michael etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michael etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2009 Pazartesi

Kehanetler Gerçekleşiyor #2: Rosberg Mercedes'te

Spekülasyonların Ingiliz ayağı birer birer gerçekleşirken Panzer'lerin rahat durmasını bekleyemezdik tabi ki. Alman A Milli F1 takımı da şekillenmeye başladı inceden. Mercedes (eski Brawn) GP, ilk pilotu olarak Nico Rosberg'i bugün açıkladı.

Kişisel olarak, Jenson Button'ın Mclaren'e gidişinden çok daha mantıklı görüyorum Rosberg-Mercedes evliliğini. Mercedes, kuvvetle muhtemel, bu seneki gücünü koruyacak ve başa oynayacak. Rosberg ise babasının hatrına Williams gibi gridin en kötü arabalarından birini bir yerlere getirmeye çalıştığı yılların acısını, zevkle kullanacağı Merc ile çıkarmak isteyecektir. 2010'da genç Alman'ın, uzun zamandır beklediği ilk galibiyete ulaşacağına ciddi şekilde inanıyorum.

Bir de bu aralar Mercedes'in ikinci pilotu kim olacak soruları var. Bir kere Alman takımı deyince, hemen akıllara Michael Schumacher geliyor. Neden gelmesin ki? Ross Brawn ile tekrar birleşme imkanı, geçen sene denediği ama başarısızlıkla sonuçlanan come-back'i unutturma çabaları, Formula 1 öncesi takımlarında yarıştığı Mercedes'e yardım etme isteği. Tabi ki hemen dedikodular fırladı, Abu Dhabi'de Brawn-Schumacher görüşmesi olduğu ve Schumi'nin Ferrari ile olan danışmanlık kontratını iptal etmek için pazarlıklara başladığı söylendi. Hatta Rosberg'in açıklanması sırasında bütün sorular Schumi hakkındaydı, sinir bozucu şekilde. Ne Ross Brawn, ne Norbert Haug ne de Nick Fry, adam gibi reddedemediler dedikoduları.

Schumacher'in geri geleceğini ve tekrardan kariyerine başlayacağını zannetmiyorum. Belki ciddi bir pazarlama hamlesi olur ama F1 ve Merc için geri adım olacağını düşünüyorum. Zaten 40 yaşına gelmiş adam, taş çatlasa bir sene yarışır. Ve ipin ucunda, kocamış köpek olmak var. Schumacher olsam istemem, Merc olsam da istemem. Bir kere açıkta duran Heidfeld varken, bir kaç seneye Red Bull'dan ayrılacak Vettel varken niye emeklilerin kapısını çalayım? Kısaca Ortaçgilvari "bu iş zor, çok zor Yonca" demek lazım kanımca.

Silver Arrows, 1955'ten beri ilk defa fabrika takımı olarak neler yapacak, kimleri açıklayacak, hepimiz görücez. Ama şimdiden çok ciddi merak uyandırdıkları kesin.

11 Ağustos 2009 Salı

STOP PRESS! Schumacher Dönmüyor!

Felipe Massa'nın üzücü kazasının ardından tek sevincimizdi Michael Schumacher'in geri dönüşü. Bütün medya çok büyük hevesle bekliyordu, bütün F1 dünyası heyecanını paylaşıyordu. Ilk defa Lewis Hamilton'a karşı yarışacaktı, Raikkonen-Schumacher gibi bir ikili olacaklardı, F1'e azalan ilgiyi tekrar yeşertecekti.

Hepsi -di'li geçmiş zaman. Çünkü F1 efsanesi, boynundaki ağrılar sebebiyle yarışlara geri dönemeyeceğini açıkladı. Şubatta motorsikletten düştüğünde zedelenen boynu, F2007 ile Mugello'da yaptığı testtten beri kendine gelememiş. Yani yarış çıkarabilecek durumda değilmiş. Ve maalesef acı son, Michael Schumacher, F1'e geri dönmüyor.

4 Ağustos 2009 Salı

Schumacher Veto Yedi

Felipe Massa'nın kazasının ardından Michael Schumacher, Valencia'da F1'e geri dönüyor biliyorsunuz. 2007'den beri herhangi bir yarışa katılmadı, geçen sene bir günlük test dışında da hiç F1 aracı kullanmadı Alman efsane. O yüzden biraz pratik yapması lazım. Ama bu sene gelen yeni bir kural ile sene içinde test yapmak yasak.

Bu yasak herşeyi kapsamıyor tabi ki, mesela genç pilotlar düz pistte aerodinamik testi yapabiliyor. Ferrari de bir yolunu bulup Schumacher'i piste çıkardı. Şu anda kullanılan direksiyona alışması için iki sene öncenin F2007'sine GP2 lastikleri takıp piste yolladılar. Kurallara aykırı bi tarafı yok bunun. Ama bir tek gün, bu senenin aracı ile test yaptırmak istiyor Ferrari. Bunun için de FIA'nın ve bütün takımların oybirliği ile izin vermesi lazım.

Açıkçası Ferrari'nin Ferrari, Schumacher'in de Schumacher olmasından dolayı bu izinin çok sorun olacağını zannetmiyordum. Ama dün ilk önce Williams, sonra da Red Bull ve Toro Rosso, bu isteği reddedeceklerini açıkladılar. Aslında çok da mantıklı bir sebep ile: Macaristan'da ilk kez yarışan Alguersuari, o zamana kadar hiç F1 aracı kullanmamıştı. Schumacher'e test izni verileceğine, daha fazla tehlike potansiyeli olan Alguersuari'ye izin vermek daha mantıklı dedi takımlar.

Kısaca, tarihin en genç pilotu, tarihin başarılı pilotunu alt etmiş oldu bir bakıma. Cilveli kader...

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Schumacher Ferrari'de


Bütün gün "geliyor", "gelmiyor", "sakat zaten" denildikten sonra akşam resmi olarak açıklandı: Formula 1 efsanesi Michael Schumacher, Massa'nın yerine yarışmayı kabul etti. Kırmızı şahlanan atına dönüyor yani Alman.

Kelimeler kifayetsiz. Bir yandan genç bir pilotu denemenin daha mantıklı olduğunu düşünüyorum, bir yandan Kimi Raikkonen ve Michael Schumacher ikilisini yıllarca aynı takımda hayal ettiğimi ve en beklemediğim anda bunun gerçekleşmesine şaşırıyorum ama aslında şu an ne yazsam boş gibi hissediyorum.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Spor ve Reklam Ilişkisi


Sabah, BIY bannerlarında GSstore.org reklamı dikkatimi çekti. Kendi sitemde Galatasaray reklam veriyor, enteresan bir his. Ama hisleri geçince arkasından bir çok düşünce geldi.

Bir taraftar olarak Galatasaray reklamı beni üzmüyor ama az önce Fenerbahçeli bir blogger'ın sitesinde de aynı reklam vardı. Düşündüm, kişisel olarak tercih etmeyeceğim bir durum Fenerium'un benim blogumda reklam vermesi. Bir taraftar olarak en azından. Ama bu en sığ düşünce; buzdağının sualtı tarafı var bir de.

En başta blogların ne kadar önemsenmeye başlandığını görüyoruz. Galatasaray gibi bu ülkenin en önemli markalarından biri dönüp BIY'e reklam veriyorsa, BIY ve onu yaratan blogcuların ortaya artık belli bir değer koyduğunu görüyoruz. Kendi alanında reklam vermek isteyen GS'nin, BIY'e dönmesi ve ulaşmak istediği kitleye ulaşmada bir yol olarak buraya reklam vermesi, günlük vaktinden feragat edip karşılık beklemeden yazı yazan biz blogcuların seslerinin duyulmaya başladığının, ortaya belli bir değer çıkardığımızın ve ufak da olsa bir çekim gücü olduğumuz resmidir bu reklam bence. Aynı şeyi belki Nike reklam verdiğinde de konuşabilirdik ama Nike zaten doğası itibariyle reklam veren ticari bir kuruluş. Galatasaray ise, sonunda AŞ gibi iğrenç bir takı olsa da bir spor klübü. Arada çok ufak nüans farkları var. Yine de bu işin Nike ile başladığını düşünenlere de hayır diyemeyeceğim.

Yukarıdaki paragrafta yazdıklarım bir spor klübü, bir spor sitesi ve spor meraklıları sisteminde gelişen bir olaydı. Ve bence doğru ve güzel bir örnek. Bugün gördüğüm ikinci olay ise biraz daha farklı. Forbes'da dünkü Michael Jackson Tribute'uyla ilgili bir yazı gördüm bugün. Staples Center'da yapılan tören. Törenin ortasında da salonun isim haklarını satın almış Staples'ın kocaman reklamı. Burada spor ve sporseverler aslında kullanılıyor. Bir araç gereççi/tuhafiyecinin spor salonu üstünden müzikseverlere ulaşması. Burada değeri yaratan spor değil, Michael Jackson ve isim haklarını 20 yıllığına alıp oraya ismini veren Staples. Spor ise, sadece salonu ile, bir aracı.

Reklam, uzaklaşamadığımız bir şeytan. Istemiyoruz da, onsuz yapamıyoruz da. Ama hangi reklamın, ne şekilde, hangi mecrada kullanıldığı çok önemli. Alakasız reklam, çok ciddi bir iticilik kaynağı ve antipati uyandırıyor. Ama belli bir ismi, belli bir mecrada kullanmak hem başarılı hem de mesaj verici olabiliyor. Aynen yukarıdaki iki örneğin farkı gibi.

25 Haziran 2009 Perşembe

Formula 1 2001 Sezonu


Hani ne alaka şimdi 8 sene önceye dönmek diyorsanız, hemen cevaplayayım: Internette resim ararken yukarıdakini gördüm.

En üsttekiler soldan sağa: Jean Alesi ve muhtemelen Mazzacone (Prost), Verstappen ve Bernoldi (Arrows), Jacques Villenueve ve Olivier Panis (BAR), (eleman tadında bir) Alonso ve Marques (Minardi). Orta sıra soldan sağa: Frentzen ve Trulli (Jordan), Heidfeld ve Raikkonen (Sauber), Irvine ve Burti (Jaguar). En alt sıra soldan sağa: Fisichella ve Button (Benetton), DC ile Hakkinen (Mclaren), Schumi ile Barrichello (Ferrari) ve JPM ile Ralf Schumacher (Williams).

Inanılmaz nostaljik geldi bana. Alesi'nin ve Hakkinen'in son demleri. Yüzü asık oturan Schumi, aslında 5 yıllık şampiyonluk serisinin başlarında. Button, patlama yapmayı 8 sene daha bekleyecek. Aradaki yıllarda o sene gride yeni gelen Alonso (ki hakkaten çok eleman tadında poz vermiş, ayrıca berbat bir saç kesimi) ve süperlisansını bile bu resimden bi hafta önce alan Raikkonen şampiyonluk tadıyor bile. Heidfeld ile Raikkonen, Sauber için baya iyi bir ikiliymiş aslında, bir de yedek pilot olarak Massa var arkalarında fotoda olmayan. Bir de potansiyelini bir türlü kullanamayan Jos Verstappen ve Arrows takımı var, özlettiler kendilerini.

Bir de anormal bir psikopat pilot çoğunluğu varmış o sene. JPMontoya, Villenueve, Schumi gibi belli başlı, futbol tabiriyle tekmeye kafa uzatan adamlar... Bir an üçlünün aralarında yaptıkları dalışları hatırladım. Schumi'nin, şampiyonluğu kazanmak için JV'nin üstüne kırışını, JPM'in Brezilya'da Schumi'yi geçişlerini... Enteresan kafalardı o kafalar.

Bir de Fisichella niye baraj kuruyor, bilen var mı?

9 Mart 2009 Pazartesi

"Brawn"sal Güçler


Honda'nın sezon sonunda ayrılması öyle bir etki yaratmıştı ki Formula 1 dünyasında, herkes şapkasını önüne koyup nasıl bütçelerde kesinti yapabiliriz diye düşünmeye başladı. Formula One Teams Association (FOTA), çok ciddi değişiklikler için FIA ile pazarlık yapıyor. Ama daha önce burada yazdığımızda akıbeti belli olmayan Honda'nın kaderi sonunda belli oldu. Ross Brawn ve Nick Fry takımı satın aldılar, yani cevabı gökte ararken yerde buldular. Onlar bundan böyle Brawn GP.

Henüz sponsorsuz renkleri beyaz, yeşil ve siyah. Mercedez-Benz motorları kullanacaklar. Bir yandan da takımın akıbeti belli olmasa da kış boyunca yeni aracın geliştirilmesine devam edildiği haberleri var, bu onların işlerini ne kadar kolaylaştırır bilinmez ama meyvelerini topluyor gibiler. Bugün itibari ile 10 takımın birden katıldığı, sezon başlangıcından önceki son testte ilk defa pite çıkan ve akranlarıyla boy ölçüşen takım, 4.lük gibi son derece beklenmedik başarıda bir iş çıkarmış. Test sezonunda kimin ne olduğu tam belli olmaz denir, yarışları görelim derler. Yarışlar başlar, Avustralya, Bahreyn, Malezya derken bu sefer de "Avrupa Sezonu" beklenir kimin ne olduğunu görmek için. Yani geride olanların, hayal kırıklıklarının hep bir sebebi vardır. Brawn GP, bunların arkasına sığınmadan çok güzel bir iş çıkarmış. 

Ross Brawn, zaten Ferrari yıllarında Michael Schumacher/Ferrari hanedanın en önemli taşlarından biriydi. Kendi adı altındaki takımda da çok iyi işler çıkaracağını düşünüyorum. Jenson Button'ın bu takımda olacağı kesindi; Bruno Senna gibi hem kanında Formula 1 olan hem de gelecek vaad eden bir genci seçmeyip yerine artık yolun sonuna yaklaşan Rubens Barrichello ile devam etmesi şu an için mantıklı gözükmese de aslında doğru bir seçim bence. Bir takım yeni kurulmuş ve sezonun başlamasına 20 gün kala ilk testini yapıyorsa, eldeki tecrübenin maksimuma çıkarılması çok önemlidir. Yani bir rookie'ye teknik feedback'in nasıl verileceğini öğretmek, takımın yapacaklarının listesinde olmamalı şu anda. 

Kafama takılan bir soru, Brawn'ın yıllarca beraber çalıştığı Ferrari'den değil de Mercedes'ten motor temin etmesi. Ferrari, Force India ile olan motor paylaşımını bitirmişken Brawn'a yardım elini uzatabilirdi. Kapılar ardında neler oluyor acaba?

Bu blogda Force India'nın grid'in dibine demir atmasına oluşabilecek tek engelin Honda'nın geri dönmesi demiştik. Bu kehanetin ne kadar tutacağını göreceğiz ama elimizdeki tek veri olan bugünkü Barcelona testini baz alırsak Brawn GP, orta sıraları zorlayabilecek bir görüntü sergiliyor; Force India'dan çok Toro Rosso seviyesindeler sanki. Yine de kendileri ile aynı motoru kullanan Hintlileri geçseler bile yetecek bir başarı bu sene için...

Sezonun başlamasına 20 gün kalması içimi kımıl kımıl ediyor şimdiden, Turkcell Süper Lig kadar heyecanlı...