van etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
van etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2009 Perşembe

Yalan Rüzgarı GS

Dizi kültürünün aslında futbola yansıması bu transfer haberleri. Futbol oynanmayan yaz aylarında gazetelerin verdiği transfer haberleri, geldi geliyor, gelmiyor, ailesi ikna ediliyor gibi haberleri takip etmesi gayet keyifli. Galatasaray, geçen sezon işin bütün keyfini kaçırmıştı, Kewell ve Baros bir anda gelivermişler, kimseye onlar hakkında yazma fırsatı tanımamışlardı. Neyse ki bu sezon erken başladı adaylar da arayı kapıyorlar.

GS özelinde, en büyük soru kimin gideceği. Servet, Mehmet Topal, Lincoln, Sabri en büyük adaylar. Şaş ile de yollar ayrılacak sanki. Görünüşe göre De Sanctis de bonservisi yüzünden geri dönecek. Ama asıl soru, Bülent Korkmaz nolacak?

Geldiğinde efsaneydi, hala da öyle aslında ama belli ki Galatasaraylılığı dışında bu efsane statüsü gereği gelmişti, yani 2. Fatih Terim dönemi ve Hagi'nin gelişi gibi bu da bir "Efsane getir herkes sussun" operasyonu. Seneye de GS'nin başında kalmayacak gibi. Hemen adaylar türedi; Van Gaal, Rijkaard, Felix Magath ve Mathias Sammer.

Van Gaal, şu anda Eredivisie'de AZ Alkmaar ile lider, şampiyon olması da büyük ihtimal. Diyelim ki AZ'den ayrıldı, muhtemelen bizimkilere bırakmazlar kurt hocayı. Gelse süper olur ama heveslenmiyorum. Rijkaard hakkında soru işaretlerim var açıkçası. Elindeki kadro Ronaldinho-Etoo-Messi-Deco-Henry'li Barcelona kadrosuydu, yani başına ben bile geçsem birşeyler yapardım. Kaldı ki son sezonunda çok da başarılı değildi. Yani benim açımdan rüşdünü ispatlamış değil (he, sen kimsin ki diyebilirsiniz o ayrı). Felix Magath da Wolfsburg ile sessiz sedasız geldi Bundesliga'nın tepesine oturdu. Almanya'da neler olur bilinmez, çok enteresan bir lig oluyor bu sene. Yine de şampiyonluk yolunda 3 puanlık bir avantajları var ve Bundesliga'da yılın teknik direktörü olur Magath. Van Gaal'deki gibi, Wolfsburg'dan ayrılsa bile bize yedirmezler. Bir de gazetelerin bize en yakın dediği isim var, Mathias Sammer. Açıkçası istemiyorum gelmesini, ikinci bir Skibbe vakası olacakmış gibi geliyor bana.

Bir de geçenlerde Van Nistelrooy'un GS ile anlaştığı yönünde haberler çıkmıştı. Adriano da Fener'e gelir bütün yaz... Güzel, güzel, bu yaz zevkli geçecek.

PS: Bugün bir de Laudrup kapının önüne koyuldu, o da yazımızın favorilerinden olacak heralde.

10 Nisan 2009 Cuma

8

Munih'e sekiz oyuncuyla gelirlerse bir sansimiz olabilir.


Bayern'li Van Bommel
Eski takimi Barcelona'nin yasattigi beyin .mciklatmasindan sonra

23 Ocak 2009 Cuma

Sihrin Geri Dönüşü


Yaklaşmakta olan Phoenix'deki All-Star öncesi NBA'de bizim açımızdan ya da belki benim açımdan çok hoş gelişmeler yaşanıyor.  Orlando Magic,  Shaq ve Penny'li kadrosundan sonra belki de ilk kez ligin tepesinde geziniyor ve bu duruma kimse şans ya da raslantı olarak bakamıyor. Magic, yaşananların raslantıdan çok uzakta olduğunu, çıktığı batı deplasman turunda division liderlerini yenerek gösterdi. "Zaten doğudasınız, yüzde 50'nin üstüne çık, saha avantajı cepte" şeklindeki genel kanıya da cevap verdiler. Zaten oynadıkları unorthodox basketbol ve farklı kimyaları sayesinde her zaman rakip takımlara sıkıntı yaratan bir basketbolları vardı, bu özellikleri bu sene onları bir adım yukarı taşıdı. Oyunlarındaki gelişimin sırrını  takım olmanın verdiği dayanılmaz hafiflikte bulabiliriz. 

Orlando bu sene öyle bir takım oldu ki çarkların hepsi görevlerini ve rollerini biliyorlar. Takımdaki herkesin görevini yaparken bir sıkıntı anında - ki insanız hepimiz hata yaparız - işte bu anlarda birinin onun arkasını kolladığına sonsuz bir güveni var ve rahatlıkla hareket ediyorlar. Bu durum onları hata yapmaktan ve adım dahi atmaktan korkan bir takım olmaktan uzaklaştırıyor. NBA'in tepesini isteyen, şampiyonluk hedefleyen bir takımda bunlar olmazsa olmazlar. Orlando'nun buralara gelmesinde en önemli olay herkese göre farklıdır; çoğunluk Howard, Hidayet ya da Lewis'i burada etken olarak görebilir ama bence hepsinden daha önemli olan Jameer Nelson'ın performansıdır. Çok klişedir ama bir takım hakkaten guardı kadar oynar ve ne kadar kendisi favori oyuncularım arasında olmasa da bu sene Nelson'ın bir seviye yükselen istikrarlı basketbolu takımı da yukarıya çekti. Artan özgüveni (ki zaten bu konuda hiçbir zaman eksiği yoktu , şimdi hakkını vermeye başladı) ve arkadaşlarının artık ona skorer guard değil de oyunu hem asist hem skor hem de savunma yönüyle oynayan biri olarak bakması Orlando'nun yükselişini hazırladı.

Magic'den bahsedip de Stan Van Gundy'den bahsetmemek olmaz. Adeta bir öğretmen gibi herkese yapması gerekenleri öğreten, gerektiğinde otoriter gerektiğinde babacan tavırlarıyla takımın hatta NBA'deki herkesin saygısını kazanmış bir koç. Genetik kodlar zannedersem insanın peşini hiçbir zaman bırakmıyor. Aynı aileden çıkan oyuncu çok gördük ama bir ailenin koçluk müessesesine bu kadar destek verdiği az görülen bir olaydır, benzerleri varsa lütfen destek istiyorum.

Belki Orlando'dan bahsedip takımı sırtlayan üçlüye (üç sayısı Orlando'da bu aralar çok popüler-bir maçta 27 üçlük ile NBA rekorunu kırmalarının da bunda etkisi çoktur sanırım) değinmemek  ayıptır ama onlar her zaman All-Star seviyesinde basketbol oynayan oyuncular ve bu performansları olmadan Orlando'nun buralara gelmesinin imkanı yoktu zaten. Howard herzaman ki gibi dominant ve güçlü, Hidayet her zaman ki gibi rakip savunmayı deliyor, takımın sıkıştıgı, topun el yaktıgı dakikalarda insiyatif alıyor, Lewis keza her daim mis-match unsuru. Onlar da aslında pozisyonun hakkını veren bir guardı gördükleri için memnun ve hücumda omuzlarındaki yükün azalmasıyla oyunun iki yönüne de daha rahat bir şekilde konsantre olabiliyorlar. Sonuç olarak onlarda haklılar,  hepimiz arada bir dinlenmek isteriz Dwight Howard olsak dahi.

İlk blog, ilk post ki; yazısı çok kuvvetli biri olmadım hiçbir zaman. Elimizden geleni yapıcaz yorumlarımızı, fikirlerimizi, enteresan bulduklarımızı, dikkat çekmek istediklerimizi sizlerle paylaşıcaz. Büyük bir heves ve arzuyla başladıgımız bu spor blogu umarım  Aceto'nun bende oluşturdugu o güzel havayı başkalarında da oluşturur. Bu blogu yazma aşamasına gelene kadar, Aceto'yu duymamda etkisi olan Mehmet Demirkol , sonra okumaya doyamadığım "hadi bişeyler post etse de okusam" dediğim Aceto (nam-ı diğer Bülent Timurlenk), ardından hep plan aşamasında kalan blog açma fikrimi ateşleyen Sinan'nın kulaklarını çınlatmazsak olmaz heralde. Sürçi lisan ettiysek affola, vatana millete ve bütün spor ailesine hayırlı olsun...