avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2009 Perşembe

Keita ve Ötesi

Artık transfer dönemlerinde her sabah kalkıp "bugün acaba bomba patlar mı, kim gelir?" diye düşünmek bağımlılık yapıyor. Haldun Üstünel'e çok teşekkürler bunun için. Kader Keita da aynen öyle bir transfer. Bütün Galatasaray camiasına ve Türk futboluna hayırlı olsun.

4-3-3 dizilişinde her yerde oynayabileceğini, Lincoln'ün artık tamamen gözden çıkarıldığını ve takıma yapılması gereken diğer takviyeleri çok güzel yazan bloglar var. Boyumu aşan sulara girip aynı şeyleri tekrarlamayacağım. Zira Keita'yı çok izlemişliğim de yok.

Ama bir kaç adım yukarıdan da bakılabilir bu transfere. Yıllardır, özellikle de 4 büyüklere gelen oyuncuların hepsi "memleketi+yıldız" mertebesindeydi, oyuncunun osurukluk seviyesine bakılmadan. Yani adı sanı duyulmamış Alman oyuncu geldiğinde Alman yıldız mertebesine ulaşıyordu otomatikman. Daha sonra sahada şerefli mağlubiyetlerle yetinmezken Türk takımlarının vizyonu biraz daha genişledi oyuncu alımında. Hakkaten de elle tutulur adamlar da geldi, ülkemiz şenlendi, Avrupa futbolunda haritaya girmiş olduk en azından. Bu seviyenin en büyük transferi Hagi idi. Nasıl bir efsane olduğunu belirtmeye gerek yok ama bir yandan da Hagi bir piyangodur GS için. Geldiği yaş itibariyle sahada hiçbir şey yapmayan adam olsa kimse şaşırmayacaktı. Yani Türkiye, Avrupa futbol ve transfer haritasına girmişti ama tatil merkezi olarak.

Bir sonraki adımı da attık 21. yüzyılda. Yaşlı olmayan ama gözden düşen oyuncular geldi bir süre. Buraya mesela Anelka yazılabilir. Kariyeri gittikçe gerilemiş ve ahı gitmiş adı kalmış bir oyuncu idi, yaşına bakmadan konuşunca. Sonra Türkiye'de kafa dinledi ve oradan Premier League'e ve Chelsea'ye zıpladı. Aslına bakarsanız Kewell da böyle bir transfer.

Ama Keita transferinin de gösterdiği üzere, Türk futbolunun yabancı transferlerinde artık bir üst kademeye de geçiş var. Yani genç, hala iş yapan, en üst seviye olmasa bile iyi olarak anılan oyuncuların ülkemize gelmesi veya gelmeyi ciddi olarak düşünmesi. Bu bugün Keita'dır, yarın belki Poulsen'dir, Mellberg'dir (geç kaldık ama olabilirdi), belki de iki seneye Ronaldinho'dur. Yani aslında güzel bi atlamadır bu. Lyon ve Porto'nun birinci sınıf takımlara satamadıkları ile birinci sınıf takımlarda bekleneni veremeyen 25-30 yaş arası oyuncular bahsettiklerim.

Bir sonraki adımı da 3-4 seneye atabileceğimize inanıyorum. Nedir? Üst seviyelere gidecek takımların sondan bir önceki adımı. Yani bir bakıma belki Porto ve Lyon tarzı bir takım. Bunun için gereken elementleri yavaş yavaş topluyoruz ama eksiklerimiz var. En başta Avrupa çapında birincil takımlarda oynayabilecek genç Türk oyuncular. Yani o takımların ilgisini çekmek için güzel oyuncular. Arda, Mehmet Topal, Sercan Yıldırım en çok adı geçenler. Bunların gerisinin de gelmesi, Türk takımlarına olan ilginin devam ettirilebilmesi lazım. Bu durumda alt seviyelerdeki potansiyelli oyuncular için de Türk takımları önemli bir vitrin ve çekim merkezi olur. Özellikle bu sınıf oyuncuların yabancı versiyonları için çok da hazırlıklı değiliz. Yani gencecik yabancılar için sabrımız az ve onları yeterli derecede değerlendirebileceğimiz scout ekiplerimiz yok. Afrika'dan Brezilya'dan, Avrupa'nın alt liglerinden gelen genç oyunculardan hep Ribery performansı beklicez. Ama menajerlerin getirdiği videolardan adam seçen yöneticiler, ardarda hatalı transferler yapıp sabır seviyelerini aşağıya çekecekler gibi duruyor. Hatta o kadar başarısız transferler olacak ki bu makroplan'ın doğruluğu bile sorgulanacak desek yeridir. Umarım yanılıyorumdur.

Yani bugün Keita ve Ankaragücü'ne gelen Darius Vessall ile önemli transferler yapsak da, asıl aştığımız engeller psikolojik engeller. Farkında olalım veya olmayalım bir üst sınıfa geçmenin dayanılmaz hafifliğini hissediyoruz. Gerisi de yine ellerimizde.

1 Haziran 2009 Pazartesi

5 Tam Hakem

Uefa.com'da çıtır okuduğum bir habere göre seneye Avrupa Ligi maçları 5 hakem ile oynanacakmış. U19 şampiyonasındaki denemenin başarıyla sonuçlanmasından cesaret bulan uefa, kararı da bugün itibariyle açıkladı. Orta hakem, 2 yan hakem, 2 de ceza sahası hakemi olacak. Yani ceza sahasındaki fauller, top çizgiyi geçti mi geçmedi mi'ler o 2 hakemden sorulacak. 

Bence şahane oldu bu, artık küfredecek daha çok hakem var. Aynı zamanda televizyon programlarında tartışılan pozisyon sayısı çoğalacak, yanlış kararlarda "3 varken de böleydi şimdi 5 oldular hala aynı" diye laflar türeyecek vs vs Türk medyası yaşadı desenize.

Bir de eskiden 4. hakem dediğimiz mevzu var. Şimdi oldu 6. hakem. Gittikçe ezikleşiyor zavallılarım. Yandaki teknik direktör ne dinlesin hakem kademesinin dibindeki evladı, "sus lan sen 6." der geçer. Allah sonumuzu hayır ede!

28 Nisan 2009 Salı

Avrupa Sezonu Öncesi Son Çıkış

Sıcaklar altında, şeyhler önünde, yağmursuz/güvenlik araçsız, sonunda gazlı meyve suyu olan bir Formula 1 yarışı izledik haftasonu Bahreyn'de. Neredeyse bütün aksiyon ilk turda oldu zaten, sonrası 3-4 sene öncenin pit stop taktikleri ile dolu yarışlarına benzedi. 

Toyota'lar hafif ve önde olmanın avantajını kullanamadılar, çok bekledikleri ilk galibiyeti alamadılar. Nedense sıralama turlarındaki başarılarını bir türlü pazar gününe yansıtamıyor Japon takım, en büyük sorunları bu bence. Vettel'in yarışının akıbeti zaten ilk virajda belli olacaktı, aynen de öyle oldu. Elinde avantajlar (ağır benzin yükü sayesinde fazladan atacağı turlar ve buna rağmen çok hafif Toyotaların arkasında 3. başlaması) ve dezavantajlar (ağır benzin yükü ile yavaş kalkma ihtimali ve ağır aracın lastikleri fazla aşındırması) vardı. Startta yapması gereken sıra kaybetmemekti, özellikle de Button'a. Ama işte o kritik yeri kaybetti startta, sonra da hep Button'ın arkasında kaldı. Böylece Jense de bu sezonki 3. yarışını kazandı. Yine de belli ki Brawn, ilk yarışlardaki kadar önde değil herkesten. Hele de Avrupa sezonuna herkes ciddi yeniliklerle girecekken onların geliştirme yarışında atacağı adım, şampiyonadaki kaderleri için çok ciddi bir gösterge olacak. 

Hamilton özellikle startta bir anda parladı, sonra da asıl yerine çekildi. 4.lük yine de iyi bir yer onlar için, Mclaren gittikçe geliştiriyor kendini. Özellikle de sezonun ikinci yarısı yarış kazanma potansiyeline ulaşacaklar gibi. Yine de şu anda bir tane Brawn'ı geçmek bile önemli bir başarı. 

Silver Arrow'ların ezeli rakibi Şahlanan At'lar da ilk puanlarına sonunda ulaştılar; biraz ite kaka da olsa... Luca di Montezemolo bile gelmişti Bahreyn'e, ki çok yaptığı bir şey değildir. Ona rağmen neredeyse ilk virajda Massa ile Raikkonen birbirlerini yarış dışında bırakıyordu. Massa yeni bir burun için pite girmek zorunda kaldı ve yarışı o anda bitti ama neyseki Kimi 6.lıkla 3 puan aldı ve Ferrari'yi tarihinin en kötü sezon başlangıcı rekorundan kurtardı. Onlarla ilgili analizi yazmaya da başladım, o da yakın zamanda gelecek inşallah.

Ilk turlarını lider götürdüğü yarışta 7. olan Timo Glock ise Mark Webber ile beraber bir başka hayal kırıklığı. Heikki Kovalainen de. BMW'lerin ikisi de. Hele ki BMW... Yarışı son iki sırada tamamladılar, hem de Nakajima hariç herkesin bitirdiği bir yarışı. Bu utançtan sıyrılmak için Avrupa sezonunda çok ciddi atılımlar yapmaları lazım. Nakajima ise yarışı bitiremeyen tek pilot olarak görevini yerine getirdi...

Herkes artık önündeki maçlara bakacak, zira Doğu Turu bitti. Arkada kalan bütün büyük takımların beklediği Avrupa sezonu 10 gün sonra başlıyor. Ferrari'nin Ispanya'da yarıştıracağı yenilikler yeteri katkıyı yapamazsa bu seneyi bırakıp şimdiden bir sonraki seneye hazırlanacağı dedikoduları var. BMW de çok ciddi aero atılımları yapacağını ilan etti şimdiden Ispanya'da. Mclaren zaten gelişme sürecine başladı bile. Brawn cephesi ise oldukça sessiz, onların yapacakları karşı hamleler de aynı şekilde önemli. Türkiye GP'sine ise 3 yarış kaldı!!!

6 Nisan 2009 Pazartesi

Efsane Yagmur Yarislari

Bu pazarki Malezya GP'sinden sonra aslinda bu listeyi yapmak farz oldu. Okay Karacan, uzun zamandir bu kadar heyecanli yaris izlemedigini de defalarca tekrarladi ama bu muhtemelen seyirciye yarisi satma gudusunden kaynaklaniyor. Heyecanli yarislari son iki sene cercevesinde bir de yagmur secenegi ile kisitladik mi ortaya cikan liste:

2008 Italya Monza:
Italya'da tifosiler uzun zamandan beri bu kadar islanmamisti. Sampiyonanin onde giden ikilisinden Massa 6. Hamilton 7. olmustu, galip ise belki de gelecegin Dunya Sampiyonu. Sebastian Vettel, Italyan'larin kucuk takimi Toro Rosso ile yarisi kazanirken bize unuttugumuz Alman-Italyan milli marslari ikilisini dinletmisti. Podyuma ona eslik edenler Heikki ve Kubica. 

2008 Britanya Silverstone:
Ilk sezonunda kazanamadigi evdeki yarisini, Hamilton, ikinci sezonunda kazaniyordu ama yarisin hikayesi bununla bitmiyor tabi ki. Gokten inen sel ile beraber her taraf ucusan araba kayniyordu. Hamilton'in en buyuk rakibi Massa ise yaris boyunca attigi 5 spin ile gunun dalga konusu. 

2007 Avrupa GP: 
Start aninda bastiran deli yagmur, ilk tur sonunda herkesin pite girmesine sebep oldu; iki kisi haric. Birincisi pit cikisina kadar gelip aracin kontrolunu kaybeden ve piste geri kayan Kimi Raikkonen, oburu de kariyerinin ilk yarisina zaten yagmur lastikleriyle ciktigindan dolayi ihtiyac duymayan Spyker'dan Winkelhock. Sonrasinda sirayla ilk virajdan disari kayan araclar, arac temizleyen bir vince carpan Hamilton ve sonunda Massa'yi iterek yarisi kazanan Alonso. Daha ne olsun?

2007 Japonya GP Fuji Speedway:
Yagan yagmurdan dolayi Guvenlik Araci arkasinda baslayan yarista, Alonso spin atip yarisdisi kalmisti. Raikkonen, kor bir atakla disaridan Coulthard'i gecip 3.luge yukselmis ve iki yaris sonra gelecek sampiyonlugu icin pozisyon almisti. Guvenlik araci arkasinda 3. giden Vettel, 2. giden Webber'e carpmis ve bugunun takim arkadaslarinin arasina hisim girmisti. Hamilton'in caylak yilinda kazandigi son yaristi ayni zamanda. 

3 Nisan 2009 Cuma

Basket Perşembesi

Uzun zamandır baştan sona bir basket maçı izlemediğimi dün akşam Galatasaray-Taranto maçını izleyince anladım. Hatta hayatımda hiç bayan basket maçı izlememişim, onu da anladım. Ama dün akşam ciddi şekilde ara kapadım, Taranto-GS ve TAU-Barça maçlarıyla.

Bir kere bayanların maçları çok enteresanmış; daha yavaş tempo, herkes bir takılıyor edasında, çok daha fazla top kayıpları... Molalarda TAU-Barça maçına dönünce gerçekten bir anda mod değişiyor, oyun hızlanıyor, boylar uzuyor. 

Neyse dün GS, aslında iyi götürdüğü ve devre arasına 8 sayı üstünlükle girdiği maçta ikinci yarıdaki kötü oynu ile yenildi. Aslında bütün ikinci yarı boyunca hepi topu 17 sayı atarsan zaten yenilirsin diye genelleyeyim. Bu sırada da seyirci desteğini arkasına alan Italyanlar, 8 sayıdan geriden 12 sayı öne geçtiler maalesef. Yine de düşününce GS, yarı final ilk maçını da 16 sayı ile kaybetmiş ama ikinci maçı 23 sayı ile kazanmış. O yüzden hala durum pozitif diyebiliriz. O kadar ki acaba haftaya buradaki maça gitsem mi diye düşünüyorum. Sonuçta 13+ bir farkla Avrupa Kupası kazanacağız bi de. 

Maçtan notlara gelelim. Işıl Alben, bayan basket takımının Arda'sı gibi. Boyu kısa, sorumluluk alıyor, kendini paralıyor, harbi GS'li. Iki Amerikalı Augustus ile Brown ise tam zıt karakterde gibiler; biri rastalı öbürü hanımhanımcık, biri dövmeli öbürü dövmesiz, biri daha erkek gibi oynuyo öbürü daha bayan gibi. Cidden Augustus'un oynunu baya beğendim. Erkeklerde bile az görülecek bir denge ile şuta çıkıyo, haliyle çok da yüzdeli oynuyor bu yüzden. Onun dışında Esra, Yasemin Horasan ve Kress de performanslarıyla öne çıktılar. Ama Yasemin erken faul problemine girdi, Kress de bitime iki dakika kala 5 faulle oyun dışında kaldı, zaten geride olduğumuz maçta asıl fark bundan sonra geldi. Yine de ben umutluyum, gerçekten yenilmeyecek bir takım değil. Istanbul'da taraftar desteği ile kupa alınır!

Bizim sıkıntı çektiğimiz ikinci yarıda Barça açıldı. Göz ucuyla izlediğim maçta ilk yarı hep başabaş gitti, iki takım da dengeli, birbirinden kopmayan bir oyun sergiliyordu. Ama ikinci yarı bir ara bir çevirdim, Barça almış gitmiş maçı. 10+ bir farka ulaşmışlar, güzel bir seri ile gidiyorlar. Ersan Ilyasova da güzel pas araları ve smaçlarla ortamı ısıtıyor. Daha ne olsun, sonuçta ikinci memleketimiz Barcelona! Sonunda da seriyi deplasmanda 2-2'ye getirdi ve saha avantajını eline geçirdiler, şimdi haftaya perşembe Palau Blaugrana'daki maçı kazanırlarsa Berlin'deki Final Four'a katılan son takım olacaklar. Haydi hayırlısı...

19 Mart 2009 Perşembe

Ceyrek Final Icin

Hamburg maci alindigi zaman son 8'e kalinmis oluyor. Oradan ver elini Nisan ayinda Avrupa maclari. Kadikoy'e 4, kupaya 5 mac! Heyecan artiyor, ates seni cagiriyor!