14 Nisan 2009 Salı

Chelsea - Liverpool CANLI YORUM (2D)


Neydi o ilk yarı öyle, şimdi gelsin ikinci yarı. Terry hala gülüyor bu arada, iyiymiş. Başlar ikinci yarı, 0-2 Liverpool maç, 3-3 tur ama Chelsea hala deplasman golü avantajı ile önde. 

- Bir anda Petr Cech tereddüt etti, Alonso kaptı topu ama kenarda kalınca birşey olmadı. Baya korkutucu Çelski adına. Hala da bastırıyo Kırmızılar. Dakika 46.

- Ikinci yarıda herkes birbirini tartıyor derken, bu geceye yakışmayan bir gol geldi. Anelka ortaladı (bakın adam etkili doğruya doğru) Drogba dokundumsu ve Reina hemencecik yumurtladı. 2-1. Vay vay vay! Dakika 51.

- Bir daha baktım da aslında Drogba, kasten yaptıysa şık dokunmuş. Bravo walla, tek başına pozisyon yaratan enteresan bi adam bu. Ama Reina da yıkıldı ya, takım bu kadar iyi giderken sen git böyle bir gol ye. Neyse kalecilerin ikisi de rezil olmuş oldu böylece. Dakika 53. 

- Bu arada Bayern de attı bi tane aynı sırada. Anelka Londra'da rol çalarken, bonusu Ribery de Münih'te bişiler yapıyor. Tuttuğum iki takım da gol yedi birden, üzdü ama inancımı yitirmedim. Zaten L'pool'a 3. lazımdı, hala da lazım. Bişi değişmedi.

- Chelsea tehlikeli bi yerden serbest vuruş kullanıyor, kaleyi cepheden görüyor. Topun başında mavilerin golünü atan Drogba. Lan gol!! Ne? Bi dakka değil galiba. Gol mü diil mi? Diilmiş, ama yandan o kadar gol gibi gözüktü ki spiker dahil toptan malladık.  Dakika 56.

- 3 adım daha uzaktan bir daha serbest vuruş maviler adına. Bu sefer gol!! 2-2!!! Hem gol hem penaltı, ne biçim şeydi o!! Alex, Allah ne verdiyse vurmuş, Reina topu görene kadar ağlarla kucaklaştı top. Dakika 57. Neler oluyor bu maçta, ben bi bok anlamadım. 

- Neredeyse 3.yü atıyodu Kırmızılar. Şut, Cech sektirdi sonrasında fısladı pozisyon ama öh dedim, zevkten kusucam. 25 dakika kaldı, 2 gol gerek Liverpool'a ama belli olmaz, 5 gol bile daha çıkabilir bu maçtan. Dakika (90 eksi 25) 65.

- Ikinci yarı başındaki Chelsea baskısı fıstı biraz, Liverpool geri döndü. Ama bu sefer ortalar ilk yarıdakiler kadar etkili değil. Aslında ikinci yarıda ilk golü Liverpool atsa çok gelirdi ama Chelsea atınca dengeler değişti.

- Ballack ne kaçırdı yarabbim! Oracıkta bitirecekti maçı ama iyi ki bitmedi sevindik futbolsever olarak. Drogba kanattan tek başına getirdi, defansı itti geçti öyle bir fizik. Çıkardı ortaya Ballack bomboş ama direk kaleciye vurdu, harcadı. Zaten sevemedim Ballack'ı. Dakika 66.

- Malouda yerdeyken Rafa bir başka vatandaşını daha sahaya sunuyor: Albert Riera! Hani şu Güiza'nın ilk defa işe yarayıp yaptığı asist ile milli takımımızı yıkan adam. Ah be Mascherano çıkıyor, seviyorum bu Arjantinli'yi. Andık geçelim.

- Torres neler yaptı, akıllara ziyansın sen ya! Saçma uzaklıklardan dönüp vurdu nerdeyse 90a takıyordu. Respect Bro! Dakika 69.

- Malouda iki kişiyi geçmedi, sıçtırdı! Ama pozisyonumu yarattım ben vururum diye düşününce geriden gelip kornere attılar topu. Dakika 71.

- Aman Allahım o ne paslaşmalar Liverpool'dan. Ceza sahası çevresinde bilardocu edasıyla incecik görmeler, duvar pasları fln... Bazen kızıyorlar futbolcular çok maç oynuyor diye ama hergün oynasınlar her gün izleriz.

- Spikerimiz yarınki Ingiliz başlıklarını atıyor, haber atlamamak diye buna derim. Acaba Türk spor basını ne başlıkları atacak? Rüyadan kabusa, Chelsea Reina'ya Gitti!

- Of, Chelsea hakkaten Reina'ya gitti artık. Ballack sonunda süper bir pas verdi, Drogba acayip bir çalım attı, Lampard da yine Reina'ya yumurtlattı. Istanbul ruhunu Chelsea yansıtıyor sahaya. 2-0dan 3-2!! Spiker kendinden geçti: "O nasıl göz, sen nasıl o arkadaşını görüyorsun??" Dakika 77. Chelsea artık geçti turu, tamam rahat!

- 4. hakemin basiretsizliğinden N'gog bekliyor yanda. Chelsea, Alex'in attığı yerin aynısından kullandı, yandan aut. Ingiliz seyircileri klasik bir "aaaoooggghhh" çekti. 

- Barça attı 1-1 oldu derken bir de Liverpool attı, Lucas vurdu defanstan kontrpiye, 3-3. 2 tanecik gol, 9 tanecik dakika kaldı. Bakalım! Bir şey diyemiyorum bu akşam. Dakika 81.

- Ne diyosun!!! Ne diyorsun sen, kafan mı güzel Liverpool?!?!? 4-3, Dick Kuyt, hazrrooll! 1 tanecik gol 8 tanecik dakika!!! Yok yok efsunlu bu oyun!

- Buldum, futbol tanrılarının kafaları güzel, yukarıdan kahkahalarla izliyorlar. Derken nerdeyse Benayoun kaleciyle karşı karşıya kalıyodu. Dakika 85.

- Bu sefer de Lampard atıyodu Malouda'nın pasında. Şimdi de Liverpool kontraatakta. 3 koca dakika daha var, 5 gol bile çıkar! Dakika 87.

- Bir maç nasıl zıvanadan çıkar görmüş olduk. Drogba'nın mücadelesi, Anelka'nın pası, Lampard'ın muz şutu!!! Iki direğe birden vurdu, dört dörtlük maç 4-4 oldu sonunda.

- Daha yazmayı bitirmedim, Essien göğsüyle çizgiden çıkardı! Yazması benim parmaklarımı yordu, adamlar hala haldır haldır koşuyo. Spiker de coştu: "Şampiyonlar Ligi bu işte". Biraz Murat Kosova özentisi koktu.

- Son 3 dakika, hala belli olmaz ama sanki artık bitti gibi. Chelsea, Barcelona'ya karşı. Chelsea nedense her sene aynı takımlarla karşılaşıyor. Bu arada bu iki takım arasında da bir derbimsi oluştu Avrupa Arenasında, şukela oldu yine karşılaşmaları.

- Mavilerin mavi-beyaz bayrak şovu hakkaten çok güzel. Liverpool'lular hala "You'll Never Walk Alone" diye bağırıyor. Ve maç bitti, yani daha ne kadar güzel olabilir. Daha ne olabilir??? Bir sürü gol, bir sürü güzel şut/kurtarış/pas, ve sonunda sarılan oyuncular. 

Ya bi git ben gidiyorum, küstüm oynamıyorum!!!

Chelsea - Liverpool CANLI YORUM (1D)


Bu akşam yeni bir olay deniycem şimdi. Chelsea'nin Liverpool'u ağırladığı maçtan canlı izlenimlerimi yazıcam, bakalım nasıl olacak. Inşallah bişiye benzer! Ilk maç 3-1 Çelski lehineydi.

- Liverpool Gerrard'sız, Chelsea John Terry'siz. Üzdünüz bizleri. Kırmızılar Hillsborough'u anıyor siyah bantlarıyla bu arada. 

- Istanbul ruhu bakalım işe yarayacak mı kırmızı köşeye? Yoksa mavi köşedeki boksör, avantajını kullanıp turu cepleyecek mi? Dakika 4, henüz bişi yok.

- Ya bu maç Stanford Bridge'de değil mi? Ben niye devamlı "You'll Never Walk Alone" duyuyorum? Dakika 5

- Rafa Benitez'den geliyor: "Amansız Ol!" Dakika 8

- Tam Torres'e top gelmedi derken bir geldi pir geldi ama olay pası verendeydi açıkçası. Golcü dediğin böyle olacak. Seviyoruz kendisini! Dakika 13

- Chelsea, pozisyonu görüyorum ve arttırıyorum dedi: Frank Lampard vurdu az farkla çıktı. 

- Abramoviç, yazık, takımını tek başına, kaderci, mutsuz mutsuz izliyor. Arapların gölgesinde hayat zevksiz.

- Şaka mısın? Bu komik değildi Aurelio!!! Naptın sen? Dakika 20, gollerden bir. Kop'çular koptu. Hakkaten çok güzel goldü, hem akıl ver hem istediği yere atmak var, herşey var. Yürü be demek istiyorum sayın seyirciler, golün böylesine can gurban! 0-1

- Kaldı iki gol! Ama L'pool baya gaza geldi, devamlı faul yapıyorlar. Bir de yanlış bi geri pas geliyordu, Reina kurtardı. Barça ne alemde ona da bir bakarım şimdi.

- Şu ana kadar maçın adamı Fabio Aurelio. Süper bi arapas, Torres'in topuk pası ama Benayoun'a gelmedi. Gelse Karakafa Petr Çek ile karşı karşıya. Dakika 25.

- Aurelio aynı yerden kullandı serbest vuruşu, bu sefer penaltı!!!!! Oha ya olaya bak, aynı yerden iki serbest vuruş 1.5 gol!!! Alonso attı 2-0 oldu!!! Sen ne diyosun, neler oluyor?? Ben en başta sandım ki Liverpoollular faul yaptı, kimse ses çıkarmıyor fln. Penaltıymış. 

- Bu arada penaltı çalındığı sırada Skirtel bomboş kale yerine 6 pasdan auta attı ama neyseki penaltı vardı pozisyonda. Hadi iyisin Skirtel!! Barça hala atmamış. Dakika 29.

- Chelsea'ye bir penaltı gibi geldi bana ama tekrarını görmek lazım. Ne maç oluyor ya!!

- Yok Ivanoviç kendini atmış ama şimdi Çelski, yakın bi yerden serbest vuruş kullanıyor, bakalım neler olacak?! Yok fos!

- Eğer bu korner gol olmazsa kimsenin aklında kalacak bir pozisyon değil ama Aurelio dakika 32'de bir kanattan bir kanada öyle bir oyun açtı ki benim de ağzım açık kaldı. Sonunda futbol izliyoruz ya, neydi o öyle haftasonu! Bence Turkcell Süper Ligi, Fox TV alsın box yerine yayınlasın. Neyse...

- Hiddink'in paçası tutuşunca ortaya Anelka çıktı, bakalım ne ara girecek, neler yapacak eski kanarya. Dakika 35 dedik ve Kalou çıktı Anelka girdi. Eh, mavi köşeye gol lazım. 

- Sonunda Maviler de ciddi bir atak yaptılar ama Reina'nın ellerinde kaldı. I wanna team that's full of Carraghers, number one is Carragher number two is Carragher!! Dakika 37

- Spikerin dediğine göre Benitez, Hiddink'in üstüne yürümüş, ekranlara yansımadı ama. Aklıma Fatih Terim geldi nedense. Amansız olacan Benitez'im!

- Liverpool arka arkaya kornerlerle geliyor Mavilerin üstüne, sonra ortalar, sonra Dick Kuyytt kafa atıyor Petr Cech son anda!! Sonra bi ara kale önünde top boş kaldı ama bir şey çıkmadı. Dakika 44.

Of aman nalan, bitti ilk yarı ama bi izleyip bi yazmak kolay değilmiş. Neyse başladık birazdan ikinci yarıda görüşürüz sizlerle!

GSMobile

Bunlari nasil kacirmisim bilmiyorum. Bir suredir zaten Turkcell'den memnun degilim acaba GSMobile'a gecsem mi dusunmuyor degilim. Fikri olan iletsin ama o sirada sizi videolarla basbasa birakalim.




Bitsin Artik Bu Cile


Semih:

"Maçın son dakikalarında çıkan olaylarda asıl amacım ortalığı yatıştırmak olmasına rağmen, Arda'yı ayırmak isterken, kontrolsüzce yaptığım sert hareket hem Arda, hem de izleyenler tarafından yanlış algılandı. Sonrasında ise Arda'nın verdiği tepki neticesinde benim de sinirlerim boşaldı ve kimsenin görmek istemediği o tatsız olaylar ortaya çıktı. Arda benim için çok farklı biri. Bir rakip, bir meslektaştan öte, benim için bir kardeş. Avrupa Şampiyonası sırasında yaklaşık 45 gün boyunca Milli Takımda Arda ile yediğim, içtiğim ayrı gitmedi. Birlikte sevindik, birlikte üzüldük. Daha sonraki Milli Takım kamplarında da durum aynı idi. Gerçek bir abi kardeşin ilişkisi ancak bizimki kadar olabilirdi. Böylesi bir ilişkinin, anlık bir sinir ve tepki sonucu bozulmasına ne ben, ne de Arda izin verir. Öncelikle tüm futbolseverlerden onları böylesi olaylara tanıklık ettirdiğimiz için ve bize yakışmayan davranışlarda bulunduğumuz için, özür diliyorum. Sonrada canım kardeşim sevgili Arda' yla birlikte böyle bir olaya karışmış olmaktan duyduğum üzüntüyü belirtmek istiyorum. Ben kendi adıma bir daha böyle bir olaya karışmayacağımın sözünü veriyorum.

Ve Arda:

Pazar gecesi Ali Sami Yen Stadı’nda maçın bitimine doğru yaşanan istenmeyen olaylar beni de derin üzüntüye boğmuştur. Özellikle Milli Takım ve Fenerbahçe’den her zaman ağabey olarak gördüğüm, sevdiğim ve ailesiyle görüştüğüm Semih Şentürk ile istemeden ve düşünmeden içine düştüğümüz durum ve ortaya çıkan fotoğraf hiç bir zaman arzu etmediğim ve hiçbir zaman onaylayamayacağım görüntülere neden oldu.

Gerek kişiliğim gerekse futbol kimliğime yakışmayan bu olayın içinde Semih Şentürk’le birlikte olumsuz olarak anılmak bizim gibi birbirine saygı ve sevgisi tartışılmaz iki oyuncunun görebileceği en büyük cezadır diye düşünüyorum. Semih Şentürk’ün içten açıklaması ve yaklaşımı içinde hissettiklerini ben de onun gibi bir ağabeyim için düşünüyorum. Saha içinde yaşanan olumsuzlukların saha içinde kalması gerektiğini biliyorum. Kimin haklılığından çok dostluğumuzun, ağabey-kardeş ilişkimizin devamının önemli olduğu bilincinde yaşananlardan dolayı tüm spor kamuoyundan ve Türk halkından özür dilerim. Ayrıca Semih Şentürk ile bugüne kadar gelen inanılmaz dostluğumuzun asla tükenmeyeceğini buradan belirtirken, ona olan sevgi ve saygımın ise sonsuza kadar süreceğinin bilinmesini isterim.

Öte yandan bugünkü Milliyet Gazetesi’nde “Vicdanım rahat” başlığı altında yer alan haberdeki cümlelerin bana ait olmadığını ve tamamen asılsız olduğunu belirtirim.  

Saygılarımla, 

Emre Belozoglu Dolari

Yukarida gordugunuz para, pazar aksami Ali Sami Yen kapalisinda dagitildi desteler halinde. Simdi iki farkli bakis acisi yazicam, sizin ne dusundugunuzu soracagim sonra da.

Birincisi, bunun, bir taraftar grubunun sevmedigi bir insana attigi zararsiz bir tas olarak gorulmesi olabilir. Kimse kimseyi sevmek zorunda degil, bunu da esprili, kimseye zarar vermeyen bir yolla gostermisler diyebiliriz. Yani ifade ozgurlugu kategorisine giriyor yapilan.

Ikincisi de birinin kisilik haklarina saldiri, eziklik ve bunu bu tip yollarla ortaya koymak olarak dusunebiliriz. Hem Emre'nin yuzunu paraya koyarak ona "bes paraliksin" diye bir laf atma hem de United Gays of Kadikoy diyerek seksist bir yaklasim var. 

Sahne senin blogosfer!

Diffuse Me Baby!

Oh haftasonu macimiza gitmisiz, kavgamizi izlemisiz, kufurler havada ucusmus... Kendimi kus kadar hafif hissediyorum, Allah nazardan saklasin. Artik gunluk halimize donebiliriz. Benden once Mustafa Taha bahsetmis, yarin Formula 1'in yakin gelecegi sekillenecek Paris'te. 

Yakindan takip etmeyenler belki soruyorlardir, bu Jenson Button ne zaman adam oldu da arka arkaya yaris kazanmaya basladi diye. Cevabi vermistik zamaninda, Brawn GP oyle bir diffuser tasarladi ki tur basina 1 saniyeye yakin fark atiyor rakiplerine. Toyota ve Williams da ayni diffuser'i kullaniyor. Haset duymus diger takimlar da buna itiraz ettiler haliyle, FIA Temyiz Mahkemesi yarin. 

Iki senaryoya da bakalim hafiften. Once Brawn-Williams-Toyota diffuser'larinin onaylandigini dusunelim. O zaman iste diger butun takimlari saracak bir ates, yandim Allah diye onlar da bu tip bir dizayna girisecekler. Ama bu oyle siradan bir metal parcasi olmadigi icin bir 40 firin ekmek yemeleri lazim. Zira bu diffuser'i kendi araclarina eklemeleri demek aracin arka yarisini bastan tasarlamak demek. Bu da aylar demek. Mantikli olan (bence en azindan), diger takimlarin zaten cok mesakatli ve masrafli olan aerodinamik tasarimi tekrar yapmalari yerine KERS gibi daha ucu acik ve gelismeye musait taraflara egilmesi, diffuser tasarimi yenilmeyi de bir sonraki senenin aracina birakmalari. Zaten bu tasarim, bu seneye yetisene kadar is isten gecmis ve yukaridaki 3 takim sampiyonalari goturmus olacak.

Gelelim ikinci senaryoya, yani diffuser tasarimlarinin reddedildigi senaryoya. Bir kere ilk iki yaristaki siralamalar bastan asagi degisecek. Brawn, Toyota ve Williams'lar yarislardan ihrac edilmis olacaklar ve yeni siralamalar soyle olacak:

Avustralya:
1- Alonso, 2- Buemi, 3- Bourdais, 4- Adrian Sutil, 5- Nick Heidfeld, 6- Fisichella, 7- Mark Webber, 8- Sebastian Vettel (Ferrari'nin hala puan alamadigina dikkat cekerim)

Malezya:
1- Nick Heidfeld, 2- Mark Webber, 3- Lewis Hamilton, 4- Felipe Massa, 5- Sebastian Bourdais, 6- Alonso, 7- Nelsinho, 8- Raikkonen

Puan durumunda lider 13 puanli Alonso, arkasindan 10 puanli Webber geliyor olacak. Enteresan olacak kisaca. Ferrari muhtemelen bir gaza gelip birseyler yapmak isteyecek. Force India 8 puan birden almis olacak, Toro Rosso Avustralya'da iki pilotla podyuma cikmis bulunacak. Formula 1 dunyasi tepetaklak olacak heralde. Peki bir soru daha: Brawn, Toyota ve Williams ne ara yeni diffuser dizayn edecek de yarisacak?

Yarin cok onemli bir soru cevap buluyor ama belki cok daha fazla soru ortaya cikacak yine. Haftasonu Cin GP'si var, ona da sonra deginiriz.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Aidiyet vs Reaksiyon

Dun aksam bir ceza sahasinda iki takim karismis, obur ceza sahasinda bir kaleci tombala cekerken arada boyle bir goruntu de sahalara yansidi. Ozellikle Ali Okanci bu konu ustunde yorumunu belirtti. Basa sarip olayin kisa bir ozetini gecelim, sonra kendi yorumuma gelelim.

Ilk resmi koyan Bulent Timurlenk, Aceto'sunda. Oraya Ali Okanci'nin yorumu:

Materazzi ile Rui Costa'nın izlemesi normal, çünkü taşkınlığı yapan taraftar. Carlos ile Lincoln'ün izlemesine ise vahim mi desem normal mi desem bilemedim. Çünkü taşkınlık çıkaranlar kavga eden arkadaşları. Ayırma adına bile müdahalede bulunmayarak aidiyet duyguları olmadığını mı ortaya koymuşlar, yoksa bu salakları uzaktan izleriz ne bulaşacağız diyerek doğru olanı mı?!


Daha sonra kendi Penne'sine tasiyor, linkiyle aktariyorum. Yukaridaki futbolcularin aidiyet duygularini sorguluyor. 

Bir bakima katilmamak elde degil, gercekten her gun gunlerini, sahayi, deplasmanlarda odalari ve en onemlisi formayi paylastiklari arkadaslari kavgada iken onlarin izlemesi cok normal degil. Ama hemen hemen ayni sey basima geldigi icin o zamanki hislerimi anlatayim istedim. Olaya son derece yavas, her an bitti bitecek dusuncesi ile yaklastigimdan hemen mudahale etmemistim. Olayin varligina inanmamistim cunku, "ben top oynamaya geldim olanlara bak"ti benim icin. Kendi kavgama bile girmemis biri olarak hali sahada azmanlarla kavga etmeye hic niyetim yoktu. O yuzden Lincoln ve R.Carlos'u anliyorum. Onlar oraya kavga icin gelmemisler ve etmeyecekler. Her nasil arkadaslari orada kavga ile birseyleri ispat ediyorsa, onlar da etmeyerek birseyleri ispat etmeye calisiyorlar aslinda. Kavga nasil bir reaksiyonsa, bu da onlarin reaksiyonlari. Ben de olsam ben de kavga etmezdim, sularin yagdirildigi Fenerbahce macinin devre arasinda Kapali'yi terkettigim gibi. Siddete karsi sukunet de bir reaksiyondur, sesi de ayni derece cikar.

PS: O sirada santra yuvarlaginda Lugano ve Nonda haric neredeyse butun yabanci oyuncular vardi iki takimdan da. Mesela Baros'u net hatirliyorum. 

Patlamaya Hazir Volkan

Dun aksamki macin son dakikalarinda gelisen olaylar malum, yalniz Kapali'dan direkt izlenimimi aktarayim; tribunlerin kendinden gecmesinin sebebi kavga degildi. Asil herkesi delirten Volkan Demirel'in butun olaylarin uzaginda olmasina ragmen ilk once Eski Acik'a, sonra da Kapali'ya donup "tombala cekme"siydi. Daha sonra kasigi cekiyormus gibi hareketler yapip olasi bir cezadan kurtulmak icin sekillere girdi, zaten Maraton programinda da bu goruntuler gosterildi. Muhtemelen LigTV kameralari asil hareketi yakalayamadi da. Ama isin net bir dogrusu varsa, aklinda tek bir niyetle Volkan Demirel'in elini (kasigina degil) kasiklarinin arasina goturup tribunlere dogru kendini yokladigidir. 

Gecen sene Lincoln ile olan olay ve asil son nokta olan 3-2'lik efsane Cek Cumhuriyeti macinda Koller'i durup dururken itmesiyle sporcu olmasina dayanamadigim bir noktaya gelmisti. Su anda bile arkadaslari bir taraflarini yirtip 2-0'dan 3-2'ye getirmisken maci neredeyse herseyi berbat etme noktasina getirmesine inanamiyorum "Yapma Volkan"in. 

Pascal Nouma 7 ay ceza almisti benzer (hatta ayni) hareket icin. Volkan 7 ay tabi ki almaz ama bakalim ceza gelecek mi? 

Fos Bir Pazar Aksami

Bir cok kisiye gore sezonun en onemli karsilasmasi oynandi dun, haftalardir geri sayildi, son hafta analiz ustune analiz yapildi, yazildi cizildi ama ne oldu sonunda? Koca bir hic. Elbette ki bir El Classico kadar oyun beklemiyoduk ama iki takimin da iyi hucum-kotu defans yaptigini dusunurseniz beklentiler cok daha yuksekti, en azindan bende. Iddaa'ci olsam ust yazacagim bi macta. Ama tehlikeli pozisyon sayisi bile ust yapamamis olabilir. 

Ilk yari Galatasaray, Baris-Ayhan'in ortasahaya set kurmasiyla Fenerbahce'yi uzun toplarla cikmaya mecbur birakti. Onlari da Emre Asik ile Mehmet Topal toplayinca ilk 45 dakikanin geneli Fener'in yari sahasinda oynandi. Galatasaray ise her topa ilk mudahale etme ilkesini yerine getirdi, topu guzel cevirdi ama ceza sahasi cevresindeki joga bonito'sundan pozisyon uretemedi. Ikinci devre Fener oyunu dengeledi ama erken oyuncu degisiklikleri ile hem erken yoruldu hem de eli kolu baglandi. Galatasaray ise malumunuz, 60. dakikadan sonra diller disarida. Bu da bize Skibbe'nin son kalan mirasi; sezon oncesi kondisyon yuklemesi yerine antreman iptalleri ile futbolcularin gonlunu calmisti. Zaten macin son anlarinda yasanan sacmaliklarin sebebi de bu basiretsizlik iki taraftan da. 

O kavgaya gecmeden once bir de su kismet isine gireyim dedim. Fenerbahce, Galatasaray'a karsi bu kadar ustun oynasan, ablukaya alsa gule oynaya 10 tane tikiverirdi. Galatasaray ise bir tane bile atamadi. Bir gol gelse iki takim icin de gerisi gelebilirdi ama o denge bir turlu bozulamadi. Kismet, baska turlu aciklayamiyorum hakkaten.

Gelelim fasulyenin faydalarina. Zaten 90 dakika birsey becerememenin siniri ile diken ustunde yasayan futbolcular, Kadikoy Kasabi Lugano'nun kafasi ile artik rahat rahat kavga edebilirlerdi. Yalniz isin enteresani bir kac beklenen kisinin disinda, genelde beklenmeyen oyuncular, beklenmedik hareketler yaptilar. Lugano klasikti, hic bir maci bitirmemesi lazim zaten. Ama Emre Asik, butun pozisyon boyunca dayak yedi ve yine atildi. Attigi pandikle cirkefligini kanitlasa da sanki dun aksam biraz kurunun yaninda yandi. Normalde centilmenligi ile bilinen Arda ve Semih, enteresan bir sekilde kavganin ortasindalardi. Kavgaya katilmasini bekledigim Volkan Demirel uzakta kaldi ama onun hakkinda zaten bambaska bir yazi yazicam, zira ozel ilgi icin yalvariyor kendisi. 

Bu arada aklima takildi. Colin Kazim ile Fenerbahce klubu, daha bu haftaici gerginlesmediler mi? Resmi sitelerden aciklama yapildi, karsilikli sevgisiz cumleler kuruldu. Sonra bir baktim Colin Kazim oyuna girdi. Ya o aciklamalardan sonra "sakaaa" dedi biri ya da olay tatliya baglandi ama ben duymadim. Bilgisi olan varsa alta ilistirsin lutfen. 

11 Nisan 2009 Cumartesi

Derby Della Bosfor

Belki Mclaren ihracın eşiğinde, Çin GP'sine bi hafta kaldı ve diffuser problemi çözülmek üzere ama galiba bu aralar onları yazamayacağım; hepimize malum olduğu gibi bu hafta sonu Türkiye'nin en güzel maçı Galatasaray-Fenerbahçe maçı var. 

Aslında bir sürü güzel futblogcu var, derbiyi bir süredir zaten yakından takip eden, enteresan inceleme yazıları yazan. Yeni ne katabilirim diye düşünsem de adı "ezeli rakip ebedi dost" olan bir blogun buna değinmemesi abesle iştikal. 

Bir kere şöyle bir mini araştırmayı gözler önüne sereyim. Yabancı basın acaba ne yazıyor diye merak ettim, Google'da "Galatasaray Fenerbahce Derby" yazdım. Sadece Türkçe sayfalar çıktı karşıma, yani dünyanın en büyük 3-4 derbisinden biri Dünya'nın pek de umrunda değil. Yalnız UEFA'nın sayfasındaki şu haberi atlamayalım, arada bahsetmişler. 

Peki taraftar psikolojileri nasıl maçtan önce? Malumunuz, iki takımın da sezonu tatsız-berbat ekseninde geçiyor, nadir maçlar hariç. Tat açısından, Galatasaray'ın ufak bir üstünlüğü var. Avrupa'da güzel bir kaç maç gördük, ligde bazı dominant galibiyetler vardı. Fener'in bu konuda bi Hacettepe kuşatması vardı, onun da çok arkası gelmedi. Tabi durumlar böyle olunca iki takımın taraftarları da heyecandan çatlamıyor. Hatta "mümkün olsa iki takım birden 0 puan alırdı bu maçtan" diye yorumlar bile var. Tabi ki die-hard fanatiklerin kıvamı daha farklı. Hazır nanemolla geçen sezonun acısının çıkma maçı. Kadıköydeki maçların direk Fener'e yazılmasından dolayı asıl rekabet daha çok Ali Sami Yen'de yaşanıyor. Eğer Fener alırsa "iki maçta da koduk" olacak, Cimbom alırsa sezon güzel bi Fener galibiyeti ile kapanacak içler rahat olacak. Yani dalga konuları şimdiden hazır, pazartesi ofiste kan akacak - berabere bitmezse.

Ayrıca iki takımın da savunmasında ciddi eksikler olması, eğlencenin bir daveti. Güzel ataklar, melaikelerin kaleyi koruduğu anlar ve bahtlı-bahtsız pozisyonların bol olacağını düşünüyorum. Mücadelenin yüksek ama futbol seviyesinin vasat çizgisinin etkisinden kurtulamayacağı bir maç bekliyorum açıkçası. Tabi ki sonunda da Galatasaray kazansın istiyorum. 

Bakın hiç Emre konusuna değinmedim, tansiyonu yükseltmedim, iyi oynayan kazansın'cıyım. Şunu belirteyim, Emre'nin ilk Italya'ya gittiği yıldan beri küçükken Fenerli olduğunu ve Aziz Yıldırım'ın yıllardır Emre'yi almak için "shake that ass"ini yırttığını biliyordum. Yani bu transfer benim için hiç sürpriz olmadı, bayadır kendimi alıştırmıştım. Yine de Fener için destekten çok töstek olmuştur. Kısacası Emre'ye küfredip soprano sesimi yırtmicam, takımıma tezahürat etmeyi yeğlerim. Hepinizi öperim.