde Formula 1'de yarışacak takımları konuşmuştuk. Tabi bir de yarışmayacak takımlar var. Kısaca bir bunlara da bakalım berabercenek...

Honda: Sezon sonrasında sürpriz bir şekilde Formula 1'den ayrılacağını açıkladı Honda, baya da ses getirdi. Hatta motorsporlarının bir kaç dalında aynı şeyi yapanlar oldu (Suzuki, Subaru da rallilerden çekildi). Iki tane yarışmaya hazır pilotu (Jenson Button ve Bruno Senna) ve hala arabayı geliştiren bir teknik ekibi olmasına rağmen henüz durumu kurtaracak bir patronları ve Avustralya'ya gidecek paraları yok. Bir haftadır Virgin Group Başkanı, deli milyoner Richard Branson'ın takımı satın alacağı dedikoduları dolaşıyor etrafta. Hatta artık bunlar dedikoduluktan çıktı; hem şirket yetkilileri hem de Bernie Ecclestone teklifi doğruladı. Bir başka olasılık ise takım yönetiminin takımı satın da alması. Ross Brawn'ın asıl istediği bu ama bir o kadar da gerçekleşmesi zor. Ayrıca yıllardır maalesef bir yere gelememiş bir takıma böyle bir ekonomik ortamda sahip olmak çok da akıl karı değil. Honda ise resti çekti, ay sonuna kadar takımı satın alan biri olmazsa onlar da takımı dağıtmaya karar verdiler. Çok ciddi kural değişiklikleri ardından hiçbir test yapılmamış bir arabanın gridde olması sadece Force India'nın işine yarar, sonunda geçebilecek bir rakip bulmuş olabilir.

USF1: Kanada GP'sinin takvimden çıkarılması ile Kuzey Amerika'yı NASCAR'la başbaşa bıraktık sanıyorduk, oysa hala gönüller birmiş. F1 duayenlerinden Peter Windsor'un başını çektiği bir grup 2010 sezonundan itibaren yarışlara katılacaklarını gayriresmi bir şekilde açıkladılar. Kuzey Carolina'da kurulacak olan takım, oradan yarışlara katılacak. Ilk pilot adayı olarak da daha önce adı Honda ile de anılan Danica Patrick ortaya çıktı. Modern zamanlarda hiç bir kadın pilot görmemiştik, gerçekten enteresan bir deneyim de olabilir. Scott Speed'in başarısız Toro Rosso deneyiminden sonra daha kabiliyetli bir pilot ile Amerika'nın ilgisi tekrar çekilebilir. Danica Patrick de kesinlikle bu ilgiyi uyandırabilir. Bu takımın geleceği hakkındaki resmi açıklamanın bu hafta içinde yapılması bekleniyor.

David Richards ve Prodrive: Geçen sene başında Formula 1'in direğinden döndü Prodrive. Yıllarca World Rally Championship'te Subaruları yarıştıran Prodrive atölyesi ve başlarında BAR tecrübesi bulunan David Richards ile iyi bir iş çıkaracaklarını, yarışlara renk katacaklarını düşünüyordum. Ama takımların başka bir takımdan bütün araba paketini satın alması yasaklanınca Prodrive'ın hayalleri de suya düştü. Richards'ın hayalleri yine de canlı, çünkü Formula 1'de masrafları düşürme trendi bir yandan da arabaları gittikçe birbirinin aynısı haline de getiriyor. Bakarsınız yakında yasaklar kalkar, David Richards parayı basar, aracını alır ve yarıştırır.

18 araçlık grid'i yakın bir tarihte çoğaltmaya en yakın takımlar da böyle. Gerçek hayatta başlarına ne geleceğini ise zaman gösterecek.